Üç kutu boya ve kırık seramiklerin ötesi

Bir ürünü alırken neye fiyat ödersiniz? Ham maddesine mi? Kalitesine mi? Kalitesizliğine mi? Marka bilinirliğine mi? Yoksa o anda farkında olmadan size hissettirdiklerine mi?

Üç kutu boya ve kırık seramiklerin ötesi

Resimlerimin satmadığı gerçeğini değiştiremem ama insanların resimlerimin, üzerinde kullanılan boyanın ederinden daha değerli olduğunu anlayacağı günler gelecek” demiş ünlü ressam Van Gogh. Belli ki Güney Fransa’da kendine özgü resim tarzını geliştirmeye çalışırken pek çok kişi gelip “Neden bu kadar çok para istiyorsun ki? Altı üstü üç-beş tane boya bitiriyorsundur bir resimde” demiş.
Şaşırmayın. O zamanlarda yaşasaydık büyük bir olasılıkla biz de aynı yorumları yapacaktık. Peki şimdi nedir gözümüzde o tabloları paha biçilemez yapan? Tekniği? Konuları? Belki de çok daha fazlası... Van Gogh, hikayesi ve ötesi!
İnsanın kendine verdiği değer konusunda kendisi ile çeliştiği bir noktadır aslında bu. Aldığı hizmetin değerini bedeli ile ölçmek. En basitinden bir restorana gidince, hesap biraz hallice geldiğinde hemen hesaplamaya başlarız... Etin kilosu şu kadar, mantarınki de şu. 200 gram et kullanmış olsa, 100 gram da mantar... Ne de çok kâr ediyorlar! Oysa gittiğiniz yer özelse eğer asıl emek isteyen size o yemeği yerken yaşatabildikleridir. Asıl değer yaratan, insan faktörünün ne kadar dahil olduğu ve yaşatılan tecrübedir.
Bu tecrübenin felsefi altyapısının ‘bu’ olduğuna inansam da işin bir de modellenen işletme bakış açısı var. Ürünün fiyatını en basit şekilde iki yolla belirleyebilirsiniz. Bu ya ürünün maliyetiyle ya da değeri ile olur. Yani başka bir deyişle normal bir ürün alıyorsanız onun maliyetine para ödüyorsunuzdur. Oysa ki size deneyim, duygu ve zevk katabilen ürünlerde ödediğiniz miktar heyecanlandığınız kadardır.

Atılmış sandalyeden kral tahtı
Beyoğlu’ndan Tophaneye giden yolda merdivenlerle inilen bir mağaza. Laboratuvar Tasarım’a ‘mağaza’ demek aslında hiçbir şeyi açıklamıyor çünkü burası her biri yaşanmışlık içeren ve bunun ötesinde üzerine daha da çok yaşanmışlık katılan özel tasarımların olduğu bir vitrin.
İlk başta hangi tasarıma bakacağınız konusunda çok kararsız kalıyorsunuz. Her biri birbirinden özel. Tasarımların genel özelliği antika parçalara modern entegrasyon yapılmış olması. “Nasıl yani?” dediğinizi duyar gibiyim.
Yüksek Mimar Ceren Başgöze ve eşi kafalarında bir tasarım yaratıyorlar ve bu tasarımı hayata geçirebilmek için antikacıların yolunu tutuyorlar. Hayallerindeki parçaya yakın bir mobilyayı ya da mobilya parçası buldukları anda ona sahip çıkıyorlar. İster kuş pislikleri içinde olsun, isterse kapı dışarı atılmış... Bir müze eseri görüntüsüne gelene kadar bu parçaları temizliyorlar ve eşsiz hale getiriyorlar.
Son olarak da bu antikanın bir parçasını tamamen çıkarıyorlar ve ona çok modern bir parça entegre ediyorlar. Bu; kraliyet tahtı görünümlü sandalyenin bir bacağını tamamen çıkarıp metal modern bir bacak entegre etmekle oluyor.
Günün sonunda satın aldığınız şey ne borular ne de atılmış bir sandalye. Ürünle beraber onun hikayesi ve eşsiz oluşu aslında.

Picasso’nun uğrak mekanı
Barselona’daki 115 yıllık bu restorana girdiğiniz anda zamanın ötesinde bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Kendinizi 1950’lerden kalma bir filmin tam ortasında bulmanız an meselesi. Antika masalar, kocaman bir Noel ağacı, kuyruklu piyanoyu çalan neşeli bir şarkıcı...
Etrafınızdaki her detay 115 yıl önceki hali ile korunmuş. Gösterişli değil tam tersi gerçek ve sevimli. Els Quatre Gats’ın ortaklarından Antonia’nın anlattığına göre mekan, Katalonya Savaşları sırasında tam 30 yıl kapalı kalmış ama yine de hayatta kalmayı başarmış. Bir de üzerine Picasso’nun Barselona’da kaldığı her akşam buraya geldiğini öğreniyorsunuz. Üstelik parası olmadığı zamanlar resim yapıp veriyormuş yemesinin içmesinin karşılığında.
Els Quatre Gats, yerli halk tarafından çok bilinmeyen bir yer olduğu için bulmakta oldukça zorluk çekebilirsiniz. Üstelik daracık sokağına girdiğinizde bile önüne gelip de küçük kapısını görene kadar orada olduğunu fark edemeyebilirsiniz.
Meydanda, popüler bir sokakta kristal bardakta bir kadeh içme seçeneğinizde kristale, kiraya ve garsonlara para ödüyor olabilirsiniz. Ara sokaklarda zor bulduğunuz 115 yıllık Els Quatre Gats’da ise duvardaki kırık seramiğin, her anlamıyla “yaşanmış” bir mekanın size hissettirdiklerine para ödüyorsunuzdur.
Üç kutu boyadan neler yapabilirsiniz? Ya da terkedilmiş mobilyalar hayata ne kadar değerli dönebilir? Zorla arayarak bulduğunuz, kapansaydı muhtemelen yerine bir market veya sıradan bir dükkan açılabilecek bir restoran sizin için ne kadar değerli olabilir?
Düşüncelerinizle ve duyduğunuz heyecanla yaratılan kadar gibi gözüküyor...

Türkiye: Mektup çöpe atıldı, yanıtı Barış Pınarı HarekâtıCNN Türk'e konuşan Cumhurbaşkanlığı kaynakları, ABD lideri Trump'ın diplomatik nezaketten yoksun mektubunun reddedildiğini söyledi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber