Tecavüze “rızamızın olduğu” günlere geri mi dönüyoruz?

Tecavüz davalarında, “Facebook’ta tanışmışlar”, “bira içmişler”, “bir müddet sevişmişler” gibi ayrıntıların altının çizildiği mahkeme kararlarına sıkça rastlar olduk. Bu durum “Tecavüzün bir şiddet biçimi olduğunu, hiçbir şeyin bunu değiştirmeyeceğini acaba unutuyor muyuz?” sorusunu akıllara getiriyor

Tecavüze “rızamızın olduğu” günlere geri mi dönüyoruz?

Son günlerde iç karartan haberlerden birkaçı da tecavüzlerle ilgili olanlardı. Denizli’de geçen yıl
16 yaşındaki genç kıza cinsel istismarda bulunan sanık hakkındaki kararda mağdurenin, sanıkla birlikte bira içmesinin rıza gerekçesi sayılmasını tartışırken başka bir tatsız haber geldi; İzmir’deki bir tecavüz davasında, hâkimlerden biri mağdurenin sanıkla “bir müddet seviştiğini”, bu nedenle de sanığın rıza olmayışını bilemeyebileceği, dolayısıyla tecavüz suçunun oluşmadığı yönünde görüş bildirdi. Bu haberi yayına hazırladığımız sırada da 12 yaşından
17 yaşına kadar yedi kişinin tecavüzüne uğrayan Ç.Y.’nin davasında, bebeğin babası olan sanık dışındaki şüphelilerin serbest bırakıldığını öğrendik.
Bütün bu olanlar Türkiye’deki kadın hareketinin bin bir emekle elde ettiği kazanımlarının yok olduğunu düşündürüyor. Tam; seks işçilerine tecavüze ceza indirimi ayrımcılık sayılıyor, evlilik içi tecavüz de suç sayılıyor, bekaret zarı olana tecavüzle bekaret zarı olmayana tecavüz arasındaki fark kalktı, artık dekolte giyinmek tahrik öğesi olmaktan çıktı diyorduk ki... Tam; tecavüzün bir şiddet biçimi olduğunu, kadının bedeninden öte, bireyin cinsel hak ve özgürlüklerine bir saldırı olduğunu tartışmaya başlamıştık ki... Birlikte bira içmek, Facebook’ta tanışmış olmak, “bir müddet sevişmiş” olmak tecavüzü haklı gösteren sebepler gibi yansıtılmaya başlandı. Bütün bunları konuşmak, daha doğrusu biraz “dertleşmek” niyetiyle Türk Ceza Kanunu Kadın Platformu sözcülerinden avukat Hülya Gülbahar’la bir araya geldik.

Bu son haberlere bakınca akla ilk gelen soru şu: Başa mı dönüyoruz?
Tersine bir zihniyet değişimi var diyebiliriz, evet. Yargıdaki zihniyetle ilgili zaten sorunlarımız vardı; şimdi bunlar ilkesel birer soruna dönüştü. Başbakan’ın “Kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum” demesi mesela... Bir toplumda bu eşitlik fikrine inanmamak yaygınlaştığında artık o toplumdaki yasalar kağıt üzerinde kalmış demektir. Ya da “Boşanmalar artıyor” denmesi... Meydanlarda “Boşanmalar artıyor, aileler dağılıyor” diye bir panik havası pompalandıkça boşanmak isteyen kadınlar öldürülüyor.

Yasada iyileşme oluyor muydu?
Kadın hareketinin büyük mücadelesi sonucunda aslında iyi bir yasal altyapı oluştu. Ama sistem bu yasalara direniyor. Şu anda adeta bir “intikam refleksi” var. Devlet ve yargı mekanizmalarında birileri “Bizi zorlayıp bu hakları aldınız ama biz de bunları uygulatmayız” mantığında...
Medeni Kanun ile evlilik içinde edinilen malların eşit paylaşımı ilkesi geldi mesela ama hemen “eşit kusur” diye bir uygulama çıkartılarak, kadınların eskiden sahip olduğu nafaka ve tazminat hakları bile elinden alınmaya başlandı. Bu şöyle şeylere yol açtı: Adam üç çocukla kadını bırakıp gidiyor. Başka bir kadından çocukları oluyor. Kadın bunu öğrenince adama “Hayvan, öküz, pezevenk” diyor. Kadın bu üç kelime yüzünden bir kuruş nafaka ve tazminat alamıyor. Sonra profesör bir başka koca, yine profesör olan eşine yumruk atıyor, dolabın içine gömüyor. Kadın kanlar içinde... Asistanından onu hastaneye götürmesini istemek için telefon açacakken adam alıyor telefonu.
Kadın da telefonu geri almak isterken adamın kolu çiziliyor. İkisine de aynı ceza veriliyor; eşit kusur var diye. Öte yandan, 1 Haziran 2005’te yürürlüğe giren yeni Türk Ceza Kanunu kadınlara karşı işlenen suçlarda evli, bakire, seks işçisi ayrımlarını kaldırdı. Eski Türk Ceza Kanunu’nda evli kadına tecavüzün cezası, bekar kadına tecavüzün cezasından daha ağırdı. Bekaret zarı olan kadına tecavüzle bekaret zarı olmayan kadına tecavüz arasında fark vardı. Anayasa Mahkemesi’nin daha önce iptal ettiği seks işçilerine tecavüzde indirim getiren madde de kanuna konmadı. Tahrik indirimi maddesine daralma getirildi. Ama ayrımcılıklar ve tahrik indirimleri konularında yanlış uygulanmalar sürüyor.

Tecavüze “rızamızın olduğu” günlere geri mi dönüyoruz


“Cinsiyetçi şakaları, imaları hafife almayın”

Az önce verdiğiniz örneğe göre; diyelim ki bir adam bana tecavüz etmeye kalkıyor. Boğuşurken ben bir şekilde adamın burnunu kırıyorum. Sonuçta adam bana tecavüz edemiyor, yine de ben şikayetçi olmak istiyorum. Bu durumda ben mi suçlu görüleceğim burnunu kırdım diye?
Düşeceğiniz hâkime, savcıya bağlı... Şansınıza...

Bu adalete duyulan güveni temelden sarsan bir şey... Herkes kendi adaletini kendi sağlamaya kalkışmaz mı o zaman?
Kadın cinayetleri, linç girişimleri neden bu kadar arttı sanıyorsunuz?

“Türkiye için lüks tartışmalar bunlar”

Diğer ülkelerde durum ne?
Temel kural şudur; karşı taraf “hayır” diyorsa tecavüzdür. Bugün dünya hukuku bunu bir adım öteye götürüyor. Artık sadece hayır yetmiyor; cinsel eylemin her aşamasında “somut bir evet” arıyor. İsveç bunun örneği. Julian Assange davası bu yüzden kilit önemde. O davada kritik nokta şu; kendi rızalarıyla ilişkiye giren iki kadın, biri sevişme sırasında prezervatif takmadığı için, diğeri de yırtık prezervatif taktığı için Assange’a AIDS testi yaptırmak üzere polise başvurdu. Tecavüz hukuku,
bu eylemleri bile kamu davası olarak tecavüzle yargılamak için yeterli sayıyor. Bunlar Türkiye için hâlâ çok lüks kalan tartışmalar... Bahçesinden erik çalan 11 yaşındaki çocuğa tecavüz eden adama tahrik
indirimi verilip verilemeyeceğini tartışan bir yargı sistemimiz var.
Oysa birçok ülkede kandırma, aldatma, uyku, içki/uyuşturucu etkisi gibi özgür iradeyi sakatlayan haller hesaba katılıyor. Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Belçika, İngiltere gibi ülkeler sahici bir rızanın olmadığı her eylemi tecavüz sayıyor.

“Çantasında prezervatif taşıyorsa seks işçisidir”

Bu son olaylardan birinde “Adam, kadının rızası olmadığını bilemeyebilir” denmiş. Nasıl bildirmek lazım karşı tarafa rızamız olmadığını?
Kadınlara şefkatli, fedakar, duygusal olmaları öğretiliyor. Bu da kadınların erkeklerden gelen istemedikleri davranışlara hayır demesini zorlaştıran psikolojik bir engel oluşturuyor. Önce bu kalıbı değiştirmeliyiz. Hayır demeyi öğrenmeliyiz. İstemediğimiz her türlü cinsel davranışın kişiliğimize yapılmış
bir saldırı olduğunu bilmeliyiz. Her tür şiddet, psikolojik şiddetle başlar. Psikolojik şiddet, kadının özgüvenine saldıran şiddettir. Bunu başladığı anda durdurmak çok önemlidir. Bir kişinin sizin davranışlarınızı eleştirerek kontrol altına almaya çalıştığı an, sonu kadın cinayetiyle bitecek şiddet sarmalının başladığı andır.

Bu konuda da “erken teşhis” önemli yani...
Aynen öyle. Rahatsız olduğumuz bir fıkra anlatıldığında bile şaka deyip geçmemeliyiz. Cinsiyetçi, homofobik, ırkçı şakaları, imaları hafife almamak gerek. Erkeklerin klasik taktiğidir, kadını göklere çıkarıp diğer kadını yerin dibine sokmak... Bu, tehlike çanlarının çaldığı andır.

İçki içmek, Facebook’ta tanışmış olmak, dekolte giyinmek hatta “bir müddet sevişmiş olmak”... Bunlar hâlâ tecavüzü haklı gösteren sebepler mi?
Ne yazık ki öyle kabul etmemiz isteniyor. Münevver Karabulut olayında söylemişlerdi: “Ama orada ne işi var?” Bu son olayda kadın adamın evine kendisi gitmiş ve tecavüz gündüz gerçekleşmiş. Bir de gece gitseydi kim bilir ne diyeceklerdi? Geçtiğimiz yıllarda İstanbul’da yaşanan bir tecavüz davasında çantasında prezervatif taşıdığı için kadının seks işçisi olabileceğine hükmetti mahkeme. Oysa seks işçilerine tecavüzde yapılan ceza indirimi yıllar önce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti!

“Tecavüze uğramışlara ‘kıl’ muamelesi yapıyorlar”

Neler yapmak gerekiyor bu içinden çıkılmaz durumları değiştirmek için?
Önce tecavüzün kadınların bedenlerine değil, cinsel hak ve özgürlüklerine, doğrudan kişilik hak ve özgürlüklerine bir saldırı olduğunu anlamak gerekiyor. Kadın istediği saatte, istediği yerde, kanunlara göre suç oluşturmayacak şekilde istediği davranış içerisinde olabilir.
Bunu içselleştirmek gerek. Sonra... Cinsel suçların etkili bir biçimde kovuşturulması için dünyanın bulduğu en önemli çözüm cinsel şiddet kriz merkezleri. Türkiye, dünyanın en önemli uluslararası şiddet sözleşmesi olan Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ve onaylayan ülke olduğu halde; “İstanbul Sözleşmesi” olarak anılan bu sözleşmedeki “cinsel şiddet kriz merkezleri”ni kendi çıkardığı şiddet yasasına koymadı! Cinsel saldırıların ispatlanmasında bir adet tüy, bir adet kıl, bir damla tükürük, bir adet sperm çok önemliyken, mağdurları mahalle karakollarında işi başından aşkın polis memurlarına gönderiyoruz. Onlar da, tecavüze uğramış kadınlara “bir adet kıl” muamelesi yapıyor. Aynı sorun “Alo şiddet hattı” konusunda da var. Türkiye cinsel şiddet için özel telefon hattı kurmak bir yana elimizdeki kadına karşı şiddet başvuru hattını bile sulandırıyor. Kadınların şiddet konusunda başvurabileceği tek
hat olan Alo 183’e, çocuklar, engelliler, yaşlılar, şehit yakınları ve gaziler de başvurabiliyor!

Cinsel şiddete maruz kalırsak ne yapmalıyız?

-Cinsel şiddet yaşadığınızda, kurumlarda süregiden cinsiyetçi uygulamalar nedeniyle yakınlarınızla birlikte başvuru yapmanızda
yarar var.
-Bulunduğunuz yere en yakın polis merkezine
ya da jandarma karakoluna başvurarak acil muayene için derhal hastaneye sevk edilmenizi istemelisiniz. Doğrudan hastaneye de gidebilirsiniz.
- Polis tarafından tutanak hazırlanırken yaşadığınız olayı ayrıntılı bir şekilde anlatmalı, toplanmasını istediğiniz delilleri, dinlenmesini istediğiniz tanıkları bildirmelisiniz.
-Yazılan tutanağı okumadan imzalamamalı; eksiklik ya da farklılık varsa düzelttirmeli ve sonra imzalamalısınız. Tutanağın polis memuru tarafından imzalı bir örneğini mutlaka almalısınız.
-Polislerin “Senin de rızan varmış, anlattıkların tutarsız” gibi bahanelerle sizi geri göndermesine
izin vermemelisiniz.
Polisin görevini yapmaması bir suçtur ve cezai işlem gerektirir.

“Kaşa göze bakıp iyi hal indirimi verilmez”

-Son olaylardan biri “Kadın hâkim şaşırttı” diye verildi. Bu gibi olaylarda kadın hâkimlerden farklı bir tutum takınmalarını beklemeli miyiz?
Hukukun evrensel kriterlerine bağlı olmak kadın ya da erkek tüm hukuk insanlarının ortak görevidir. Cinsiyete bağlı farklılık olmaması gerekir teorik olarak. Ancak şu da bir gerçektir ki; kadınların tümü değil ama önemli bir bölümü kendi yaşam deneyimleri nedeniyle bunu daha erken fark edip daha net pozisyon alma şansına sahip.

- Bir de iyi hal indirimi denen mesele var... Kadına karşı işlenen suçları suç olmaktan çıkarmak için iki hukuki mekanizma kullanılıyor; biri tahrik indirimi, diğeri iyi hal. Bunlar genel anlamda desteklenmesi gereken hukuki kurallar ama doğru uygulandığında! Bizim sorunumuz kurallarla değil zaten, uygulamalarla... Yargılamanın sağlıklı yürümesi için itiraf etmek, sakladığı delilleri sunmak, samimi bir pişmanlık, özeleştiri bunlar iyi haldir. Sanığın kaşına gözüne bakarak iyi hal indirimi verilmemeli.

“Cinsel saldırılar söz konusu olduğunda ispat yükünün yer değiştirmesi gerekiyor”

12 Kasım 2019 Magazin Bülteni12 Kasım 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber