Soma yasın hangi evresinde?

Soma’daki maden faciası yaşanalı neredeyse üç ay oldu. Somalılar kayıpların ardından ilk özel günü, Ramazan Bayramı’nı yaşadılar. Türk Psikologlar Derneği yetkilileriyle “Zamanla ortaya çıkar” dedikleri travmayı, Somalı çocuklar için fotoğraf atölyesi düzenleyenlerle çocukların fotoğraf merakını konuştuk

Soma yasın hangi evresinde?

Anıl meraklı gözlerle babaannesine bakarak “Bu mezarlar benim boyum kadar, kocaman adamlar ölünce mi küçülmüşler?” diyor. Ben onları biraz uzaktan izliyorum. Sekiz, dokuz yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim Anıl’ın kocaman adamlar dediği yaklaşık üç ay önce Soma’da yaşanan maden faciasında ölen madenciler... Mezarları küçük değil aslında. Anıl muhtemelen ilk defa bir mezara yakından baktığı için ona öyle geliyor. Madenciler ölünce küçülmemişler ama ölümleriyle ilgili başka acayiplikler var. Var da, babaannesi bunları ona nasıl anlatsın şimdi? Nasıl “Göz göre göre öldüler” desin mesela? Diyemiyor, onun yerine “Üç Kulhuvallah, bir Elham oku Anılcım” diyor.
Saliha kenarına sandalye çektiği mezarın başında müthiş bir konsantrasyonla Yasin okuyor. Biraz ara verince sohbet ediyoruz. Dayıları ve eniştesi ölmüş madende. Dördüncü sınıfa geçmiş Saliha. Yatılı Kuran kursunda öğrenmiş Kuran’ı Arapça okumayı. Okuldan, kurstan söz ederken birden “Teyzem o gün nasıldıysa öyle kaldı,
o gün ne kadar ağladıysa hâlâ o kadar ağlıyor” diyor. Ben daha bunu sindiremeden “Ölenle ölünür mü?” diyor sonra. Çocuksu bir merakla mı soruyor, ölenle ölünmez demeye mi getiriyor anlayamıyorum. Her iki durumda da verecek iyi bir cevabım yok zaten.
Anıl ve Saliha bayramın üçüncü günü Soma’daki mezarlığa giden çocuklardan ikisi... Babalarını, abilerini kaybedenler daha çok bayramın ilk günü gelmişler. Bugün gelenlerin büyük bölümü civardan geçerken uğrayanlar...
Her birinde ikişer, üçer bayrak bulunan mezarların üzerinde ölen madencilerin fotoğraflarının ve baretlerinin yanı sıra tespih, mendil gibi özel eşyaları, yakınlarının ve ziyaretçilerin mektupları, Şeker Bayramı’nın şekerleri var.
Facianın yaşandığı günlerde, “psikolojik ilk yardım” için Soma’ya koşan Türk Psikologlar Derneği yetkilileriyle bir röportaj yapmıştık, “Travma zamanla ortaya çıkar. Asıl, el ayak çekilince desteğe ihtiyaçları olacak” demişlerdi. El ayak büyük ölçüde çekildi. Babalar Günü’nü saymazsak (genelde pek kutladıkları bir “özel gün” değil Babalar Günü), faciadan sonraki ilk özel günü, Ramazan Bayramı’nı yaşadılar. Bayramın etkisini, zamanla ortaya çıkan travmanın boyutlarını konuşmak üzere dernek yetkililerinden Aslı Çarkoğlu ve Metehan Irak’la Soma’da bir araya geldik. Sonra da en çok kaybı veren köylerden Elmadere’de çocuklar için fotoğraf atölyesi düzenleyen ekipten Yücel Tunca’yı ziyaret ettik.

“Travma zamanla ortaya çıkar” demiştiniz ilk röportajda. Zamanla neler ortaya çıktı? Yasın hangi evresinde Soma?

Metehan Irak: Klasik yas sürecinden biraz farklı bir süreç görüyoruz. Yasın evrelerinden öfke hâlâ devam ediyor.
Bu çok ilginç, bizim de üzerinde özel bir çalışma yapmamızı gerektiren bir durum. Öfkenin bir türlü dinememesinin nedeni belirsizliğin devam etmesi. İnsanların hâlâ ücretleri ödenmemiş, sigorta primleri yatırılmamış, yani mağduriyetleri büyük ölçüde devam ediyor. Yası konuşalım derken daha ikinci dakikada bunlardan söz etmeye başlıyorlar. İnsanlar buraya gelen siyasetçiler için “Ağzımıza bir parmak bal çalıp gidecekler” diyordu, hakikaten de öyle oldu. Bunun getirdiği güvensizlik, çok ciddiye alınması gereken bir durum. Yaklaşan bir seçim var, her şey biraz onun sonrasına ötelenmiş gibi... Dün bir aile görüşmesinde “Toplanan yardım paraları ne oldu?” diye sordu biri. Cevap veremedik. Bu kadar işin içinde olan insanlar olarak biz bile bilmiyoruz. Oysa herkesin yetkililerden bundan sonra ne olacağını duymaya ihtiyacı var.

Soma’da evlerde, kahvehanelerde gündem hâlâ bu facia mı?

Aslı Çarkoğlu: Evet. Sokaklarda
“Başımız sağolsun” yazılarının durduğunu görmüşsünüzdür...
Metehan I.: Burada her gün bir
eylem var; heykelin orada oturma eylemleri, basın açıklamaları oluyor. Bunlar alevin sönmesini engelliyor.
Aslı Ç.: Bu tip olaylarda en önemli
şey hayatın eski rutinine dönmesidir. İnsanları hayatları üzerindeki kontrolü tekrar hissetmelerinden alıkoyan her şey iyileşmenin önünde duruyor demektir.

“Haberlerde bizden kaçıncı dakikada bahsedecekler diye saat tutuyorlar”

Buradaki insanlar gündemin değiştiğini, unutulduklarını düşünüyorlar mı?

Metehan I.: Travma yaşayan herkeste unutuldum, önemsenmiyorum hissi olur.
Aslı Ç.: Memlekette çok absürt başka şeyler olmaya devam ediyor, bir yandan dünya birbirine girmiş durumda...
Yine de Soma gündemde alt sıralara düşmesin istiyorlar tabii.
Metehan I.: Bir arkadaşımız anlattı; televizyonda haberle başlayınca saat tutuyorlarmış. Gündem tabii şimdi
IŞİD, cumhurbaşkanlığı seçimi ya, onlardan sonra kaçıncı dakikada Soma’dan bahsedecekler diye... Komik gelebilir ama bu önemli bir beklenti.

Görüşme yaptıklarınız kolay anlatıyorlar mı hissettiklerini?

Aslı Ç.: “Hadi anlat” deyince tık diye çıkmıyor belki ama bütün negatif yaşantıların bir anlatılma ihtiyacı her zaman vardır.
Metehan I.: Uygun yaklaşımı kullandığınızda ilk gün değilse de ikinci, üçüncü gün yavaş yavaş iletişim kurmaya başlıyorsunuz.

“Hiç evinden çıkmayanlar, hiç konuşmayanlar var”

Onlar mı size geliyor daha çok, siz mi onlara gidiyorsunuz?

Aslı Ç.: Her ikisi de... Bu merkezin iletişim bilgilerinin yazılı olduğu kağıtlar dağıtıyoruz her yerde. Bu kağıtları görüp gelen çok oluyor. Onun dışında biz de iki kişilik ekiplerle ev ziyaretleri yapıyoruz.

Neler anlatıyorlar?

Metehan I.: Travmayı çok ağır yaşayanlar var; uykusuzluk, duygu durumunda ani değişiklikler, tepkisizlik, içe kapanma, iletişim kuramama...
Hâlâ hiç evinden çıkamayanlar, hiç konuşmayanlar var. Daha yoğun destek alması gerekenleri ilgili birimlere yönlendiriyoruz.

Soma yasın hangi evresinde

Gönüllü psikologlar Soma’ya dönüşümlü olarak gidip bir hafta kalıyor.

“Üç oyuncak yüzünden arkadaş desteğinden mahrum kalıyorlar”

Yapılan yardımlar nasıl bir etki yaratıyor?

Metehan I.: Mağdur psikolojisi yaratıyor. Bu çok tehlikeli bir şey. Babalar Günü’nde oyuncak dağıtmak isteyen çok oldu mesela. Ulaşabildiklerimize bunu yapmalarının daha zararlı olduğunu anlatmaya çalıştık. Oyuncağa, şekere en fazla bir hafta, bir ay boğabilirsiniz. Sonra ne olacak?
Aslı Ç.: Babalar Günü’nde kimse
bu çocuklara oyuncak almıyor çünkü normalde. Oyuncak verince ne oluyor? Babası geri mi geliyor? Baba acısı mı diniyor? Hayır. O yüzden mümkün olduğunca empatiyle yaklaşmak gerekiyor. “Bana bir şey olsa çocuğuma ne yapılmasını isterim? Birilerinin gelip delilerce oyuncak vermesini ister miyim?” gibi sorular sormak lazım. Eğer kendi çocukları için istedikleri bu değilse başkalarının çocukları için de bunu yapmamalılar. Bir de şu var; evet burada 301 ailenin canı yandı ama aslında on binler etkilendi. Babası sağ kurtulanlar var. Onlara bir şey yapılmayıp bütün ilgi ve yardımlar sadece babası ölenlere gittiği zaman toplumun düzeni bozuluyor. Çocuklar arkadaşlarıyla oynayamayacak hale geliyor. Çünkü birinde birçok şey var, diğerinde
hiçbir şey yok. Arkadaşlar birbirlerine ters ters bakar hale geliyor. Şu anda
en çok ihtiyaç duydukları arkadaş desteğinden üç oyuncak yüzünden mahrum kalmış oluyorlar.

Soma’da bayram nasıl geçti?

Metehan I.: Bayram sonrası görüşmelere bugün başlıyoruz. Mutlaka çok zor geçmiştir. Her şeyin ilki zordur böyle travmalardan sonra. Bayram
birçok şeyi hatırlatmış, anıları gündeme getirmiştir. Kaygıları depreştirmiştir.

Mezarlıkta pek çok tatilci gördük. Geçerken uğradıklarını söyleyenler vardı. İçlerinde mayoları, bikinileri vardı. Mezarların tek tek fotoğraflarını çekiyorlardı. Ne hissettirir burada bir yakını olanlara bu durum?

Metehan I.: Yakınlarını kaybedenlerin kimileri bu durumu garip karşılıyor. Kimileri de görmüyor bile...
Bu şekilde yapılan ziyaretler “öylesine yapılmış” izlenimi yaratır. İnsanlar normalde bir mezarlık ziyaretine nasıl gidiyorsa buraya da öyle gelmeliler.
Aslı Ç.: “Benim babamın mezarının bu şekilde ziyaret edilmesi bana ne hissettirirdi?” diye düşünüp ona göre davranmak lazım burada da...

Soma yasın hangi evresinde

En çok kayıp veren köylerden Elmadere’de açılan fotoğraf atölyesinin eğitmenlerinden Yücel Tunca: “Çocuklar fotoğraflarında facidan çok dağlarda yaşam gibi konuları işliyor. Çektikleri arasında güldüren çok; eşekler, ördekler, birbirlerinin şaklabanlıkları... Hüzünlendiren de var tabii; kaybettiği babasının evdeki fotoğrafını çeken de oluyor.”

“Bu travmadan sonra çocuk mutlaka değişir”

İhtiyacı olduğu halde görüşemediğiniz kişileri henüz madenden çıkarılamamış madenci gibi gördüğünüzü ifade ettiniz röportajdan önce. Böyle çok kişi var mı?

Metehan I.: İlk günden beri temel kaygımız, facianın etkilerinin çok geniş bir alana yayılmış olması. Dört ilçede yaklaşık 11 bin kişinin etkilendiğini tespit ettik. Bu nedenle alan taramasını henüz bitiremediğimiz yerler var, evet. Hedefimiz; ihtiyacı olduğu halde girilmemiş hane bırakmamak. Bunun için Soma’daki
bu merkezin aynısından bir tane de Dursunbey’e kurma girişimimiz var.

Bu merkezlerde kimler görev alıyor?

Metehan I.: Gönüllülük esasına göre çalışıyoruz. Yıllık izinlerini kullanarak gelen, ofisini kapatıp gelen arkadaşlarımız var. Gelen bir daha gelmek istiyor.
Gönüllü listemizde şu an 300’e yakın isim var. Dönüşümlü olarak buraya gelip
birer hafta çalışıyorlar.

Görüşmeye gelen biri her hafta farklı bir psikologla karşılaşıyor...

Aslı Ç.: Türkiye’de ruh sağlığı hizmetleri uzmanlarının sayısı çok kısıtlı ne yazık ki. Bu nedenle gönüllülerle çalışmak zorundayız. Burada görüştükleri psikologların yüzü değişiyor belki ama kurum sabit. Gelenlere “Ben bir hafta buradayım, bir-iki kere görüşebileceğiz ama başka arkadaşlarım burada olacaklar. Merkezin kapısı hep açık” diyoruz. Kalıcı personel alımına da başladık zaten.

“Öğretmenlerin bu yeni duruma hazırlanması gerek”

Çocukların ruh halinde durum ne?

Metehan I.: Ergenlerde, özellikle erkek çocuklarda babanın yerine geçme psikolojisi görüyoruz. Çok ilginç;
birçoğu madenci olmak istiyor. Böyle bir gelenek var, dede-baba mesleği olarak görüyorlar. Zaten bir yerde de madenci olmaya mecburlar. Kimilerinin de
buradan gitmek gibi düşünceleri var.
Çok karmaşık duygular içindeler.
Kız çocuklarda bölgenin sosyolojik yapısı gereği anneye yardımcı olma, kardeşlere ablalık yapma eğilimi görüyoruz. Bazıları gelecek planlarını değiştirmiş. Askerliği, evliliği erteleyenler ya da öne çekenler var. Aileye yeni bir dinamizm katmak için bir an önce çocuk sahibi olmak isteyenler var.

Daha küçükler nasıl yaşıyor yası?

Metehan I.: Küçük çocuklar duygularını ya hiç ifade etmek istemiyor ya da
hiç davranmadıkları şekilde davranmaya başlıyor. Bu nedenle özellikle öğretmenlerin bu gibi durumlara hazırlanması çok önemli.
Aslı Ç.: Değişimin nasıl olacağı çocuğuna göre değişir. Bütün çocuklarda “Bu kesin olur” diyebileceğimiz tek şey şu; mutlaka değişirler. Her çocuk kendine göre değişir. “Yaramazlaşabilir” veya “akıllanabilir”. Yaramazlar hemen “Problem var” diye getiriliyor ve onlar yardım alıyor ama “akıllananlar”a da bakılması gerekiyor. Afacan bir çocuğun aniden evin direği rolünü benimseyip olgunlaşması o an için çok güzel
bir şey gibi görünür ama o çocuk için
iyi bir şey olmayabilir.

“Çocuklara baban yerin altına girdi denmemeli”

Bu yaşananları hatırlayamayacak kadar küçük çocuklara nasıl anlatmak lazım kayıpları?

Aslı Ç.: Çok grafik olmayan bir şekilde anlatılması lazım. Üç-dört yaşındaki çocuğa “Baban yerin altına girdi” demek onların travmatize olması için yeterlidir.
Çünkü çocuğun onu tahayyül etmesi çok zor. Babanın gelemeyeceği bir yere gittiğinin daha basit bir şekilde anlatılmalı. Babayla olan bağ önemlidir. O bağın ucunun açık kalmaması gerekiyor. Çocuğa bağlanacağı başka bir güvenilir kaynak vermek lazım; bu çoğu zaman anne oluyor, kardeşler de olabilirler.
Her yaş grubu için geçerlidir bu...

Yücel Tunca: “Çektikleri fotoğraflarda madeni kullanan bir tek çocuk var”

Elmadere’de çocuklarla yaptığınız bu fotoğraf atölyesi ne kadar sürecek?

İki ay. Fotoğraf Vakfı’nın 99’dan beri yaptığı Fotoğrafçı Çocuklar Atölyesi’nin bir devamı bu atölye. Fotoğraf Vakfı ve Galata Fotoğrafhanesi birlikte düzenliyor.

Elmadere köyü nasıl seçildi?

Burası kayıpların yoğun olduğu bir yer. Alevi köyü olduğu için yardımlardan uzak kalacaklarını düşünmüştük. Pek öyle olmadı. Başka köyleri de düşündük, bir tanesi “Biz istemiyoruz, buradaki çocuklar Kuran kursuna gidiyor” dedi kibarca. Başta muhtar olmak üzere buradaki herkes de çok istekliydi, buraya geldik.

Nasıl hazırlandınız?

Buraya geleceklere iki eğitim verdik. Biri atölye süreciyle ilgili, biri davranış psikoloji üzerineydi. İlk ekip gelip evleri gezdi, atölyeyi anlattı. Yaklaşık 35 gönüllü var. Dönüşümlü olarak çalışıyoruz.

“Tuhaf bir bolluğun içine düştüler”

Sadece babasını kaybeden değil, tüm çocuklarla bir araya geliyorsunuz bu atölyede değil mi? Neler yapılıyor burada?

Evet, iki grubumuz var; 14 yaşından küçüklerle bir hafta çalışıyoruz. Üç gün eğitim alıyorlar, üç gün onlara verdiğimiz makinelerle fotoğraflar çekiyorlar. Son gün sergimiz oluyor.
14 yaş ve üstündekilere iki ay fotoğrafla hikaye anlatma eğitimi veriyoruz.

Facianın hikayesini fotoğraflarıyla anlatan oluyor mu?

Hayır. Domates nasıl toplanır, dağlarda hayat, keçilerin güdülmesi gibi şeyler seçiyorlar. Sadece biri madeni seçti, o da
19 yaşında bir maden işçisi zaten.

Çocukların fotoğrafları içinde sizi şaşırtan, güldüren, hüzünlendiren kareler hangileri?

Şaşırtan yok, güldüren çok; eşekler, ördekler, birbirlerinin şaklabanlıkları... Hüzünlendiren de var, kaybettiği babasının, abisinin evde duran fotoğraflarını çekiyorlar mesela...

Travma gözlemliyor musunuz çocuklarda?

Ben psikolog değilim, yanlış bir şey söylüyor olabilirim ama kazanın yarattığı travmadan ziyade yardımların yarattığı bir travma gözlemliyorum. Çocuklar facianın sonuçlarını yaşayamadan başka bir dünyaya geçiş yaptılar. Bu dünyada her şey maddiyata dayalı. Acılarını yaşayamadan tuhaf bir bolluğun içine düştüler. Her şey metalaşmış durumda onlar için. “Uzun saç gel buraya” diyor mesela bana. Biraz önce gelen gazozdan farkım yok onun için. Yardım kamyonlarının arkası açıldığı anda bir yağma ortamı oluyor. “Sen üç tane aldın, ben bir tane”ler başlıyor. Arkadan başka bir araba geliyor, kucaklarındakileri atıp ona koşuyorlar. O yüzden yardımların çok dikkatli yapılması gerekiyor.

Bundan sonra neler yapacaksınız?

En az iki hafta daha buradayız. Sonra da 14 yaş üstü grupla iki ayda bir, hafta sonları çalışmaya devam edeceğiz. Dört-beş genç var ki... İkisi İstanbul’da bir haftada fotoğrafçı olur.

HTC Vive Cosmos denedik!HTC'nin yeni sanal gerçeklik gözlüğü Vive Cosmos'u denedik. Bir önceki nesle göre çok daha başarılı olan yeni sanal gerçeklik gözlüğü HTC Vive Cosmos, artık daha kompakt ve neredeyse iki kat daha fazla çözünürlük sunuyor. Bu sayede oyunların içindeyken dış dünyadan kendinizi tamamen soyutlayabiliyorsunuz.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber