“Turgut Özal’ın neden öldüğünü söylüyorum, beğenmiyorlar”

Prof. Dr. Sevil Atasoy yeni kitabında Turgut Özal’ın ölümüne geniş yer veriyor. Atasoy: “Adli Tıp kurumunun final raporunda yer almıyor ama kimya raporuna göre Özal’ın bütün organlarında atenolol maddesi var. ‘Özal, atenolol yüzünden tansiyonu düştüğü için öldü’ diyorum, beğenmiyorlar. Herkes daha sofistike bir ölümün peşinde. Oysa bu senaryo da gayet akıllıca bence”

“Turgut Özal’ın neden öldüğünü  söylüyorum, beğenmiyorlar”

Delil, cinayet, katil, maktul, otopsi... Pek çoğumuz için bir film karesini ya da gazetelerin üçüncü sayfasını çağrıştıran bu kelimeler
Prof. Dr. Sevil Atasoy’un günlük hayatının bir parçası. 18 yıl, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü’nün müdürlüğünü yürütmüş olan Atasoy, ciddi ve aydınlatıcı yaklaşımıyla, herkesin bilmesi gereken temel adli tıp bilgilerini, ilginç suç öyküleriyle harmanlayarak geniş kitlelerle paylaşıyor. “Kanıt” dizisinin konsept yaratıcısı ve hikaye anlatıcısı olan Atasoy, şimdilerde de “Suç ve Delil” isimli bir televizyon programı hazırlayıp sunuyor.
Onlarca gerçek suç öyküsüne yer verdiği son kitabı “Yeraltındaki Melekler Yerüstündeki Şeytanlar”ı konuşmak üzere Doğan Kitap’ın ofisinde bir araya geliyoruz Atasoy’la. Michael Jackson’ın şüpheli ölümünden, Turgut Özal’ın fethi kabir sürecine, pek çok ilginç konuyu ele alan kitabı konuşurken gece göreceğim kabusları düşünüyorum. Bizleri dehşete düşüren ayrıntıların onun için gayet sıradan olduğunu fark edince “Böyle bir işte mesleki duyarsızlaşma ne zaman başlar?’ diye soruyorum, “Babam adli tıp hocasıydı. Annem de hekimdi. Neredeyse otopsi salonlarında büyüdüm. Başka bir hayat görmedim ki” diyor.

Türkiye’de nasıl bir suçlu profili var? Cinsiyetler arasında nasıl bir dağılım var mesela?

Bütün dünyada kadınların suç işleme oranı her zaman daha azdır. Ekonomik suçlarda bu oran biraz artabilir ama adam öldürmede onda birdir.

Neden böyle?

Kadınlar belki erkekleri kullanıyorlardır adam öldürmede veya çok zekidirler ve yakalanmıyorlardır, onu bilemem (gülüyor). Ama şiddet geni diye bir şey bulunamadı. Birçok parametreden oluşan bir bileşkedir şiddet. Yine de küçük yaştayken dövülen erkeklerin şiddete daha meyilli olduğu bilimsel bir gerçek. Y kromozomu üzerindeki bir bölgenin dayakla aktive olduğunu biliyoruz. Ama yargıçların özellikle çocuk sahibi olan kadınlara karşı daha toleranslı oldukları da bilinen bir gerçek.

“Türkiye’de zannedilenden daha çok seri katil olabilir”

Nasıl bir suç profili var peki Türkiye’de?

Dünyada olduğu gibi burada da suç profilinin teknolojik gelişmelere bağlı olarak değiştiğini söyleyebiliriz. Son 10 yılda bilişim suçları ve cep telefonlarıyla işlenen suçlar çoğaldı. Suçlular gelişen teknolojiden çok iyi faydalanırlar, suçla mücadele edenler ise hep bir adım geriden gelir.

Türkiye’den pek seri katil çıkmadığı söylenir. Doğru mu bu?

Seri katilimiz yok demek için son 50 yılda aydınlatılamamış bir cinayet olmaması lazım. Evini terk etti sanılan pek çok kişi öldürülmüş olabilir. Ayrıca hâlâ bir DNA bankamız yok. Faili bulunmamış cinayetlerin birbiriyle ilişkisini bilemiyoruz. Türkiye’de zannedilenden daha çok seri katil olabilir. Seri katillik bir hastalıktır, kanser, şeker hastalığı gibi... Nasıl bunlar bir coğrafyaya özgü değilse seri katillik de değil. Cinayeti bir filmden esinlenerek işlediğini söyleyen katil sayısı çok az. Ama hepsi aile içinde büyük bir dram yaşamıştır. Elbette kültürün etkili olduğu durumlar da oluyor; 12 yaşında bir Japon çocuğun, arkadaşının kafasını kılıçla kesip okulun bahçesine bırakmasında samuray kültürünün etkisi tabii ki var.

Türkiye’de seri katil varsa da bilmiyoruz ama seri tecavüzcülere çok sık rastlıyoruz. Bunun nedeni ne?

Bu da bence bizim kültürümüze özgü bir şey maalesef. Neyse ki eskiye oranla daha çok konuşuluyor böyle hadiseler ama hâlâ suçlular yeterince deşifre edilmiyor. O, Bingöl hadisesinde Fatma Şahin hanımefendinin gayretleri ve toplumun baskısı olmasaydı herkes serbestti.

Defne Joy Foster, Aslı Baş, Münevver Karabulut gibi medyanın geniş yer verdiği olaylar karşısında nasıl tepkiler veriyoruz?

Basının olaylara yaklaşımıyla ilgili çok ciddi sorunlar var. Gazeteci bir olayla ilgili Adli Tıp kurumundan bilgi edinemeyince adını açıklamayan birtakım uzmanlardan görüş alıyor. Bu uzmanlar da söz konusu raporların aslını görmeden yorum yapıyor. Bu da çok büyük yanlışlara yol açıyor. Defne Joy Foster olayında çıkan bir rapor var. Rapora bakıp “Evde bir kadın daha varmış” deniyor. Evdeki bir izmaritte kadın DNA’sı bulunmuş. Ya o izmarit bir sene önce bırakılmışsa? DNA’nın saati yok ki... Bir sene sonra bu odada bir cinayet işlense, bu bardak da o bir sene boyunca burada kalsa, “Cinayet işlenirken Sevil Atasoy da oradaydı” diyecekler o zaman.

“Sherlock Holmes”, “Dexter”, “Hannibal” gibi yapımlar neden çok seviliyor?

Bütün dünyada adalete güven azaldığı için bence. İnsanlarda, sistemin ceza alması gereken kişileri yeterince cezalandırmadığına dair bir inanç var. Çünkü birçok yerde artık idam yok. Böyle yapımlarda kusursuz cinayetler işleniyor. Oysa ben diyorum ki; kusursuz cinayet yoktur, kusursuz olsa onun cinayet olduğunu dahi anlayamazsın. Hem de bu cinayetleri yakışıklı adamlar işliyor çünkü polisiyenin takipçisi tüm dünyada kadınlardır.

“Evin içine yayılarak çalışıyorum”

Kitabı eşiniz Hüseyin Ekinci’ye ithaf ediyorsunuz, “Bir olay yerinde yaşamaya alıştığı” için diyerek... Nasıl bir olay yeri sizin yaşadığınız?

Gecesi gündüzü olmayan bir hayat... Evin içinde de yayılarak çalışıyorum her yazar gibi. Ve evin her tarafına yayılı dosyalarda da hiç öyle neşeli şeyler yazmıyor. Pek o kadar rahat bir ev hayatım yok yani (gülüyor). Eşim de gazeteci.
Çok zekidir ama bu alanda temel bilgileri yok tabii. Üzerinde çalıştığım her dosyayı ona da anlatıyorum. Bir an önce kavrasın ve bana ayak uydursun, birlikte düşünelim istiyorum. Bir anlamda eğitim sürecinden geçiyor. Turgut Özal’ı yazmamı da o istedi hatta.

“Peter Pan kılığına girip de sevişen bir adam herhalde normal olamaz”

Kitabınızın en çok ilgi gören bölümlerinden biri Michael Jackson ile ilgili bölüm. Estetik bağımlılığı ile farklı bir yorum aktarıyorsunuz...

Evet, bu bağımlılığı “bilinçsiz biçimde babasına benzerliği ortadan kaldırma arzusu” şeklinde açıklayan bir iddia var, ben de ona yakın duruyorum.

Michael Jackson’ın cinsel sapmaları için de eşcinsel ve pedofilden farklı tanımlar kullanıyorsunuz...

Michael Jackson’ın çocuklarla beraber olduğu muhakkak. Zaten bu konuda insanları susturabilmek için etrafa paralar saçmış. Ama Jackson’ın sıradan bir pedofil olduğunu söylemek de zor. Genelde 14-15-16 yaşında çocuklarla ilgileniyor. Kendisini de zaten
o yaşlarda görmek istiyor. Cinsel sapmaları tasnif eden kitaplarda o yaş grubundaki çocuklara merak duyanlara eşcinsel hebefil deniyor. Neyse ne aslında, adamın normal olmadığı bir gerçek. Peter Pan kılığında sevişen bir adam herhalde normal olamaz.

Ölümüne gelecek olursak... Doktor ihmali mi?

Evet. Doktor, ev şartlarında kullanılmaması gereken bir anestezi maddesini uyguladıktan sonra, başucunda uyuyakalıyor ve adamın hırıltısını duymuyor.

Böyle bir sonla karşılaşmamak için ünlüler nelere dikkat etmeli?

Yıldızların genelde düzenli bir yaşamları olmuyor, uykusuzluk çekiyorlar ve pek sağlıklı beslenmiyorlar. Tehlike, birden fazla ilaç kullanmaya başladıklarında başlıyor. Genelde de ilaçların birbiriyle etkileşimi ve yan etkileri sebebiyle ölüyorlar. Doktorları çok ciddi paralar aldıkları ve zamanla bu ünlülerle yakın arkadaş oldukları için onların her istedikleri ilacı yazar hale geliyorlar. Bütün bunlara çok dikkat etmeliler.

“Adli Tıp’tan bir kişi de çıkıp ‘Ne diyorsun be kadın?’ demiyor”

Kitapta önemli bir bölüm de 8’inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümüne ayrılmış...

Evet çünkü çok tuhaf bir durum var ortada. Bir kimya raporu var. Bu rapora göre otopside nereye ellerini atsalar bir ilaca rastlamışlar; atenolol diye tansiyon düşürücü bir ilaç. Turgut Özal’a doktorunun “Tansiyonun yükselirse, günde 25 miligram alabilirsin” dediği bir ilaç bu. Bunda anormal bir durum yok. Özal’ın ölmeden önce bu ilaçtan alıp almadığını bilmiyoruz, bir kayıt yok. Fakat almış bile olsa, böyle her organda çıkması için en az 35-40 tablet yutmuş olması lazım, bu mümkün değil. Bu tabletler tansiyonu düşürür, nitekim Özal da tansiyonu sıfır vaziyette hastaneye intikal ediyor. Kimya raporunda bu madde var ama Adli Tıp kurumunun final raporunda bu maddeden bahsedilmiyor. Bana göre Özal bu tabletler yüzünden öldü. Ama kimse bu senaryoyu beğenmiyor, herkes daha sofistike bir ölüm peşinde. Oysa bu ilacı yemeğine katıp da tansiyonunu düşürüp öldürmek çok akıllıca.
O gün mutfakta iki kişi çalışıyor. Şimdi ikisi de Türkiye’de değil. Bas bas bağırıyorum “Atenolol yüzünden öldü. Bu atenololu kim verdi?” diye. Adli Tıp kurumundan bir kişi de çıkıp “Ne diyorsun be kadın?” demiyor. Savcı bir gizli tanığın ifadesine dayanarak cinayet diyor. Ama o gizli tanığın söylediği şeyler bulunamıyor.
Ben bulunmuş şeyi söylüyorum, beğenmiyorlar. Arafat’ın vücudunda dokuz aydır sadece polonyum arıyor üç laboratuvar. Bizde, kurum başkanı “Raporu iki ayda veririm” dedi. Nereden bileceksin iki ayda biteceğini? Ben vazifemi yaptım, daha da bu konuyla ilgili tek bir cümle yazmak ya da söylemek istemiyorum.

11 Kasım 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber