Türkiye arkeolojisi

Memleketimizdeki koruma olanaksızlıklarına, kaçakçı çetelerine rağmen arkeoloji bilim olarak 150 yıldır kendini ispat etmiş durumda ve uluslararası alanda tanınan bir ekol haline geldi. Değerli hocaların yetiştirdiği nesiller bu sahada verimli ve tanınan çalışmalar yapıyor

İçinde bulunduğumuz Akdeniz kuşağı; İspanya, Güney Fransa, Yunanistan ve Anadolu, güneyimizde de Kuzey Afrika kıyıları ve Nil'in bereketi dolayısıyla Mısır'dan oluşan bir dünyadır. Bu eski medeniyetler kuşağı Doğu Akdeniz denen Filistin, Suriye, Mezopotamya üzerinden İran'a kayar ve oradan Hindistan'a ve Çin'e uzanır. Güney Arabistan -ki eski çağlarda mesut Arabistan da denirdi- Yemen uygarlığından ibarettir. Ve bir de insanlığın çok geç tanıdığı ve tanır tanımaz tahrip ettiği Güney Amerika'daki bizi halen hayrete sevk eden İnka, Maya, Aztek uygarlıkları istisnai serpintilerdir.Japonya, Uzak Asya'nın bir türevidir. Akdeniz'in çevresinde ve İran'daki halklar çok eski çağlardan beri bir kaynaşma ve karşılıklı etkileşim içindedir. Bunların dışında 12'nci asrın Endülüslü yazarı Kadı Ahmed El Endulusi'nin dediği gibi kuzeyliler yani Tuna ve Alpler'in kuzeyinde kalanlarla, Mısır ve Güney Akdeniz'in güneyinde kalanlar iklim ve coğrafya şartları dolayısıyla medeniyet kuşağının dışındadırlar, yaratıcı değildirler. Türkiye medeniyetler arasında köprüdür, tarihi zenginlikleri sonsuzdur" gibi pek bilmeden, düşünmeden tekrarladığımız sloganlar vardır. Oysa bunları belirli bir bilgiye oturtarak düşünmeye, mütalaaya almamız lazımdır. Anadolu gerçi Mezopotamya ve Mısır gibi yazının bulunduğu, hatta şehir devletinin ilk örneğinin ortaya çıktığı bir kıta değildir. Ama zaman olarak Mezopotamya'yı ve onun yazılı medeniyetini, sanatlar ve zanaatlarını çok çabuk benimseyip izlemiş ve MÖ 2 binlerde yazılı tarihe adım atmıştır. Benzer bir gelişme, o da çok yoğun olmamak şartıyla bugünkü Avrupa için ancak milat sıralarında söz konusudur.Bugünkü Fransa, Britanya ve Almanya'nın güneyi beşeriyetin medeni tarihine adım atabilmek için Julius Caesar'ın, bu ünlü komutan ve devlet adamının fetihlerini beklemişlerdir. Mesela İranlılar MÖ 1500'den beri kendilerini beşeriyete takdim eden yani yazan bir millettir. Farsça tabii ki zaman içinde uğradığı değişikliklere rağmen 2 bin 500 yıldır yazılmaktadır. Yunanca için de bu böyledir.Arapça orta çağlarda Mısır'ı ve Suriye'yi İslam fetihleri ile hükmü altına almıştır ama ondan evvelki diller yani Mısır'ın Kopt dili, Suriye'nin Aramcası hâlâ kilisede ibadette ve yazılı edebiyatta yaşamaktadır. Anadolu'da ise diller ve etnik gruplar birbiri ardından ortadan kalkmıştır ama maddi medeniyetin mimari ve sanat kalıntıları kesintisiz devam etmiştir ve etmektedir.Anadolu'ya en son gelen fatihler, açıkça söyleyelim ki yeryüzünde bir ülkeyi kültür, din ve dil olarak kendilerine mal eden ve çeviren son kavimdir. Avrupa'nın Germenleşmesi bile Sultan Alparslan'ın Malazgirt zaferinden beş asır önce tamamlanmıştı. Bu kimlik değişimine rağmen Anadolu'nun zenginlikleri yerin üstünde ve yerin altında bir tarihi bütünlük altında yaşamaktadır. Anadolu geç başladı ama hızlı ilerledi Türkiye, Akdeniz bölgesinde de arkeolojik ve yerüstü eserlerin zenginliği açısından çeşit ve yoğunlukça önde gelir. Kendisi ile yarışabilen ve tükenmeyen bir zenginlik içeren ancak Mısır'dır. İtalya, Yunan ve Roma ortaçağ ve yakınçağ açısından en manidar eserleri barındırır. Üstelik bu ülke ilk ikisine nazaran sakinlerin anlayışı ve zevki sayesinde Rönesans ve yakın çağları çok iyi muhafaza etmiştir.İtalya'da Yunan Roma'nın tahribi ve yabancılar tarafından yağması ise bizdekinden farksızdır. Zaten Roma devri İtalya'sını inceleyenler en başta İtalyanlar değil Winckelmann'dan beri Almanlar ve diğer Avrupa milletleridir. İtalyan alimler de onları takip etmiştir.Maalesef Mısır'ın eski zenginliklerini sistematik olarak kaydetmek sayısız ressamla oraya giren General Napolyon Bonaparte'ın ordularının işidir. Ejiptolojinin yani Eski Mısır ilminin kurulmasını sağlayan Rosetta Taşı'nın bulunması bu istila ordusunun işlerindendir ve hiyeroglifi çözerek çağdaş insanlığı Eski Mısırlılar gibi yüksek bir medeniyetle tanıştıran da Fransa'nın genç bilgini Champollion'dur. Bugünkü Fransa'nın artık, Ejiptolojinin babası Champollion, edebiyatın filolojik dehası Prosper Merimee veya muasır tarihçi ve filolog müteveffa Georges Dumezil gibi adamlar yetiştiremediği açıktır.Bu üç ülke ayarında olmasa da Suriye ve Filistin çok değerli ve çeşitli zamanlara ait eserler içerirler. Yunanistan da bilhassa klasik çağ açısından aynı öneme sahiptir. İnsanlık tarihinin yazımı açısından önem arz eden bu zenginlikler maalesef geçmiş zamandan bugüne kadar kaçak kazılar yapan amatör arkeologlar veya soyguncular ve utanmaz antika tacirleri tarafından yağma edilmiştir; tarih yazımı karanlığa mahkum olmuştur. Bonaparte'ın ortaya çıkardığı zenginlik Bugün de İtalya ve Yunanistan bu açıdan emniyete kavuşmakla beraber Mısır ve Türkiye için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. İsrail ise yurttaşlarının yüksek milli ve -itiraf edelim- dini bilinci yüzünden arkeolojik zenginliklerinin üzerine titremekte, arkeolojiyi milli bir spor haline getirmekte ve kaçakçılığın düzeyini adeta sıfıra indirmiş bulundurmaktadır, örnek olan da budur.Bu ülkelerde tarihi varlıkları polis ve jandarma değil, vatandaş kitleleri korursa netice alınabilir. Bugün Türkiye'de sadece 1071 öncesi uygarlıkların kalıntılarının tahrip olduğunu sananlar yanılırlar. Böyle bir tahribat ideolojik nedenlerde değil, ihmalden dolayı vukua gelmektedir.Nitekim Selçuklu kervansarayları, Ahlat mezartaşları, Osmanlı çeşmeleri ve sanatsal incelikleri yanında milli biyografimizin başlıca malzemesi olan Osmanlı mezartaşları da hunharca hırsızlık ve yağmaya uğramaktadır. Oysa bu zenginliklerinin Kültür Bakanlığı'nın bekçilerinin değil, şuurlu gençlerden ve onlara yön veren bilgili büyüklerinden oluşan grupların koruması gereklidir. Turizmin tekrar hızlandığı şu yaz aylarında gezdiğimiz gördüğümüz yerlerde bu konuları hatırlayalım ve sonbahar yağmurları başladığında da lütfen unutmayalım. Memleketimizdeki koruma olanaksızlıklarına, kaçakçı çetelerine rağmen arkeoloji bilim olarak 150 yıldır kendini ispat etmiş ve uluslararası alanda tanınan bir ekol haline gelmiştir. Osman Hamdi Bey'den beri Halil Ethem Bey gibi, Aziz Bey gibi, Ekrem Akurgal, Sedat Alp gibi hocaların yetiştirdiği nesiller bu sahada verimli ve tanınan çalışmalar yapmaktadır. Tabii çıkan arkeologların müzelerde ve kurulacak enstitülerde istihdam edilmesi ve sürekli eğitimlerinin sağlanması şarttır. Sebep ideolojik değil, ihmal

PKK/YPG'lilerin güvenli bölgeden çekilme anları kamerada!ABD ile varılan mutabakat sonrası terör örgütü işgal ettiği yerlerden çekilmeye başladı. Terör örgütü PKK/YPG'nin çekilme konvoyu görüntülendi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber