“Sevgi alternatif iyileştirme biçimi”

“Zalim İstanbul” dizisinde izlediğimiz Berker Güven, “Sosyal katmanı olan projeler ilgimi çekiyor. Nedim’i oynamak da tüm bedensel engelliler adına farkındalık yaratmak için  fırsattı. Onu etten kemikten biri haline getirme konusunda kendime güvendim” diyor.

“Sevgi alternatif  iyileştirme biçimi”

Daha sekiz yaşındayken oyuncu olmaya karar veren Berker Güven, sinemada “Babam”, tiyatroda “Yen” ekranda ise “Vatanım Sensin” projeleriyle adını duyurdu. Farkındalık uyandıran projelerde yer almaya çalıştığını söyleyen oyuncu, şimdi de Kanal D’nin dizisi “Zalim İstanbul”un Nedim’i olarak karşımızda... Felç geçirdiği için yürümeyen karakterine uzun süre çalışan Güven, engelli olduğu için insanların ötekileştirdiklerinden öğrenecek çok şeyleri olduğunu söylüyor.

- “Zalim İstanbul” dizisinin Nedim’i olarak karşımızdasınız. İlk projeniz olan “Babam” filminde zihinsel engelli Arif’i canlandırmıştınız. Hem duygusal hem bedensel zorlukları olan karakterler...

Sosyal katmanı olan, farkındalık uyandıran projeler ilgimi çekiyor. Mesela “Zalim İstanbul”da insanlar sevginin alternatif bir iyileştirme biçimi olabileceğini görüyor. Nedim’i oynamak da tüm bedensel engelliler adına farkındalık yaratmak için güzel bir fırsattı. Onu etten kemikten bir insan haline getirme konusunda kendime güvendim.

- İlk projenizde Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı’nda vakit geçirmiştiniz. Bu rol için nasıl hazırlıklar yaptınız?

Çok yakın bir arkadaşımın bedensel engelli kız kardeşi var, Elif. Şimdilerde psikoloji okuyor ve bedensel engelli psikolojisi üzerine tez yazıyor. Onunla uzun süre çalıştım. Nedim’de kendisine verilen ilaçların yan etkisi de var. Onlarla ilgili araştırmalar yaptım. Belgeseller, filmler izledim. Uzun süre gözlem yaptım. Ardından yönetmenimiz Cevdet Mercan’la birlikte yarattık Nedim’i. Senaryoyu okuduğumda gönül bağı kurdum. Saniyesinde kalbimin bir tarafı açıldı.

“Klişelerden çıkılması mutluluk verici”

- Nedim’in sizde sordurduğu, açtığı yeni penceler neler desek?

Nedim’in hayatı hiç kolay değil. Günün sonunda onun iyileşmesine izin vermeyen bir yengesi ve onu iten kuzeniyle aynı çatı altında yaşıyor. Ama bu zorlukların altında ezilmek yerine, mücadele etmeyi seçiyor. Nedim’in bana açtığı pencere, hayatta bizi ne, ne kadar zorlarsa zorlasın, mücadele etmemize engel olmamalı. Üstelik bir de elimizden tutup, Cemre gibi, destek olan biri varsa, ona sonuna kadar sarılmamız ve hiç bırakmamamız gerektiği...

- Evet, Nedim’le Cemre’nin aralarındaki bağ oldukça dikkat çekiyor. Hatta sosyal medyada da en çok yakıştırılan çiftlerden gösteriliyor...

Nedim ve Cemre karakterleri üzerinden bir analiz yapmışlar. Özdemir Asaf’ın bir dizesiyle başlamış: “Seni sevmekten önce anlamak isterim.” Bu çok değerli. Bir insan, bir insanı iyileştiriyor ve ona sevgiyle bakıyor ise onu hemen aşka yormak ne kadar doğru bilmiyorum. Ama insanların artık güzel kız güzel oğlan ya da tam tersi klişeden, kusursuz aşklardan çıkıp, naif, masum, çatışmasız ilişkilerin olabileceğine dair özlemini dindirebilmesi mutluluk verici. Nedim ve Cemre’nin ilişkisine izleyicinin mutlu olması yalnız olmadığımı hatırlatıyor ve o his kalbimi yumuşatıyor.

“Sevgi alternatif  iyileştirme biçimi”

“Rolüm için izole yaşıyorum”

- Sizi yolda görenler, Nedim olarak tanıyorlar mı?

Nedim’in gerçek biri olduğuna inansınlar diye elimden geleni yapıyorum. O yüzden de izole yaşıyor, kendimi olabildiğince saklamaya çalışıyorum. İnsanların gerçeklik algısını kırmamak için yapıyorum bunu. Engelli bir bireyin Nedim gibi sevebileceğini, mücadele edebileceğini görmesi ve bunun gerçek olduğunu hissetmesi önemli.

- Çetin Tekindor, Halit Ergenç ve şimdi de Fikret Kuşkan gibi usta isimlerle aynı projelerde yer almanızın size kattıkları için neler söyleyebilirsiniz?

Kamera önü oyunculuğunu Çetin Tekindor’dan öğrendim. Bu şahane bir şey. Halit Ergenç’ten tutarlılığı öğrendim. Halit ağabey, çok kondisyonlu. Onu nasıl koruduğunu öğrendim. Fikret ağabeyden öğrenmeye devam ediyorum ama oyunculuk biçimlerimiz benziyor. O da yaşayarak oynuyor. Kendi karakterinin içine çok dalıyor. Sonuçta bu yaşadıklarım elimden geleni yaptıktan sonra gelen şans. Ben çok çalışkan bir oyuncuyum. Çalışmak kazandırıyor. Hayatım boyunca oyuncu olmak için çalıştım. Bu usta isimlerle çalışmak da şans değil, çalışkanlığımın sonucu olduğunu düşünüyorum.

- Öte yandan, “Vatanım Sensin”in Aleksi’si olarak oldukça dikkat çekmiştiniz.. Sizde bıraktıkları neler oldu o projenin, karakterin?

Ben çok seviyordum Aleksi’yi. Aleksi yaptığı her kötü şeyi babası tarafından görünmek istediği için yapıyordu aslında. Dolayısıyla bana sevginin önemini, iyi bir şey yapan birini görmenin ve ödüllendirmenin değerini öğretti.

- Tiyatro sahnesinde “Yen” gibi başarılı bir oyunla yer almıştınız. Yeni proje var mı ufukta?

Kamera önünde çok parametre var. Oysa tiyatroda çok özgürsün. Sahne senin ve dilediğin gibi oynuyorsun. Seneye güzel bir oyun bulursam çok istiyorum. Bakıyorum o yüzden. Sadece sevmem, içime sinmesi gerekiyor.

- Yeni bir karakter yaratmanın en çok hangi yanını seviyorsunuz?

Öğrenmek… Bayılıyorum bu duruma. Mesela zihinsel engelli bir karakteri çalışırken neden kaynaklandığını, davranışlarını, hayata yaklaşımını öğreniyorsunuz. Hayatta inanılmaz bir öğrenme alanı açıyor karakter çalışmak. En güzeli hayatta ne deneyimlerseniz, işinize yarıyor. Kayıp bile yaşasanız o duyguyu bir yerde kullanabiliyorsunuz. Yaşadıklarımla hayat çantamı dolduruyorum.

“Hedefim aile kurmak”

- İlerisi için kendinize koyduğunuz hedefler neler?

Çocuk istiyorum. Doğru insanla beraber olduğumu hissedersem istiyorum. Kendimi ileride nerede görürsem mutlu olurum dediğimde; aile kurduğumda diye yanıtlıyorum bunu. Kariyer çok önemli değil. Seveceğim, derdini, hikayesini anlatabileceğim işleri yapayım yeter. Günün sonunda insanlara bir şeyler aktarabileyim, kalplerine dokunabileyim istiyorum.

- Uzun metraj bir film senaryonuz vardı, onunla ilgili bir planınız var mı?

Çekmecede duruyor, yanına iki senaryo daha ekledim. Vakit buldukça yazmaya devam ediyorum. Oyunculuk, 8 yaşından beri isteyip üzerine hayaller kurduğum ve ilerlediğim bir yol ama senaristlik için aynısını söyleyemem. O yüzden biraz daha çalışmam gerek.

“Sevgi alternatif  iyileştirme biçimi”

“Birçok yerde insanlar engelli olarak yaşatılıyor”

“Engelli” olmanın en büyük zorluğu nedir sizce?

İnsanların bakıp “Vah zavallım” demesi, berbat bir şey. Hâlbuki engelli bir birey, bizim sahip olduğumuzdan çok daha fazlasına sahip. Mesela, ben ZİÇEV’e girdikten iki saat sonra, ne kadar kolay mutlu olunabileceğini anladım. Masum bir şekilde hayatın yaşanabileceğini, içinden geleni söylemenin, yalansız olmanın aslında kolay olabileceğini... Kapıdan çıktığımda gördüğüm insanlar, koşturmalar, korna sesleri ise bambaşkaydı. Oysa böyle olmaması gerekiyor, insanların ötekileştirdiklerinden öğrenecek çok şeyi var. Sadece Türkiye’de değil birçok ülkede insanlar engelli olarak yaşatılıyor. Engelli bireyleri, engelli hale getiren fiziksel ya da zihinsel handikapları değil. Devletlerin sunmadığı imkanlardır. Kaynakların ve yapılan çalışmaların yetersiz olması engelli bir bireye “neden farklıyım” diye düşündürüyor. Oysa toplum ve yetkililer yeterince farkındalığa sahip olup, anlamaya çaba sarf edip, ötekileştirmese sadece insan olduğumuzu ve aynı olduğumuzu hatırlayacağız.

21 Eylül 2019 Magazin Bülteni21 Eylül 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber