Tiryakiye kiralık ev yok

Dikkat, sigara içmek donarak ölmeye sebep olabilir

tubakyol@yahoo.com "Kışın üşümek burada hayatın bir parçası, bir yaşam biçimi" dedi, Kaş'ta yaşayan biri. Çünkü burada yaşayanların çoğu yazın çalışıyor, kışı nispeten aylak geçiriyor. Yani kışları sıcak bir işyerine gidip oturmak diye bir şey yok. E evde de oturulmuyor. Herkes hep dışarıda. Dışarıda hava İstanbul'a göre sıcak da olsa, en nihayetinde kış.Akşamları hava sıcaklığı iyice düşüyor. Gir evine otur, di mi? Yok, biz hep balkonda oturduk. İçeride soba yanarken ve sönmesin diye sobaya ha bire odun taşıyarak ama ille de hep balkonda titreyerek... Üşümeye bayılıyoruz diye mi? Evin içinde sigara içmek yasak diye! İç mekanlarda sigara yasağı, burada biraz erken, üstelik evleri de kapsayacak şekilde mi hayata geçmiş? Öyle de denebilir. Evini eşyalı kiraya veren çoğu İngilizin ilk şartı evin içinde sigara içilmemesi. İngiltere'de, galiba sigortaya ödenen para artıyor diye, eşyasız evler bile genellikle içeride sigara içilmemesi şartıyla kiraya veriliyor. * * *Türkiye'de de 5-10 yıl sonra "Bekara ev yok"un yerini, "Tiryakiye ev yok" mu alacak? Orada yasak, burada yasak, evde bile yasak; sigara içilebilen tek yer balkon mu olacak?Paketlerin üzerindeki uyarılara "Sigara, soğuk algınlığına sebep olabilir"i de eklemeliler... Hava durumuna bakarsanız, memleketin güney kıyıları İstanbul'dan daha sıcak. Oh ne güzel, burada insan hiç üşümez... Ben dondum. Ne işim var bu mevsimde güneyde? Ben de her normal insan gibi kışın kayak yapsam ya.Ben aslında kayak yapmaya gittim Kaş'a. Sea kayaking'e. Deniz kayağı... "Kayak" bir tür Eskimo teknesi. Kanoya benziyor ama kanodan farklı. Yine de en iyisi kayakla-mayakla karıştırmayayım kafaları; deniz kanosu diyeyim.Bunun da kursu var. Bir arkadaşımın uygulamalı olarak "Kano ters döndüğünde ne halt edilir?" dersini alacağı gün, ben de aynı rehberden günlük tur satın aldım.Altımda eşofman, üstümde kazak, kazağın üstünde can yeleği... Bir de etek gibi bir şey giydirdiler. Bu eteğin etek uçlarını kanonun kenarlarına geçiriyorsunuz. Bacaklarınız bu eteğin altında kalıyor. Böylece kanoya su dolmuyor, bacaklarınız da ıslanmıyor. Süper.Limandan yola çıktık. Ben nasıl mutluyum. Güneş ısıtıyor, tıngır mıngır gidiyorum, su hışır mışır ediyor... Bayağı bir yol gittik. Hedefteki koya vardık.Arkadaşla rehber denizde ha bire kanoları devirip suya düşüyor, tekrar kanoya çıkıyorlar. Iyyy, donuyor olmalılar. Ben koydaki restoranda oturdum, çayımı içerken dersi de yarım kulak dinliyorum. "Kano ters döndüğünde dizlerini bitiştirip, dizlerinle bacaklarının üzerindeki eteği iteceksin" diye anlatıyor rehber. Neyse ki ben suya düşmeyeceğim!Ve dönüş... Güneş gitti, üşüyorum artık. Eteği giydim. Etek uçlarını kanonun kenarlarına takmayı beceremedim. Çok kalın, çok sert. Neyse rehber yardım etti. Onlar daha eşyalarını toplarlarken ben yola düzüldüm. Koydan çıktım. Biraz daha gittim... Rüzgar mı çıktı? Dalga da çıktı... Arkama baktım. Kimse yok!Kano ters dönerse eğer, bacaklarımı şu ağır, sert örtünün altından nasıl kurtaracağım? Benim "narin" dizlerim, bu ağır şeyi itip çıkarmayı başaracak mı bakalım? Gözümün önüne kanonun içinde çırpınan bir çift bacak geldi. Nasıl korktum! Kürek çekmeye devam ettim. Sonunda limana girdim. Kıyıda bile eteğin uçlarını ben çıkaramadım kanodan. Biri yardım etti. Üstümü değiştirdim. Oturdum. Ve o zaman, çok uzakta, nokta halinde, diğer iki kanoyu gördüm. Ancak geliyorlar.Rehbere kızdım tabii. Kural gereği aramızın en fazla dört metre olması gerekiyormuş. Keşke biri bana bunu söyleseydi! Sonra düşündüm. Kano devrilseydi, gerçekten bacaklarımı kanodan çıkaramayacak mıydım?Diyelim ki diz kuvvetim yetmedi. Bacaklarımı kanonun içine hapseden şey nihayetinde bir etek. Bu eteğin de normal olarak bir beli var. Ters döndüğümde kanodan o eteğin uçlarını çıkarmaya çalışmak yerine, eteği belimden aşağı doğru indirirdim. Varsın etek kanoya bağlı kalsın. Bacaklarım beni takip edip eteğin belinden çıkardı.Denizde cebelleşirken, o panikle çok mühim bir ayrıntıyı unuttuğumu fark ettim: Bacaklarım vücuduma bağlı! Kayak yaptım... Denizde! Tatilde memleketin artık sakız olmuş, uzadıkça uzayan meselelerine bulaşmamaya kararlıydım. İngilizlerin de çok derdi değil zaten, Türkiye'nin nereye gittiği. Kötü bir yere doğru giderse, onlar da ülkelerine geri giderler.Ama okul çağında çocuğu olan İngilizler için durum farklı. Çocukları okuldan eve kafaları karışmış halde dönüyormuş. "Ben şimdi Müslüman mı oldum?" diye soruyorlarmış. Sebep bu mudur bilmiyorum ama benim tahminim din dersinde Kelime-i Şehadet ezberletiliyor ya, çocuklar bunu ders gereği tekrar edince de din öğretmenleri değilse bile arkadaşları "Sen artık Müslüman oldun" falan diyorlardır.Buralara yerleşen yabancıların çoğu sadece Müslümanlığa değil, Hıristiyanlığa, Yahudiliğe, topyekun dinlere mesafeli duran insanlar. Ya çocukları Müslümanlığı seçerse? Ya kızları kapanmayı tercih ederse?Çocuklarının tercihlerine saygı duyarlar. Ama çocukken din derslerinde beyni yıkandığı için değil, görünen her bir saç teli cehennemde yılan olup boynuna dolanacak diye korkutulduğu için de değil, düşünüp taşınıp araştırıp Müslümanlığı tercih ederse... Velev ki Müslüman mektebi olsun, filhakika din dersine zorlamak mı gerekir? Kaş'ta tanıştığım biri, ne zaman kocasıyla birlikte Kekova'ya falan gitse, köylüler onları tanıyor ya, görünce seviniyor, birbirlerine "Dingiller geldi" diye sesleniyorlarmış. "Anneeee, dingiller geldiiii..." Kocasının adı Dean. "Dean'giller" diyorlar.Steve, Türkçe öğrenmeye çalışan İngilizlerden. Bir gün dedi ki "Erkek inek bokusu". "Erkek inek" diye bir şey yok Steve. İnek dişidir. Erkek inek yerine boğa demen lazım. "Bokusu" da değil, ayrıca. "Boğa boku"!Aradan 10 dakika falan geçti, benim merak edeceğim tuttu. "Demin ne demek istedin sen?" İngilizce bilmiyorsanız bile, altyazılı film izlerken falan kulağınıza çarpmıştır mutlaka. İngilizcede "saçma, zırva, palavra" falan anlamına gelen bir küfür var. Onu direkt Türkçeye çevirmeye çalışıyormuş: Bullshit! Kim dingil? "Erkek inek bokusu" ne demek?

6 Aralık 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber