Şeytan Richardın lokantaları

Londrada açtığı iki dev restoran ile tanınan Reşat Niyazi (Londralıların bildiği ismiyle "Şeytan Richard") çöplüklerden topladığı malzemelerle lokantalarını müzeye çevirdi

Sarastro bir mumyalar müzesini andırıyor. Yürürken yerdeki karoların aralarına konmuş eski paralar takılıyor ayaklarınıza. Bir tiyatro salonunda, localarda yemeğinizi yerken, sanki hayaletlerin sizi izlediğini düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Duvarlarda çeşitli heykeller, resimler, antik ayakkabılar... Aklınıza gelebilecek, hayal gücünüzü zorlayacak her türlü obje ile burada karşılaşabilirsiniz; Roma heykelleri, nü resimler (bildiklerimizden çok daha farklı görüntülenmiş)... Yemeğinizi yerken duvarlara asılmış şeytanlar, hayaletler sizi izliyor, opera müziği de dekoru tamamlıyor. Reşat Niyazi, Sarastro restoranında kasaya koyduğu bilgisayarının ekranını bile altın yapraklarla işleyerek, antika ve eski bir görünüm yaratmış. 110 yaşındaki tarihi binayı alıp restoran haline getiren Reşat Niyazinin Sarastro Restaurantının kraliyet ailesi mensuplarından, ünlü aktör ve aktrislere kadar değişen bir müşteri kitlesi var.Çöplüklerden ve eskicilerden topladığı malzemeyle lokantalarını müzeye çeviren Kıbrıslı Türk işadamı Reşat Niyazi, diğer adıyla "Şeytan Richard", Londranın dışında açtığı ilk restoranı Caligula ile ün yapmıştı.İlginç bir hayat hikayesi var 1942 Kıbrıs doğumlu Reşat Niyazinin. İngiliz askeri olarak II. Dünya Savaşına katılan ve Almanyada savaş sırasında yaralanan bir babanın oğlu. Reşat bey hayat hikayesine başlarken, İngiltereye 1958 yılında bir muz gemisinde geldiğini anlatıyor... Londranın tiyatro ve operaları ile en ünlü bölgesidir Covent Garden. Buranın tartışmasız en ilginç iki lokantası ise Sarastro ve Papageno. Önce Marsilya ardından Parise giden Reşat Niyazi, bütün parasını bitirdikten sonra Londranın yolunu tutmuş. Kendi sözleriyle "Cep delik cepken delik" olarak tanımlıyor Büyük Britanyaya ayak bastığı günleri. Bulaşıkçı olarak başlayan çalışma hayatını, otelcilik ve restoran eğitimi ile sürdüren Reşat Niyazi, hem okuyup hem çalışarak hayatını kazanmış ve Londraya gelişinden birkaç yıl sonra da İtalyan, İspanyol ve Türk üç ortakla ilk restoranını açmış.İlk işi ortaklar arasında anlaşmazlıkla sonuçlanınca kazandığı parayla dünya turuna çıkan genç işadamı, paralar suyunu çekince geri dönerek Savoy ve Ritz gibi ünlü otellerde çalışmaya başlamış.Reşat Niyazi o günleri anlatırken, girişimciliği sayesinde genç yaşta büyük firmalarda çok iyi konumlarda görev aldığını, 21 yaşında bir öğrenciyken otel müdürlüğü yaptığını bugünün gençlerine hatırlatıyor.Değişik yerlerde çalıştıktan sonra tekrar girişimcilik tarafının ağır basması ile 1967 yılında Bromley bölgesinde, Le Maison Fransız restoranını açan Niyazi, "Aynı zamanda Holbornda da bir restoran açtım. Aynı anda 3-4 restoran işlettiğim zamanlar oldu" diyor. İşe bulaşıkçılıkla başladı Reşat Niyazinin restoran işletmeciliği dışında başka uğraş ve hobileri de var; İngiltere ve Kıbrısta gayrimenkul yatırımları, Kıbrısta otel, antika araba koleksiyonu ve müzesi, Kuzey Kıbrısta Resim ve Heykel müzesinin de içinde yer alacağı bir sanat merkezi girişimi, antika motosiklet koleksiyonu, kitap koleksiyonu... Bunlar arasında Atatürke ait özel resimler ve eski İran şahının kardeşinin karısı Kontes Nerimanın hediye ettiği Kral Edward ile Atatürkün orijinal fotoğrafı da bulunuyor.Niyazi yardımseverliği ile de tanınan bir Türk işadamı. Ancak yaptığı yardımların yazılmasını ve bu tarafının öne çıkarılmasını sevmiyor. Londranın göbeğinde her gün yüzlerce insanı restoranlarında ağırlayan başarılı işadamı, Türkiye ve KKTCye olan sevgi ve bağlılığını da Londrada kazanıp, bu iki ülkeye yaptığı yatırımlarla da ortaya koyuyor. Antika koleksiyonu yapıyor Reşat Niyazi, tiyatrolar bölgesi Covent Gardenda restoran açmayı uzun zaman önce kafasına koyduğunu, bunun müzik ve tiyatro tutkunu olmasından kaynaklandığını belirtiyor. Sonra da Sarastronun kuruluş hikayesini anlatıyor: "Asıl hedefim tiyatrolar bölgesi olan Covent Gardenda bir restoran açmaktı. Sermaye yapmak için de Bromleydeki restoranla işe başladım. Sonra Sarastronun bugünkü binasını buldum. Meşhur bir bina idi. Yerel belediyeden sonra bölgedeki en büyük gayrimenkul sahibi Bruce Pibodye ait 110 yıllık bir mekan. Ben aldığımda sokakta yatan evsizlerin kullandığı izbe bir yer halindeydi. İki buçuk yıl sanatçılarla çalışarak tiyatro dünyasına uygun hale getirdim. Sarastronun iç dekorunun ana fikirleri bana ait."Sarastronun adı Mozartın ünlü bir operasından geliyor. Niyazinin bu yılın başında aynı bölgede hizmete soktuğu Papageno Restaurantın adı ise yine ünlü bestecinin "Magic Flute" (Sihirli Kaval) operasından esinlenmiş.Sarastroda 55 kişi çalışıyor, Papagenoda ise 100 kişilik bir kadro var. Niyazi, Papagenonun kendisine yaklaşık 2 milyon sterline mal olduğunu belirtiyor. Lokantaların ismi, Mozart operalarından geliyor

Çocukken hiç oyuncağı olmadı,dolmuşunu oyuncakla donattıOsmaniye’de çocukken hiç oyuncağı olmayan halk otobüsü şoförü 28 yaşında ki Fatih Çokan, çocuklar için otobüsü oyuncaklarla doldurdu. Çokan, otobüsündeki oyuncaklarla hem oynuyor hem de otobüse binen çocuklara hediye ediyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber