Sofrada sanat sohbeti

Bence bir insanın evindeki ikramı çok önemli, gelen kişiye hürmet ettiğinizi gösterir” diyen Derin Mermerci antika ve sanat uzmanı Raffi Portakal’ı evine konuk etti.

Sofrada sanat sohbeti

Şüphesiz sohbet sanat ağırlıklı oldu. Mermerci, Bedri Rahmi’nin resimlerini çok içten bulduğunu söylerken, Portakal öğrencilik yıllarında sanatçının atölyesine gittiğini ve bunun onun sanatla ilgili dönüm noktalarından biri olduğunu anlattı.

Sofrada Baş Başa” sayfalarının bu haftaki konukları Derin Mermerci ile sanat ve antika uzmanı Raffi Portakal. Bu kez sofra bir lokanta yerine,
Derin Mermerci’nin daveti üzerine onun evinde kuruluyor... Portakal ve Mermerci uzaktan tanışsa da ikili ilk kez böylesi uzun bir sohbet etme imkanı buluyor. Sofradakilerden biri Raffi Portakal olunca bol bol sanat konuşulması da kaçınılmaz oluyor elbette...

BU HAFTA DERİN MERMERCİ RAFFİ PORTAKAL’I EVİNDE AĞIRLADI

Derin Mermerci’nin evi... Saatler 19.30’u gösteriyor. Gecenin beklenen konuğu Raffi Portakal kapıda elinde ev sahibesine getirdiği küçük zarif bir buket ile beliriyor. Sohbet Mermerci’nin değerli sanat eserlerinin bulunduğu eviyle ilgili konuşmaları ile başlıyor.

Raffi Portakal: Bu evi sen mi yaptın?
Derin Mermerci: Evet, evimi kendim yaptım diyebilirim. Çok kıymet verdiğim sanatçıların eserlerini toplarken ve evimin birçok eşyası için Hakan Ezer’den akıl aldım. Mesela sehpalar, yemek masası... Paris’teydik, Hakan’la birlikte yemek masası beğendim. Fiyatı benim bütçemi aşıyordu. Ben de Hakan’dan bana bu tarz bir yemek masası yapmasını rica ettim. Kendisi bana daha bile güzelini yaptı. Bütün “finishing”leri Çağlayan Tuğal yaptı. Mesela oturduğumuz koltuk Nilgün Şensoy. Bütün aplik ve avizeler Ari İstanbullu’dan. İç dekorasyon da Hakan’dan. Mesela ben şu heykelleri “marche aux puces”ten aldım. Hakan “Ben yollamak istemiyorum. Çok zaman alır. Sırtımızda taşıyalım” dedi. Ben “Delirdin herhalde, ben ve sen nasıl? Heykel mi taşıyacağız?”diye sorarken “Ben iki çanta yapacağım birini sen, birini ben taşıyacağız” dedi. Biz bildiğin yazlıkçılar gibi, olamaz böyle bir şey... Sırtımız, elimiz her yerimiz dolu uçağa bindik. Nilgün Şensoy var uçakta “Nilgün’cüğüm nasılsın, iyi misin, yardım eder misin?” dedim, Nilgün “Ben sizi tanımıyorum. Kendiniz taşıyın” dedi gülerek.
Raffi P.: Yalnız mı yaşıyorsun burada?
Derin M.: Evet.
Raffi P.: Nasıl bir şey yalnız yaşamak?
Derin M.: Yalnızlığı seven biriyim. Evimde oturup müzik dinlemeyi, kitap okumayı, düşünmeyi seviyorum. Onun dışında dostlarım zaten hemen her gün sohbete, kahveye bana geliyorlar.

“Bir şey paylaşınca güzel oluyor”

Raffi P.: Bu evi görünce babam da gelir.
Derin M.: Allah bereket versin, gelen gitmiyor benim evimden. Öyle bir kısmeti var bu evin.
Raffi P.: Ne diyecektim biliyor musun? Bizim gençlik yıllarımızda böylesi evler çok azdı İstanbul’da. Hem böyle zevkli evler çok azdı hem de senin yaşında yalnız yaşayan kadınlar çok azdı. Bu sosyolojik bir şey çünkü toplum da bu kadar çok gelişmemişti ya da miraslar bu kadar lüks yaşamaya elverişli değildi. Bir dostumuz vardı, Elmadağ’da Kervansaray apartmanında oturan, onun evinden bizim ressam arkadaşlar hiç çıkmazdı. Orayı karargah yapmışlar.
Derin M.: Ama bir şey paylaşınca güzel. İnsanların bilgi olarak birbirinden beslenmesine bayılıyorum.
Raffi P.: Hem paylaşınca güzel hem de beslenmek diye bir şey var. Biz ondan yalnız yiyerek içerek beslenmiyorduk ya da onun kişiliğinden değil... Orada müthiş bir alışveriş vardı ve o alışverişin tümünden çok memnundum. Şimdi senin evini görünce onu anımsadım.
Derin M.: Ne mutlu bana...
Ev sahibesi Derin Mermerci konuğu Raffi Portakal’a evi gezdirmeye başlıyor.

Raffi P.: Evet. Bir yandan Canan Tolon var evinde, bir yandan girişte bizi fevkalade bir Fikret Mualla karşılıyor. Zannediyorum o Fikret Mualla’yı annen bizden aldı.
Derin M.: Bu Fikret’leri ben Süleyman Üstünel’den aldım. Diğer bir tane Fikret var onu annem sizden aldı. Neşe Erdok’lar var, çam ağacının arkasında kaldı şimdi. Bu da benim en sevdiğim Bedri Rahmi Eyüboğlu eseri.

“Sanat sensin, Derin...”

Sofrada sanat sohbeti

Raffi P.: Şahane... Kaç yaşındasın sen, bunları topladın?
Derin M.: 31. Bu sizden aldığım Fikret Mualla. Diğerini ben bir müzayededen aldım. Neşe Erdok benim en sevdiğim Türk ressamıdır, bu tablodaki ada vapuru görüntüsü muhteşem.
Raffi P.: Biraz yerel tatlar var değil mi burada?
Derin M.: Bayılıyorum ben onlara. Bedri Rahmi’nin bu tablosunda balıkçılar o kadar içten ki...
Raffi P.: Bu çok önemli bir dönemi Bedri Bey’in. Bedri Bey’i tanıdım, öyle bir şansım oldu. 63 yılıydı, ben o zaman fakülteye başlamak üzereydim. Benden oldukça yaşlı bir ressam hanım vardı, benim yazılarımı çok beğeniyordu. Beni aldı Bedri Bey’in atölyesine götürdü. Ben üniversitede psikolojyi kazandım. Ama öğleye kadar üniversiteydim, oradan çıkıp Bedri Bey’in atölyesine gidiyordum. Bu hayatımdaki dönüm noktalarından biridir sanatla ilgili. Evde bir tarafa Bedri Bey’i bir tarafa Neşe Erdok’u koyman çok hoş. İkisi de akademisyen, ikisi de Anadolu’yu işlemişler. Birisinde bir erkek karşılıyor seni ve kırmızı biraz agresif bir renkte, ötekinde de müthiş bir sükunet var.
Derin M.: Bedri Rahmi Eyüboğlu eserini ben çok beğenerek, kalbime dokunduğu için aldım. Yukarıda mesela Eren Eyüboğlu’lar var. Çok enteresan ben onu Bedri Bey’den daha çok beğeniyorum. Bir de eşi olarak hep arka planda durmayı başarmış oluşu muhteşem. İçeride göreceksiniz, Eren Eyüboğlu var Picasso gibi duruyor. Sanattan anlıyor muyum, anlamıyor muyum bilmiyorum ama...
Raffi P.: Sanat sensin...
Derin M.: Anlam olarak içimi ısıtan bir Erol Akyavaş var; onun hikayesi çok enteresan çünkü Bilge Karasu ile ikisi çok yakın arkadaş. Ya Erol Akyavaş bir resim yapıyor üstüne Bilge Karasu bir hikaye yazıyor ya da Bilge Karasu bir hikaye yazıyor onun üzerine Erol Akyavaş bir resim yapıyor. Güven ve saygıya dayalı muhteşem bir arkadaşlık. Duvarlarımda bir de vazgeçemediğim, Tayfun Erdoğmuş. Çok seviyorum Tayfun’u, mükemmel bir insan. Geliyor buraya mesela, o kadar sakin, sessiz konuşuyor ki “Tayfun duymuyorum seni” diyorum. Adamın içi o kadar huzurlu ki...
Raffi P.: Peki sen ne arıyorsun, huzur mu?
Derin M.: Huzur var bende çok şükür, mutlu da bir insanım.
Raffi P.: Aradığın bir şey yok mu?
Derin M.: Farkındalığı olan bir insan olmak istiyorum. O yoldan hiç şaşmayayım. Hayatı çok önemsemiyorum. Kendimi de öyle... Sağlık olsun, ailemin sağlığı olsun. Zaten sağlık oldu mu mutluluk var benim için. Onlar hep bir paket. O yüzden çok bir şey beklemiyorum hayattan. Niye hayata geldim ara ara onu düşünüyorum. Benim ruhumun görevi ne bu hayatta, anlam kazansın istiyorum.
Raffi P.: Hayata gelen birinin mutlaka bir görevi mi olması gerektiğine mi inanıyorsun?
Derin M.: Evet. Ben reenkarnasyona inanıyorum. Benden önceki bedende bıraktığı noktadan ben devraldım bu ruhu diye düşünüyorum. Dejavu denilen olayı birçok defa yaşadım. Mesela bir şehirde yürüyorum şurayı, dönünce şu çıkacak, biliyorum hissediyorum ve gerçekten orada tam kafamdaki restoran çıkıyor. Çok enteresan. “Ne arıyorsun hayatta?” derseniz işte bu farkındalığı arıyorum. Ruhumun olgunlaşması için çabalıyordum. Böyle insanlarla tanışmak istiyorum. Ruhuma bir şey katsın, pozitif enerji katsın, bilgi katsın...

“Hayat basit, insanlar zorlaştırıyor”

Raffi P.: Peki sen ne katıyorsun?
Derin M.: Ben dostlarıma pozitif enerji kattığımı düşünüyorum. Onlara ayna tutarak yardımcı olduğuma ve ışık tuttuğuma inanıyorum. Bende arkadaşım diye alttan alıp ya da onun duymak istediği şeyi söylemek yok. Ben Boğa burcuyum, tevekkül sahibi biriyim. Dostlarımın bana nasıl davranmasını istiyorsam ben de onlara öyle davranıyorum. Hayat çok basit, insanlar zorlaştırıyor hayatı. Ölüm denen bir gerçek var ve insanoğlu o kadar güçlü ki bunu unutup hâlâ sinirlenebiliyor, hala kendine zarar verecek egosuyla hareket edebiliyor...
Raffi P.: Peki sen beni nasıl algıladın?
Derin M.: Bilge bir insan var karşımda. Hayatımda etkilendiğim insanlardan olduğu gibi sizden de beslenmeye çalışıyorum. Mesela psikoloğum Rana Şen; gerçekten hayatımda birlikte olmaktan en keyif aldığım insanlardan biri. Hayatımı o kadar kolaylaştırdı ki... İlk gittiğimde “Şikayetin ne?” dedi, “Nedir kafanda çözemediğin?” “Ölüm korkusu, ölümden korkuyorum” dedim. “Senin olduğun yerde ölüm yok, ölümün olduğu yerde sen yoksun” dedi. “Dışarıda hiç kimse yok” prensibi ile hareket etmeyi öğretti. Benim hayatımda maalesef gerçeği yansıtmayan haberler yapıldı hep.
Raffi P.: Derin ama sana bir şey söyleyeyim; oraya gitmeyeceksin. Mesela canın çekse bile X mekanına gitmeyeceksin o zaman hayat senin oluyor. Bu arada Gala İstanbul’a gelmedin sen...
Derin M.: Gelemedim çünkü yeğenlerim bende kaldı. Beşi de bendeydi. Evde oradan oraya atlıyorlar ve akşam pijama partisi yapmak istediler. Benim de boynum kıldan ince, gelemedim. Güzel geçti mi?
Raffi P.: Çook. Çok güzel geçti ama sensiz geçti.
Derin M.: Bu vesile ile sizinle daha yakından tanıştığım için çok keyifliyim. Bu da bir tesadüf değil. Ben hayatın böyle olduğuna inanıyorum. Neden şimdi? Demek ki benim öğreneceğim bir şey var.

Derin Mermerci: “Bence bir insanın evindeki ikramı çok önemli, gelen insana hürmet ettiğinizi gösterir”

Yemek servisi başlıyor, Derin Mermerci, Raffi Portakal’a servis yapmaya başlayınca Raffi Bey: “Kendin de yemeyeceksen bana koyma” diye uyarıyor.

Derin M.: Benim evde hep böyle yemek çıkar. Bugün sizin için pilav da yaptım. Benim Aylin diye çok yakın bir arkadaşım var, bana yemeğe gelirken “Yalnız, ıspanak kökü, kabak ve fasulye görmek istemiyorum” diyor.
Raffi P.: Sevgili Derin gerçekten çok güzel bir masa yapmışsın. Senin aile kültürünün burada bir tezahürü var.
Derin M.: Bence bir insanın evindeki ikramı çok önemli. Çok keyifli bir şey çünkü gelen insanı takdir ettiğinizi, ona hürmet ettiğinizi gösterir. O anı yaşıyorsun keyifle... İçten bir an. Annemin o tarafını aldığım için çok memnunum.

“O kadar klasik şeyler alıyorum, 15 sene sonra da giyiyorum”

Raffi P.: Moda ile aran nasıl?
Derin M.: Ben çok görsel bir kız olduğum için açıkçası kendime ne yakıştırıyorsam onu giyiyorum. Bir kere benim eski eşyalarım çok kıymetli, tarih gibi moda da hep tekerrür ediyor.
Raffi P.: Vintage mı alıyorsun?
Derin M.: Hayır o kadar klasik şeyler alıyorum ki zaten 15 sene sonra da giyiyorsun. Çok ironik bir şey söyleyeceğim... Modayla çok alakam yok ama çok insan söylediği için söylüyorum ben bunu, yanlış anlaşılma olmasın... Benim tarzımı beğenen insanlar var ve ben bunu şöyle açıklayabiliyorum; o kadar ruhuma göre giyiniyorum ki... Beni mutlu ettiği için o gün giydiğim renkler ya da tarz, çok daha güzel görünüyor etrafıma. Bence moda o zaten. Sen nasıl hissediyorsan o gün onu giymelisin. Canım tulum giymek istiyorsa tulum giyiyorum. Mesela şöyle söyleyeyim son zamanlarda hiç alışveriş yapmıyorum. Çünkü doydum. Muazzam bir doymuşluk var. Bundan 10 sene önce çok daha meraklıydım. Şimdi önceliklerim çok değişti.
Raffi P.: Markanın önemi var mı?
Derin M.: Şöyle var, çok daha kaliteli. Zamansız oluyor. Bir şey anlatayım, botlarım var 97’de falan Chanel’den aldım ve yepyeni duruyorlar. Geçen giydim ve bir dergide çıkmış. Beymen’in başındaki kadın aradı, benim de çok yakın arkadaşım “biri soruyor senin botlarını kıramayacağım biri merak ediyor” dedi. “Chanel” dedim, o da hemen yanındakine söyledi. “Yalnız 97’de aldım, onu da söyle” dedim. Marka orada fark ediyor. Yepyeni duruyor.
Raffi P.: Bu söylediğin ilginç. Her şeyin mi böyledir? Mesela bugün giydiğin etek böyle mi?
Derin M.: Evet bu da öyle çünkü bu da zamansız bir parça markası Alaia. Benim ilk Alaia’mı ablamdan ödünç almıştım, Yosun’dan. Ben hep ikisinden gördüm zaten. Onların dolabından çok giydim ben. Küçükken özenip “A Yosun şu elbiseni giyebilir miyim?” dediğim çok oldu ve Tansa çok klasik bir kız mesela. Yosun çok daha yenilikçidir.
Raffi P.: Doğrusunu istersen Tansa’nın giyimine bayılıyorum.

“Sanat sadeleşince zorlaşır”

Derin M.: Muhteşem. Kuğu gibidir zaten.
Raffi P.: Vardır böyle birkaç beğendiğim kadın, Tansa da onlardan biri. Yalnız seçtiği renk değil ya da kendine yakıştırması değil, tuşesi de öyledir giydiğinin. Dokunduğun zaman “ben bir mücevhere, farklı bir şeye dokunuyorum” diyorsun. Çok da basit şeyler giyiyor. Sanat da öyle bir şey, hayat da belki böyledir, sadeleşince zorlaşır. Bir şeyi çok boyayarak, çok oyma yaparak, çok gotik ya da barok yaparak çok şey ortadan kalkıyor. Öteki taraftan baktığın zaman sadeleşince hatalar ortaya çıkar. Eser ya da insanın bir nevi röntgeni ortaya çıkıyor. Onu süsleyen hiç bir şey yok. Sade bir giyim olduğu zaman onun her şeyini görebilirsin. İyi bir gözün varsa. Bu konuşmanın üzerine biraz karbonhidrata ne dersin?
Derin Hanım, Raffi Bey’e çilav servis ediyor.

“Sanat benim kromozomumda var”

Masaya geçildiğinde bu kez soru sorma sırası Derin Mermeci’de...

Derin M.: Sanat işinde üstatsınız nasıl girdiniz bu işe?
Raffi P.: Ben psikoloji tahsil etmek için yola çıktım. Babam ve dedem antikacıydı. Yaz tatillerinde babama yardım ederdim. Ailemle sanat eserleriyle iç içeydik. Babam çok yenilikçi bir insandı 1957-58’de özel galerisi vardı. Cumartesi günleri onu açıp özel sergi yapardı. Düşünebiliyor musun? Tünel’de bir galeri vardı. Dedem 1947’de ölüyor. Ben hiç tanımadım kendisini. O da çok ünlü bir antikacı, 32 tane sarayın müzayedesini yapıyor. Saray derken eski Ayşe Sultan, Adile Sultan gibi önemli sultan hanımların evlerine, oturduğu konaklara saray diyorlar. Onların müzayedesini yapmış. Babam Osman Hamdi Bey’in müzayedesini yapmış. Osman Hamdi Bey’in evi neresi biliyor musun? Zannedersem sizin de ortağı olduğunuz ya da sizin olan Aşşk Kafe var. Aşşk Kafe’nin yanında Çolak’ların yeri var. Orası Osman Hamdi Bey’in evi. Babam hep gösterirdi, “Orada müzayede yaptık” derdi. Mesela bugün Osman Hamdi Bey’in torunu Canan hanım yaşıyor ve babamı tanıyor. Yani benim yalnız kromozomumda sanat yok, DNA’mda var.

“Komet’in görünüşü tatlı sert”

Derin M.: Genetik resmen. Maya’da da (Raffi Portakal’ın kızı Maya Portakal) var çünkü.
Raffi P.: Sen tanıyorsun, iyi arkadaşın mı?
Derin M.: Sosyal arkadaşım...
Raffi P.: Güzel bir tanımlama.
Derin M.: Maya benim çok takdir ettiğim bir kız çünkü sorumluluk sahibi biri. Ama mesela 10 sene önce de öyleydi, hep idealist bir düşüncesi vardı işle ilgili. Demek gerçekten sizin DNA’da var. Çok enteresan.
Raffi P.: Evet, olabilir. Hiç bu işlere bulaşmak istemiyordum. Fakat sanat benim ayrılmaz parçamdı. 64’ten itibaren Komet, Alaattin Aksoy, Utku Varlık, Gülsün Karamustafa gibi günümüz resminin, çağdaş resmin büyük aktörleriyle beraber büyüdük. Onlar benden yaşça büyüktü Gülsün hariç. O zaman çok kolay değil takdir edersen. 16-17 yaşındayım, ben sadece bilgimle ve farklılığımla onların yanında olabilirdim. Onlar benden altı-yedi yaş daha büyük. Ayaklarının altında dolaşmam bile abes. Ama beni sevdiler ve aklımı, entellektüel birikimimi derken ciddi bir arkadaşlığımız oluşmaya başladı.
Derin M.: Komet nasıl bir insan hep merak etmişimdir?
Raffi P.: Müthiş idi, hâlâ da ayrı bir müthiş. Şimdi demlenmiş artık. O zaman gerçek bir çılgındı. Akademinin karşısında şaraphane vardı, oraya giderdik. Ucuz bir meyhane daha doğrusu. Onun sözünü dinlemeyince Komet’in, masanın üzerine çıkıp şiirler okurdu
sözünü dinletmek için

Derin M.: Görünüş tam tatlı sert.

Raffi Portakal: İyi bir şarap içtik. Şarap insanın kanının içinde dolaşan Baküs’ün kutsal içeceği. Tadında içildiği zaman insanın karşısındakiyle köprü kuran bir şey
Derin Mermerci: Ben hiç besmelesiz evden çıkmam, birçok duayı bilirim. Annem Kuran’la büyüttü bizi, inancım sonsuz... Kalbin temiz olduktan sonra bunlar bana hep o anlık araç. Elimde ıhlamur çayı olmasıyla bir kadeh şarap olmasının hiçbir farkı yok

Sofrada sanat sohbeti

Derin Mermerci: “Bernard Buffet yaşamı boyunca doğayı, insan portrelerini, yaşam stillerini işlemiş resimlerinde. Bu tablonun adı “La tete d’une femme” yani bir kadının başı anlamına geliyor. Ben şahsen bu tabloya bakınca son derece hüzünlü, yalnız, umudu tükenmiş bir kadın görüyorum ve çok merak ediyorum, acaba ressamın kendisi bu kadını resmederken ne düşünüyordu? Niçin
bu hüzünlü ifade? Bir resme bakarken, şayet o eserin yazılmış bir hikayesi yok ise hep kendim hayal ederim o resmin hikayesini.
Bu portrenin üzerine de saatlerce düşündüğüm olmuştur.”

“Damien Hirst için dünkü Picasso diyebiliriz”

Derin M.: Picasso dışında hiç kimse hak ettiğini görememiş. Picasso’nun hayatı hep çok iyiymiş. İnanılır gibi değil. Hep öldükten sonra... Neden ama yani?
Raffi P.: Ben şöyle düşünüyorum; büyük artistler, büyük sanatçılar, çağa damgasını vuran büyük insanlar hep toplumun önünde olan insanlardır. Toplumun önünde olmak demek kolay kabul görmek değil. Daha evvel “establish” olan sanatçılar var, köşeler tutulmuş. Birisi çıkıyor farklı bir şey yapılıyor. Onun kabul görmesi için zaman geçmesi gerekiyor. En iyi hakim zamandır. Zaman en doğru kararı verir. O yüzden sanat eserleri ve sanatçıların çok azının yaşadıkları zamanda kıymetleri anlaşılır. Tersi de var; yaşadıkları zaman çok sansasyonel oldukları için çok itibar gören insanlar vardır. Ama zaman içinde sanat tarihinde fıss diye sönenler de vardır. Bu ikisi arasında müthiş bir fark var ama Dali gibi insanlar da var; Dali hem müthiş bir sanatkardı hem de popülerdi. Bir gün Dali’ye diyorlar ki “Sürrealizm hakkında bir konferans ver”, Dali “Gelmem, şu kadar para isterim” diyor. Müthiş bir para bugünün parasıyla. Plaza Otel’in konferans salonunda saat 2.00’de konferans verilecek diye bütün basın, koleksiyonerler toplanıyor... 2’de yok 3’te yok 4’te yok... Dali 5’te geliyor. Bir dalgıç kıyafetiyle... Kafasında dalgıç başlığı, ayağında paletlerle zorlukla yürüyor. Kürsüye çıkıyor: “Bayanlar beyler sürrealizm budur” diyor ve konferans bitiyor.
Derin M.: Peki ben şeyi merak ediyorum, Damien Hirst bir şişirme mi mesela? Galericisinin yaptığı bir şişirme mi?
Raffi P.: Damien Hirst için dünkü Picasso gibi diyebilirsin çünkü çok popüler bir adam, etrafı kaynatıyor, çok iyi pazarlamasını biliyor. Bir baktığın zaman Damien Hirst’ün geçmişine, neler görüyorsun? Young British Award’u çok genç yaşında kazanan biri. Ardından İngilizlerin en önemli ama en önemli ödülü Turner Awards’u kazanıyor. Geliyoruz günümüze... Bu sene dünyanın en önemli çağdaş sanat müzelerinin başında gelen Tate Modern’de, bu yaşında, 65 doğumlu bir adam, retrospektifini yaptılar.
Derin M.: Çünkü yanılmıyorsam Vasıf Kortun 88 yılında Damien Hirst sergisi yapıyor burada İstanbul’da. Vasıf’a dedim ki “Sen nasıl işe bu kadar erken uyanıp getirebiliyorsan sergisini yapıyorsan ve hakikaten bu işin içinde bu kadar varsın, nasıl iki tane almadın?”. O zamanki fiyatları 3-5 bin dolar arası. “Ben sanata asla yatırım olarak bakmıyorum.” dedi. Ben hep düşündüm orada ne demek istediğini. Çünkü bir adamın oradan bu noktaya atlamış olmasında mutlaka stratejik olarak bir şeyler yapılmış olmalı. Bir Modigliani aynı değil.
Raffi P.: O günün şartları, o günün iletişimleri başkaydı. Bugün bir noktaya dokunduğumuz zaman dünyanın her tarafına hakimiz. Çağ meselesi bu. Bugünün çağı bu ama ben sana bunun cevabını verdiğimi zannediyorum. Ne dedim ben sana, bu sene dünyanın en önemli çağdaş sanat müzelerinin başında gelen Tate Modern’de onun retrospektifi yapıldı. Bu öyle parayla falan yapılabilecek bir şey değil. Yapılacak yer var, yapılmayacak yer var. Bu yapılmaz. n
Ve sohbeti kahveler noktalıyor.

19 Ekim 2019 Magazin Bülteni19 Ekim 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber