Geri Dön

“Türk yoğurdu havyardan lezzetli”

Claude Nobs Montreux Caz Festivali’nin kurucusu. 60’lı yıllarda Ertegün kardeşlerin desteğiyle başlattığı festival bu yıl 42 yaşında. Nobs Türk dostlarının İstanbul’dan getirdiği yoğurt için “havyardan bile lezzetli” diyor

“Türk yoğurdu havyardan lezzetli”

Montreux okulda okuduğumuz tarih kitaplarından hafızalarımızda yer etmiştir. İsviçre’nin bu küçük kasabası bu yaz Avrupa Şampiyonası maçlarıyla da gündeme geldiyse de dünyaca ünlü kimliğini 42 yıldır düzenlenen caz festivalinden alır.
Festivalin sponsorlarından Swiss Havayolları’nın davetlisi olarak Paul Simon konseri için gittiğimiz Montreux, Cenevre Havaalanı’na kurulan Jazz Cafe‘si ile daha oraya varmadan insanı caz atmosferine sokmak için yeterliydi. Vardığımızda bizi karşılayan Swiss Havayolları Cenevre Müdürü Ivan Haralambof’un, Türkiye Müdürü Fatoş Kutay‘ın İstanbul’dan özel ambalajda taşıdığı yoğurtları görünce yüzü güldü. “İşte Claude için en değerli hediye, Türk yoğurdu” dedi.
Claude dediği, caz festivalinin kurucusu Claude Nobs. “Montreux ona çok şey borçlu. Bu festival sayesinde dünya bu küçük kasabayı tanıdı. O yalnız kurucusu değil organizatörü, direktörü, her şeyi... O olmazsa olmaz. Montreux’nün ruhu o” diye bize anlatılan Nobs’un, Montreux için ne demek olduğunu oraya varınca insan daha iyi kavrıyor.
Gerçekten kasaba halkı için bir efsane o. Deep Purple‘ın “Smoke on the Water” şarkısında sözü geçen Funky Claude’un da ta kendisi. Deep Purple bu şarkısında albüm kaydı için Montreux’ye geldiğinde çıkan yangını anlatır.
O gün öğleden sonra virajlı yollardan tırmana tırmana, Claude Nobs’un bir dağın zirvesindeki şalesine vardık. Kapıdaki korumalara “Türk grubu” parolası yetti. 

“Türk yoğurdu havyardan lezzetli”


Müze-ev anılarla dolu
Bu gösterişsiz, sıradan dağ evine girdiğinizde insan kendini bambaşka bir dünyada buluyor. Burası bir müze-ev. Duvarlarda yüzlerce oyuncak tren, cazla ilgili fotoğraflar, posterler, tablolar, kitaplar... Ayrıca raflarda gitarlar, yerlerde hoparlörler, amfiler, envai çeşit müzik ve kayıt aletleri... Ama her oda aynı zamanda koltuk ve kanepeli, yaşanan bir mekan.
“İki yıl öncesine kadar burada oturuyordu Claude Nobs. Topladığı anı eşyalar sığamayınca kendine az ötede bir ev daha yaptırdı” diye anlatıyor asistanı.
Bahçeye çıkıyoruz ve kendimizi Heidi’nin koşuşturduğu dağlarda buluyoruz. Alabildiğine yeşillik ve muhteşem bir Leman Gölü manzarası. Evin içi müze gibi, bahçesi ise bambaşka bir dünya. Caviar House’un bir büfesi etrafında gazeteci, cazcı ve özel dostlardan oluşan konuklar sessizce sohbete dalmışlar. Etrafta inek çanlarından başka bir şey duyulmuyor.
İkinci eve doğru yürüyoruz; bu ev daha büyük ve daha gösterişli. İçi eskisinin aynı, ev sahibinin biriktirdiği yüzlerce anı eşya... Bütün katlarda bulunan masalara ev sofraları kurulmuş. Büyük bir açık mutfaktan nefis kokular yükseliyor.
Nobs’un evi festival boyunca bütün gün misafirlerine açık. Biz de diğer konuklar gibi evin bir kanepesine yerleşmek üzereyken Claude Nobs bizi karşılıyor. Tatlı gülüşlü, sevimli sohbetli bir ev sahibi. Ayaküstü konuştuktan sonra röportaj isteğimiz için “Şimdi dostlarım burada. Yarın için asistanımla konuşun, muhakkak sohbet ederiz” diyor. “Biz yarın gidiyoruz” dediğimde de gülümsemeyle cevap vererek yanımızdan ayrılıyor.
Aradan 10 dakika geçtikten sonra bahçede oturduğumuz köşeye elinde bir kase yoğurtla gelerek yanıma oturuveriyor. Bir yandan yoğurdu kaşıklarken bir yandan kaymağını arkadaşlarına göstererek “Yoğurt İstanbul’dan geldi. Muhteşem” diyor. Bu arada da bana da kısa bir sohbet imkanı vermiş oluyor.

“Tarkan’la Sezen Aksu’yu bir gün Montreux’de görmek isterim”
Türk yoğurduna hayranım. Sabahtan beri yemek yiyecek vaktim olmadı. Yoğurdu görünce dayanamadım. Havyardan daha lezzetli diyebilirim.

İsviçre süt ülkesi, peynirin en kalitelisini yapıyorsunuz...
Yok, yok sizin yoğurdunuz başka. Bu lezzeti hiçbir yerde bulamazsınız. Türk yoğurdu bir mucize!

Yemekle çok ilgili olduğunuzu duydum. Yukarıda da çok güzel bir mutfağınız var.
Yemek pişirmeyi çok severim. Gençliğimde Hotel Basel’de aşçılık yaptım.

Montreux Festivali’ni nasıl başlattınız?
Kendimi bildim bileli müziğe karşı ilgim vardır. Montreux Turizm Ofisi’nde çalışırken, 60’lı yılların başında Amerika’ya gittim. Montreux’nün adını dünyaya duyuracak bir caz festivali düzenleme fikri vardı. Ertegünlerle tanışmak üzere Atlantic Records’un kapısını çaldım. Randevum filan yoktu. Sekreter beni onlarla görüştürmek istemedi. “Arkadaşı mısınız? Onu tanıyor musunuz?” diye sordu. “Nasuhi Ertegün’ü kim tanımaz ki, İsviçre’den kalktım geldim” diye ısrar edince beni Nasuhi Ertegün’le görüştürdü.
Ertegün kardeşlerin babası büyükelçiydi, bir süre İsviçre’de yaşamışlardı. Nasuhi İsviçre’deki öğrencilik yıllarını anlattı ve bir anda dost olduk. Konuşmamızın sonunda bana Montreux’de yapacağımız bir caz festivali için destek olacağına söz verdi. Onların desteği ile bugünlere geldik. Nasuhi öldükten sonra Ahmet ile dostluğumuz sürdü. En yakın dostlarımdan biriydi.

Sık görüşür müydünüz?
20 yıl her yaz Bodrum’da evlerinde tatil yaptım. Mica (Ertegün) harika sofralar hazırlardı. İki-üç kişi sofraya otururduk. Derken, gelen dostlarla 20 kişilik bir ziyafete dönüşürdü. Çok güzel anılarımız vardır. Montreux Festivali’nin tarihini anlatan üç cilt yayımlandı, içinde çok güzel fotoğraflarımız var. En son cenaze için İstanbul’a gittim.

“Arif dev martiniler hazırlardı”

Arif Mardin’le de dosttunuz şüphesiz...
Çok iyi dosttuk. Yazları Bodrum’a gitmeden önce İstanbul’da Arif’in misafiri olurdum. Dünyanın en büyük martinilerini hazırlardı. Aman Tanrım, Boğaz’a karşı içip dururduk martinileri. 

İstanbul Festivali’ne neden gelmiyorsunuz?
Bizim festivalle aynı zamana geliyor. Ama iyi bir festival olduğunu biliyorum, başındaki Görgün Taner’i tanıyorum. Çok başarılı buluyorum.

Bu yıl yine Fazıl Say’ın konseri var...
Çok önemli bir müzisyen. Geçen yıl bizim jüri başkanımız olmuştu. Bu yılki konserinde Burhan Öçal eşlik edecek. Öçal daha önce de ünlü müzisyene eşlik etmişti. Tarkan’ı da bir gün Montreux’de görmek isterim. Sezen Aksu’yu da. İkisinin birlikte bizim festivalde yer almasını çok isterim...

Bu festival 42 yıldır var. İlk yıllarda hangi müzisyen davetinizi kabul edince “Artık bu işi başardık, dünyada isim yaptık” diyebildiniz?
Her festival kendi içinde önemli oldu. Dünyanın en önemli isimleri Montreux’de çaldı. İlk yıllarda Rolling Stones gelip burada çaldığında “Tamam, bu iş oldu” demiştim.

15 Aralık 2019 Magazin Bülteni15 Aralık 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber