|
 |
|
|
"Türkler" sergisi
Londra'da Türk müzecileri ve Royal Academy of Arts'ın öncülüğüyle açılan "Türkler" sergisi uzun bir tarihi, geniş bir coğrafyayı kapsıyor. Ama akıllı bir düzenleme ve Türkiye müzelerini de aşan koleksiyonların seçimiyle ortak kanı "Alışılmışın dışında, çekici ve öğretici bir sergi" oldu
Fax: (0312) 427 20 64
Londra'da Türk Müzecileri ve Royal Academy of Arts'ın öncülüğü ve örgütlemesiyle açılan "Türkler" sergisinin tanıtımı doğrusu iyi yapıldı. Konu ilginç ama akademinin de basınla iyi ilişki kurduğu belli. Türk Dışişleri Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı'nın da tanıtım konusunda tecrübe kazandığı anlaşılıyor. Financial Times ve The Wall Street Journal başta olmak üzere kalabalık sayıdaki gazete ve dergi sergiden bahsediyor. Ortak kanı "alışılmışın dışında çekici ve öğretici bir sergi" diye özetlenebilir. Serginin katalogları hatta çocuklar için hazırlanan broşürleri çeşit çeşit... Royal Academy'nin uzmanları kadar bizimkilerin de payı var. Başta Aygaz olmak üzere, Garanti Bankası, Corus gibi firmaların mali katkısı her şeyi kolaylaştırmış.
Alışılmışın dışında bir tarih ve tertip var
Sergi 600-1600 yıllarını kapsıyor. El attığı coğrafya ise Moğolistan'dan Tuna havzasına uzanıyor. 600 yılı yazılı tarihin başlangıcı olarak düşünülmüş, 1600 yılı ise, sonraki Girit Cengi hariç Osmanlı ihtişamının son basamağı. Gerçekten alışılmışın dışında bir tarih ve tertip var. Genelde bu gibi sergiler Türkiye müzelerinden alelacele toplanan eserlerle kurulur; teşhir edilen eserler gittiği ülkelerin tarihine ve özelliklerine eşzamanlı olarak düşünülmez. Diğer cihetten, bu asrın ortasında bile, Çin veya İran gibi eski medeniyetlerle ilgili benzer büyük sergileri Louvre, Royal Academy of Arts, British Museum, Berliner Staatsmuseum gibi kuruluşların küratörleri mahalli uzmanlara danışmadan kendileri düzenlerdi.
Belki de o ülkelerde o zamanlar yararlanacak uzman yoktu. Bu sergi öyle değil.
Bu sergiyi düzenleyenler arasında ön planda iki ünlü müzecimiz ve sanat tarihçimiz, Dr. Filiz Çağman ve Dr. Nazan Ölçer var. Nazan Ölçer'in Avrupa müzeleri nezdindeki itibarı ve yetkisi Royal Academy of Arts ve St. Petersburg'daki Ermitaj gibi müzelerin koleksiyonlarından yararlanılmasını kolaylaştırdı. Topkapı ve İslam Eserleri'nde isabetli seçim yapıldı. Bizim müzelerin dışında Berlin devlet müzeleri, Viyana Sanat Tarihi Müzesi ve bilhassa St. Petersburg'daki Ermitaj'ın katkıları görülüyor. Rusya'nın elinde tuttuğu Türk hazineleri Türklüğün tarih ve coğrafyasını tasvir için önemli bir katkı sağlıyor.
Sergideki iyi seçimlerin başında Mehmet Siyah Kalem diye tanınan, ne kişiliğini ne de yaşadığı yılları aydın olarak bildiğimiz sanatçımız geliyor. Ya Tebriz'de ya da Horasan'da yaşamış. Almanya'dan gelen Uygur freskleri ve onların yanında St. Petersburg'daki Ermitaj müzesine ait Kırgızistan'daki Semireçe'den gelme mezar taşları var. Bu mezar taşları Hıristiyan Türklere ait. Bu Hıristiyan Türkler 5'inci asırdaki Efes konsilinde aforoz edilen bir mezhep olan Nesturilere mensup. Bu mezhebe göre Meryem Ana, Tanrı'nın oğlunun değil peygamber İsa'nın anası. Türkler Hıristiyan da olsalar; Meryem Ana'yı Tanrı'nın oğlu İsa'nın değil peygamber İsa'nın anası olarak biliyorlar. Nesturiler İran ve Orta Asya'ya yayılmış ve mezheplerini yaymaya çalışmışlar. İran'da, Altay Dağları eteklerinde ve Moğolistan'da yayılan bir inanış ve bu inanışın mensuplarının mezar taşlarındaki yazı Uygur harfleriyle. Tarihlemeye gelince; Hz. İsa'nın doğumuna göre değil, Büyük İskender'in seferlerine göre tarihlenmiş. Kırgızistan'ın Talas Vadisi'nden gelen bir Göktürk kitabesi de sergide yer alıyor. Bu arada ana tanrıça değil ama bir ana heykeli de sergiye gelenleri selamlıyor.
Serginin bence en önemli parçalarında biri Ermitaj müzesinden gelme; serginin küratörlerinden Norman Rosenthal'in deyimiyle Türklerin Rozetta taşı; Timur Han'ın Altınordu devleti başındaki Toktamış Han'ı tepelediğini ifade eden kitabedir. Üç satırı Arapça, gerisi Uygurca olan, 1391 tarihli bu yazıtta Timur Han, "Allah beni muzaffer kıldı" diyor. Etrafta, duvarlara "Zafername" adlı eserden bu savaşı temsil eden minyatürler asılmış. Timur devri Türk tarihinde ve okul tedrisatında üzerinde durulan bir dönem değil, aslında İslam rönesansının yani doğa bilimlerinin İslam dünyasındaki son parlak dönemidir. Bundan başka Timur'un hakimiyetinden sonra hanedan üyeleri Afganistan, İran ve Hindistan'da hükmettiler. Türkçenin kullanıldığı ordunun dışında Farsçayı çok kullandılar. İslami İran medeniyetinin en parlak dönemi sayılıyor. Oysa İran medeniyetini ve üslubunu geliştiren Türk devletleri döneminden söz etmek mümkün. Bu Timur ve torunları dönemidir. Türkler ve Türk tarihini bir sergide öğrenmek mümkün değil ama Londra'da başarılı, şematik bir giriş yapıldığı söylenebilir.
Selçuklu ve Artuklu devrine ait bilinen hoş parçalar burada. Berlin müzelerinin katkısı önemli. Osmanlı Dönemi seksiyonunda özellikle Topkapı yazmaları içinden çıkan bir mimari tasarım rulosu göz alıyor. Dr. Filiz Çağman yazma eserler bölümünün unutulmaz direktörüydü. Bu gibi seçimler onun tecrübelerine dayanıyor. Sözünü ettiğim rulo Harvard Üniversitesi'nden Gülru Necipoğlu tarafından ilginç bir kitap olarak yayımlandı. Gene duvarda bir Holbein halısı, yani bilhassa Holbein'ın tablolarında resmetmekten zevk aldığı daha doğrusu bir üslup haline getirdiği Rönesans senyörlerinin zevklerine hitap edecek şekilde dokunup ihraç edilen, Kula, Uşak, Gördes halılarının en güzellerinden biri teşhir ediliyordu.
Bu sergi Paris ve Madrid'e de gitmeli ve İstanbul da unutulmamalıdır
Konu geniş; uzun bir tarihi ve geniş bir coğrafyayı kapsıyor ama akıllı bir düzenleme ile Türkiye müzelerini de aşan koleksiyonların seçimiyle "Türkler" sergisi öğretici oldu. Hiç kuşkusuz 1699-2000 arasındaki 300 sene de tarihi maceramızın ilk bölümü kadar önemlidir. Değişmeye ve değişen şartlara intibak etmeye elverişli bir ulusuz. Ama o 300 yılı tertiplemek daha da zor ve zaman ister. Bu sergi Londra'dan sonra Paris veya Madrid'e de gitmelidir. Bilhassa İspanyollar, Türk tarihine meraklı bir millettir. Televizyondaki "La Clave" programını seyir için İspanyolların gece evlerine kapandığını biliyorum. Türk tarihini ise öğrenecekleri kaynaklar azdır. Bu sergi yardımcı olur. Diğer yandan Paris ve Madrid 40-50 milyon turistin ziyaret ettiği başkentlerdir. Sözü geçen Viyana'yı ise aklınızdan çıkarın; Avusturya başkenti bu kadar pahalı bir sergiyi hak edecek bir nüfus ve fikri iklime sahip değildir. Ve illa ki Moskova olmalı; Rusya'nın kalabalık başkentindeki Slav ve Türk gruplar, Kremlin müzesinin Türk silah ve zırhlarından, Ermitaj müzesinden seçilecek yeni ilaveler ve uygun kültürel programlarla bu sergiden etkilenecektir. Ve tabii İstanbul unutulmamalıdır; bin yılın hikayesini biz Türklerin maalesef diğer uluslardan daha çok bildiğini zannetmiyorum.
|
|
|

|