Seks serbest sevda yasak!

Hülya Avşar ihanetin sınırlarını "Sevişsin ama sevmesin" diye çiziyor. Cinsellik tekelinden -biraz da mecburen- vazgeçerken, sevgi tekelini hâlâ elinde tutmaya çalışıyor

Aldatmada Avşar kriterleri can.dundar@e-kolay.net Bir yeraltı çetesi ya da tehlikeli bir virüsmüşçesine kulaktan kulağa fısıldanır, ses biraz yükseldi mi mevzu kapatılırdı.Konu komşu dedikoduları, eş dost duyumları, sıkı sıkı incelenen internet mesajları veya telefon dökümleri, ansızın gelen ve geceyi zehreden hasret mesajları...Pek çok evde kadınlar buna benzer sahneler yaşıyor, ama pek azı bu kanıtları ayrılık gerekçesi yapıp mahkeme önüne taşıyordu.Çoğu sineye çekiyor, çaresizliğin kuyusuna gömüyordu ihanet belgelerini...Ve ailenin kırık kolları, delik deşik yenler içinde dipdiri görünmeye çalışıyordu. Bugüne dek, lanetli bir parola gibiydi "ihanet"... Varlığı bilinen ama öyle uluorta bahsedilmeyen bir tarikat şifresi sanki... Bu evcilik oyununu Hülya Avşar bozdu.Biraz da statüsünün sağladığı özgüvenle herkesin ağzında yuvarlayıp gizlediği "Kral çıplak" havadisini bağıra çağıra verdi:"Evlilik doğaya aykırı... Yaşama zevkini bitiriyor" dedi.Bu durumun, ihaneti kaçınılmaz hale getirdiğini söyledi. Eşlerin -bazen farkında bile olmadan- durumu kabullenip ihanete göz yumduklarını ekledi.Milyonlarca kadının "zımni onay"ını tescilledi.Buraya kadar iddialı, cesur, radikal yorumlar...Ama sonrası...Kısmen çaresizliğin, kısmen de "aşiret"ten miras feodal kültürün yansıması... Evliliğe taarruz Avşar kızı geçen hafta Ahmet Hakan'a "Erkek aldatır, önemli olan çaktırmaması" dedi. Bu bilip de görmezden gelme tavrı, Avşar'ın, bitiş düdüğünü çaldığı evliliği sürdürebilmek için sarıldığı yegane urgan gibi görünüyor.Bir kuşak önce dile bile getirilmeyen, bir kuşak sonra ise belki gülünç gelecek olan bir "mecburi hizmet"in, ikiyüzlülükle aşılma çabası var bu kabullenişte...Sonraki cümle, ilişkiler açısından daha da acıklı:"Tek gecelik kaçamak için yuva yıkmam. Ama sevdiyse durum başka..."İşte burada hazin bir ikilem var:Oldum olası erkeğin, sevmeden seks yapabilme "becerisi"ni ayıplayan kadın, burada o "ayıbı" kendi avantajına çevirmeye çabalıyor.İhanetin sınırlarını "Sevişsin ama sevmesin" diye çiziyor.Cinsellik tekelinden -biraz da mecburen- vazgeçerken, sevgi tekelini hâlâ elinde tutmaya çalışıyor.Bu formülün dile getirilmesi bile "Evlilik doğaya aykırı" hipotezini doğrulayan bir kanıt... "Çaktırmasın" Bu sözleri okuyunca Süleyman'la Fahire'yi hatırladım.Nâzım "Bir Küvet Hikayesi" şiirinde anlatır onları...Fahire kocasının ihanetini öğrenir. Onu eve çağırır ve "Doğru mu?" diye sorar."Evet" der Süleyman...Rahatlar Fahire... Keser ağlamayı ve ayrıntıya girer:"- Nerde buluşuyordunuz? - Bir otelde...- Beyoğlu tarafında mı? - Evet. - Kaç defa? - Ya üç, ya dört. - Üç mü, dört mü? - Bilmiyorum." Bir küvet hikayesi Şiirin bir yerinde Nazım o zor soruyu sordurur kadın kahramanına:"- Çok mu seviyordun? - Sevmek mi? Hayır... - Başkaları da var mı?- Yok." Bu yanıtı alınca da şöyle der Fahire:"Bunu sevdin demek... Başkaları da olsaydı daha rahat ederdim..." Farklı yetiştirilme tarzlarından olsa gerek:Erkek "Sevse de sevişmesin" derdinde; Kadın "Sevişse de sevmesin"e razı...Oysa sevmeden sevişmekle, sevişmeden sevmek aynı sakat doğumun ikizleri değil midir? "Bunu sevdin demek" Bürokrasi içinden bir tanıdık geldi geçen gün:"Sakal-ı Şerif olayında faili ele verecek ayrıntıyı atladınız" dedi."Nedir?" diye sordum merakla..."Havaalanında objektiflere yakalanan sedef kakmalı kutuyu kim teslim alıyordu?" sorusuyla yanıtladı."Kim?" dedim."Koruma" dedi, sırrı dirhem dirhem vermenin tadını çıkararak..."Kimin?" diye sordum.Gülümsedi ve faile giden ipucunu verdi:"Başbakanın..." Kutuyu kim teslim aldı? USTANIN ANISINA Attilâ İlhan kimi düşünürdü? Hafta sonu Bolu'da DİSK'in toplantısı vardı.Değişik kesimlerden bir grup sendikacı, gazeteci, akademisyen, siyasetçi, "Türkiye'nin sorunları ve solun geleceği"ni tartışmaya davetliydik.Sol elimizin nicedir güçten düştüğü bir vakitteydik.Kimi eski polemikleri getirdi yanında; kimi bayat küskünlükleri, kimi derin hayal kırıklıklarını ya da taze umutları...Ben yeni yitirdiğimiz ustanın bir şiirini götürdüm.Gençliğinde siyasi nedenle dayak yemiş herkesin başucu şiirini..."Beni bir kere dövdüler, çok gözlüklüydüm" diye başlayan o muhteşem Attilâ İlhan şiirini:"boş yerlerime vurdular yumrukları duruyorgecenin bir saatinde gizlice kustumbir böcek yürüyordu boynumdan içeriburnum mu kanıyordu ağlıyor muydumbüyükdere'de dövdüler emirgan ve birileriayıran eden çıkmadı susadım su veren yokkavgalı olmasaydık belki seni düşünürdümçocuk sıcaklığına sığınıp uyumayıomzum bir vakit tutmadı dişlerimi tükürdüm fakat çok fena dövdüler size ne söylüyorumdaha bere giyiyordum bıyıklarım da duruyorhiç kimse o halimle görsün istemiyordumeczane aramak filan aklımdan geçmedisıcak bir şeyler içmek otelde moteldekavgalı olmasaydık belki seni düşünürdümdağılmış suratımı avuçlarına saklamayı ağlamayı düşünürdüm kimbilir belki debir vakit omzum tutmadı dişlerimi tükürdümbeni bir kere dövdüler çok gözlüklüydümdaha bere giyiyordum bıyıklarım da duruyorbüyükdere'de dövdüler emirgan ve birilerisenin için dövdüler dişlerimi tükürdüm"***"Meraklısı için notlar"a bakılırsa şiirde "dayak yiyen", fikirleri yüzünden gazaba uğrayan aydındır.Ya dişlerini tükürürken sıcaklığına sığınıp uyumayı, avuçlarına saklanmayı düşündüğü?"Senin için dövdüler" dediği o küskün sevdalı, ihtimal o dönem kavgalı olduğu devrim düşüdür.***Biz de "çok gözlüklüydük" hafta sonu...Çokça dayak yemiştik, omzumuz tutmuyordu.Ayıran çıkmamıştı; su veren de...Üstelik bir kısmımız kesmişti bıyığını, kavgalıydı "devrim"le...Dişlerimizi tükürüp onu düşündük, tartıştık yine de...

Yaralı akbaba, jandarma ekipleri tarafından kurtarıldıMalatya'da devriye görevi yapan jandarma ekipleri, buldukları yaralı akbabayı tedavi ettirdi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber