‘Tablo alacağıma senin motorlarını alırım’ diyorlar

Bir insanın elleriyle motosiklet yapabiliyor olması yeterince havalı değilmiş gibi o bir de kendi ürettiği motorları bütün uluslararası kabul gören testlerden geçirip “marka ve şasi basma” hakkını aldı. Bu ne demek? Tarhan Telli’nin, kendi kullandığı haliyle TT’nin, ürettiği birbirinden özel motorların tamamı yüzde yüz Türk malı demek.

‘Tablo alacağıma senin motorlarını alırım’ diyorlar

Kişiye özel motosiklet üreticisi TT Custom Choppers’ın 32 yaşındaki kurucusu Telli ile bugünlerde tadilatta olan atölyesinin içindeki gösterişli ofisinde buluşuyoruz. Hayallerini gerçekleştirmiş insanlara özgü bir ifade var yüzünde. Hem mutlu hem hâlâ heyecanlı hem de biraz mağrur. Baktığı şeyde herkesin gördüğünden fazlasını görüyor ve dokunduğu her şeyi başkalaştırıyor. Kendi deyimiyle onlara “ruh katıyor”. Evi, ofisi, kıyafetleri, telefonu, yüzüğü... Ya onun elinden çıkma ya da ona özel. Şimdilerde Sevan Bıçakçı için her bir parçasını altın varakla kapladıkları motosikletle uğraşan ekip arkadaşlarını anlatarak başlıyor söze: “Burada çalışanların yüzde 90’ında şirketin isminin ve logosunun dövmesi var. Böyle bir şey nerede görülmüş?”

‘Tablo alacağıma senin motorlarını alırım’ diyorlar

* İlk defa ne zaman bir motosiklet gördünüz?

6 yaşındayken. Çok sevdiğim bir büyüğümündü. Hemen gidip bir bisiklet almak istedim. Ama ilk bisikletimi 10 yaşındayken aldılar. Normal bir bisikletti ama ben onu soba boyasıyla boyamaya başladım. Bu bastıramadığım bir değiştirme, ruh katma hastalığı... Ayağımdaki bot bile benim kendi yaptığım bot.

* Küçükken hiç yapma, etme, daha yeni aldık diyen olmuyor muydu?

Çok. Ailem hiç memnun değildi. Bir oyuncak alıyorlardı, daha alındığı gün paramparça ediyordum. Ama ne yapabilirim? Bu tutkunun daha ilerisi, bir çeşit bağımlılık...

* Mardinlisiniz ama hikayeniz İstanbul’da başlıyor...

Mardinliyim ama Nişantaşı’nda doğdum. Babam yurtdışında okumuş. İstanbul’a gelmiş, valideyle tanışmış. Tekrar yurtdışına gitmeden valideye diyor ki “Ben seninle evleneceğim, haberin olsun”. Üniversiteyi okuyor yurtdışında. Türkiye’ye geldiğinde “Ben seni alacağım demiştim” diyor ve evleniyorlar. “Hiç bana sormadı bile” der annem.

* Kimi örnek alıyordunuz küçükken?

Dedemi. Çok yaratıcı bir adamdı. Türkiye’ye ilk tekstil iplik makinasını ithal eden, Maslak’taki Ayazağa Ticaret Merkezi’ni, ilk plazayı yapan adamdır. İsmi Turhan Telli’ydi. O da TT idi yani.

* Okulda başarılı mıydınız?

Çok okul değiştirdim. Dayatmalara karşı çıktığım için çok zorlandım. Altı kere sekiz kaç eder, hâlâ ezberden bilmem. Üniversite sınavına hazırlanmam gerektiğinde “Farklılığımı ortaya çıkarmam lazım” dedim. Matematik sevmiyorum ama ezberim o kadar güçlü ki paragrafları sayfa numaralarıyla hatırlıyorum. Sınavda barajı geçtim. Bahçeşehir Üniversitesi’nde özel yetenek sınavına girdim, hemen geçtim. Görsel tasarım okudum.

* Atölyede çalışmaya ne zaman başladınız?

96’da gidip kendime bir atölye kiralamıştım. Haftalıklarım atölyenin kirasını karşılamıyordu. Fazladan haftalık alıyordum. “Ne yapıyorsun bu kadar parayı?” diyorlardı, bilmiyorlardı ki benim sanayide bir atölyem var. “İşi öğrenmek için Amerika’da üste para vererek çalıştım”

* Bir de yurtdışı maceranız olmuş...

Üniversite bitti, tasarımcı olduk ama makine de öğrenmem lazımdı. Bu iş en iyi Kaliforniya’da yapılıyordu. İnternette binlerce yer var, yazdım hepsini. Gittim, geceliği 12 dolar olan bir pansiyona yerleştim.
12 doların üstüne, 5 dolara yemek yiyorum. Geriye
17 dolarım kalıyor. “Bunu bir yıl boyunca yapayım. Gideyim bu adamların yanında çalışayım” dedim. Adamlara gittim, beni almıyorlar. “Para almayacağım” diyorum, almıyorlar. “Tamam, üste para vereceğim” dedim. Aldılar. 14 dolar 75 sent günlüğüne para verdim orada çalışmak için. Şimdi o para verdiğim adamlar fuarda yanımda stand alabilmek için çırpınıyorlar. O zamanlar bana gülüyorlardı, “Mad Turk” (“Deli Türk”) lakabını takmışlardı. Sabah gidiyorum, “Hoş geldin, al paspas” diyorlardı. Bir gün gocunmadım. Onların ne yapabildiğini, ne yapamadığını, hepsini öğrendim.

* Orada okula da gidiyor muydunuz?

Evet, Motorcycle Institute denen bir federasyonda bunun dersleri veriliyordu. Sınıfta herkes 18-19 yaşında, ben abileri olarak 25 yaşında. Sanıyorlardı ki adam büyümüş, bir iş bulamamış, motosiklet çırağı olmaya gelmiş...

* “Master” unvanını nasıl aldınız?

Dünya motosikletçiler federasyonu sizin bilginize, tecrübenize, yaptığınız sektörel gelişmelere göre çeşitli ödüller verir. Bana başta en iyi performans gösteren firma ödülü verdiler. Sonra da master unvanı... Türkiye’deki tek master’ım. Dünyada 11 tane master var. Ben 50 yaş altındaki tek master’ım. Ayrıca kişiye özel yaptığım motosikletleri seri üretime geçirme hakkını aldım. Harley Davidson, Yamaha, Honda var, bir de ben varım aynı evraka sahip olan...

* ‘Chopper’ ne demek?

1950’lerde, Vietnamlı askerlerin Harley Davidson motosikletlerinin üzerindeki parçaları “chop” etmesiyle yani sökmesiyle ortaya çıkmış bir akım. Zamanla büyüdü ve bir sınıfı temsil etmeye başladı. Biz “Custom Chopper” yapıyoruz yani kişiye özel tasarlanmış motosiklet. Bir tamirciye gidip “Bana motosiklet yap” de yapar. Ama biz motosiklet üretme hakkına sahibiz. Hatta bu hakka sahip Türkiye’nin tek markasıyız, dünyanın da sayılı firmalarının içindeyiz.



‘Tablo alacağıma senin motorlarını alırım’ diyorlar

“Ben işin başındayken ruhu olmayan tek motosiklet bile çıkmaz”

* Seri üretime geçecek misiniz?

2012’de seri üretime geçiyoruz. İzmir’e fabrika kuruyoruz. Aksesuar ve yedek parça üretimi de yapacağız. Altınyağ Kombine A.Ş ile geçtiğimiz hafta büyük bir imza attık.

* Seri üretime geçince her bir parçaya “ruh katamayacağınızdan” korkmuyor musunuz?

Ben bu işin başında olduğum sürece motosikletlerin bir tanesi bile ruhsuz çıkamaz buradan. Seri kalıplarımızı da yine ellerimizle biz yapacağız.

* Otomobil üretmeyi düşünüyor musunuz?

Motosiklet motoruyla elektrikli otomobil konseptini üç lastik üzerinde birleştirerek “motomobil” konseptini ortaya çıkardık ama bekletiyoruz. Şimdilik motosiklet sektöründe Türklerin neler yaptığını dünyaya göstermek istiyoruz ama sayın başbakanımız yapın derse onu da yaparız.

‘Tablo alacağıma senin motorlarını alırım’ diyorlar

“Sevan Bıçakçı bir buçuk yıldır motorunu bekliyor”

* Gelsem ve desem ki bana şöyle bir motosiklet yapın, yapar mısınız?

Hayır. Senin hayal gücünü, vizyonunu, tarzını anlayabilmem için burada olup bu havayı soluman, burada yemek yemen, yatman, kalkman, dertleşmen, enerjini bize hissettirmen lazım.

* Motosikletlerinizi satın alan ünlü isimler de bu süreçten geçiyor mu?

Ayrıcalık yok. Burada takılmaya mecburlar. Mesela dünyaca ünlü mücevher tasarımcısı Sevan Bıçakçı
1.5 yıldır motorunu bekliyor.

* Neden bu kadar uzun sürdü?

Çok özel bir motor oluyor da ondan. Sana birkaç parçasını göstereyim şoka gir. Motosikletin parçalarını vidalarına kadar altın varak kaplıyoruz. Onu yapan da Türkiye’nin en sıra dışı minyatür sanatçılarından biri olan Hasan Kale.


“Arkadaşlarım ‘Kim alır senin motorlarını?’ derlerdi”

* Bu aile kurulduğunda üç kişiydi. Şimdi 37 kişiyiz. Bir çalışanın çocuğuna patronunun ismini koyması sık rastlanır bir şey midir? Bizde Hakan ustanın oğlunun adı Tarhan. Hadi bunu yaparsın. Peki koluna “Tarhan” yazdırır mısın? Onu yapanlar da var. Bir marka yarattık, ismini “TT” koyduk. Çalışanların yüzde 90’ında da onun dövmesi var.
* “Bir gün bir motosiklet yapacağım ve ruhsatında da
TT yazacak, dünya markalarından daha pahalı olacak” derdim. Herkes dalga geçerdi. En yakın arkadaşlarım bile “Kafayı mı yedin, kim alır senin motorlarını?” derlerdi. Bir tek annem... O hep inandı.
* Bir fuarda “Harley Davidson 600 metrekare yer almış, dansçı kızlarla şovlar hazırlıyorlarmış” dediler. Biz 80 motoru yan yana dizdik, “Moment of Silence” (“Sessizlik anı”) yazdık, iki tane de Türk bayrağı koyduk ve görünmez olduk. Bekçi bile bırakmadık. Motorları gören herkes konuşmak istiyor. Konuşacak birisi yok. Fuar birbirine girdi. Adamlar fuarda yanımızda yer almaya tövbe ettiler.
* Çok meşhur bir Rus işadamına “Motor kullanmasını bilmiyorsun, niye benden motor alıyorsun?” diye sordum. “Onların hepsi sanat eseri, tablo koyacağıma senin motorlarını koyarım” dedi. Adam motorları alınca “Bunları indirin, dayanamıyorum, bineceğim artık” demiş.
* Motosikletlerimize kadınlar daha fazla ilgi gösteriyorlar. Hanımları eşleri getiriyor ya da eşleri alıyor ama hanımlar kullanıyor. Türbanlı müşterilerim de var. Eşleriyle birlikte biniyorlar. Geçen gün sordum; “Motosikletteyken esiyor, başörtüsü açılmıyor mu?” diye “Yo, kask takıyoruz” dediler.
* “TT Brotherhood” (“TT kardeşliği”) diye bir grubumuz var. TT sahibi olduktan sonra üyeliğin gerçekleşiyor, belgelerin geliyor. Sonra artık iyi günde ve kötü günde bizimle birliktesin. Beraber tatillere gidiyoruz, yemekler yiyoruz. Örneğin bir arkadaşımızın hastanesi var. Telefon açtığımızda o hastanenin helikopteri gelip seni alabiliyor.

19 Kasım 2019 Magazin Bülteni19 Kasım 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber