|
 |
|
|
İlginç kişilikler galerisi
Gökhan Akçura "Ivır Zıvır Tarihi" dizisinin sekizinci kitabı "İnsanlar Alemi"nde birbirinden ilginç 26 kişiyi tanıtıyor
Beyoğlu'na çıkmak bir ayrıcalıktı. 1940'lardan, 50'lerden söz ediyorum. Başka İstanbul olmadığı gibi, "Başka Beyoğlu" da yoktu. Beyoğlu'na mı çıkacaksınız, bir güzel tıraş olur, pantolonunuzu ütületir, ayakkabılarınızı boyatırdınız önce.
1940'ların sonlarında, annemle Beyoğlu'na çıkardık. Cumartesileri. Yatılı öğrenciydim. Annem hafta içinde Melek'e, İpek'e, Lale'ye bilet alırdı önceden. Hangi filmi görmek istediğimi kestirirdi. Errol Flynn, Humphrey Bogart, Gary Cooper oynuyorsa ya da bir MGM müzikaliyse zaten sorun yok. Öğle yemeğimizi yedikten sonra Beyazıt'tan sarı tramvaya atlar, Galatasaray yolunu tutardık. 14.15 matinesinden sonra bir pastaneye. Hangisine mi? Elbette ona. Butak'a. Şimdiki Atlas Sineması'nın karşısında bir yerdeydi. Üstü fıstıklı krem şokola. 35 kuruş.
"Niye Budak değil de, Butak?"
"Burası Behzat Butak'ın da ondan."
Behzat Butak'ın kim olduğunu sormama gerek yoktu. Yerli filmlerden zaten tanıyordum onu.
Şimdi Gökhan Akçura'nın "Ivır Zıvır Tarihi" dizisinin sekizinci kitabı "İnsanlar Alemi"nde (İthaki Yayınları) Butak Pastanesi'nin 1944'te yayımlanmış bir ilanını görünce hatırladım bunu: "Behzat Butak Pasta ve Şekerleme Mağazası herkesin pastacısıdır".
* * *
Gökhan Akçura'nın yapıtlarının kitaplığımda özel bir yeri var. Okuduktan sonra sık sık elime alıp karıştırdığım kitaplar bunlar. Yakın tarihimizi bu kadar güzel, bu kadar şirin, bu kadar keyifli anlatan, görsel zenginliklerle donanmış bir başka yapıt hatırlamıyorum.
Akçura'nın iki temel özelliği var: Öğretmek ve hatırlatmak.
Onun kitaplarını okurken öğreniyorum. Özellikle ayrıntıları. "Ivır Zıvır Tarihi" dizisi ne ayrıntılar sundu bize... Onları fark edince bütünü daha iyi kavrar olduk.
Hatırlıyorum da. Sürekli hatırlıyorum. Yakın geçmişin renkleri, belgeleri, fotoğrafları kendi geçmişine götürüyor insanı. "Gramofon Çağı"nda ilkgençliğimizin duygularını, "Aile Boyu Sinema"da çocukluğumuzun sınır tanımaz düşlerini, "Uzun Metin Sevenlerden misiniz"de eski mucizeleri yeniden yaşamadık mı?
* * *
"İnsanlar Alemi"nde de yakın geçmiş var. Yakın geçmişin kimi ünlü, kimi adı belirli bir çevrenin dışına taşmamış insanları.
Akçura şöyle diyor:
"İnsanları merak ederim. Hiç tanımadığım insanları, sadece adını duyduklarımı, bir şarkısını dinlemekten öte yaşamıma girmemiş insanları... Bazıları kitaplarda yaşar benim için, bazılarıyla oturur kahve içer, sohbet ederim... Deniz fenerlerini inşa edenlerin, kendini 'şiir kralı' diye tanıtmaktan hoşlananların, sıra dışı insanlarını anlatan mütevazı yazarların hayat hikayelerine sızmaya çalışırım. Kadınlarla tanışırım, Fehim Paşa'nın kapatması olanlardan, Balat'ta sinagog anahtarlarını belinde taşıyanlara, Nâzım Hikmet'in kendisi için şiir yazdığı kadınlardan, Bebek'te badem ezmesi yapanlara... Kadınların saçlarını daha güzel yapan adamların, ilk reklam filmlerini çeken yönetmenlerin, çocuklara Kaygusuz Abdal şarkıları söyleyen şarkıcıların yol arkadaşı olurum. Onlar benim dünya alem dostlarımdır. Onlar insanlar alemidir."
* * *
Kitapta 26 insan tanıtılıyor. Fehim Paşa'dan Barış Manço'ya kadar... Kimini tanımıştım bu insanların (Mengü Ertel, Agop Ayvaz), kimini zaten tanımış kadar biliyordum (Otello Kamil, Florinalı Nazım, Behzat Butak, Orhan Veli), kiminin adını duymuştum sadece (Pazarola Hasan Bey, Sabri Mahir), kimiyle ise bu kitapta karşılaştım (Aristokli Angelidis, Orhan Kızıldemir, Murat Heper, Korin Suryano).
Bu ilginç kişilerin gerçekten ilgiyle okunacak öyküleri yer alıyor "İnsanlar Alemi"nde. (İlhan Hemşehri anlatmıştı; Otello Kamil'in bir "sahne numarası"nı aktarayım... Shakespeare'in Othello'su kendi boğazını keserek can verir. Otello Kamil, o son sahneye çıkarken boğazına bir ciğer bağlar, onu kesermiş. Seyirciler de büyülenmiş gibi olurmuş.)
Bütün yaşam öykülerini keyifle okudum. Ama Florinalı Nazım'ın öyküsünü bir başka keyifle okudum. Kendini "edebiyat tarihimizdeki tek şiir kralı" ilan eden Nazım'dan örnekleri de:
"Göz önünden geldi geçti / 'Dahi' denen çok şairler / Şiirimle boy ölçemedi / Ne Firdevsi, ne de Homer!"
"Kızgın bakışım kül eder / Baykuşlar karanlıkta / Yumruğumun keskin izi / Göze çarpar her yarıkta!"
29 Ekim 1933'te Milliyet gazetesinde yayımlattığı paralı ilan da pek güzel:
"B. Gazi Hz.ne
Bu (en şerefli bayramımızda) neşretmek üzre (Büyük tarihi nutkunuzu) aynen -serbest nazma- almak suretile, (bin sahifeyi geçkin) bir (şaheser) yazmıştım. Ne yazık ki bu da, 9 Eylül 933 Üsküdar yangınında kül olup gitti.
Türk edebiyatı, Türk gençliği bir daha yerine koyamıyacağı o (emsalsiz eserim)in çok acıklı hatırasını hiçbir zaman unutmamalıdır."
* * *
Birbirine benzer romanlardan, şiirlemelerden, dedikodu kitaplarından, şifreli best seller'lardan bunaldıysanız, şöyle bir açık havaya çıkmak isterseniz, Akçura'nın kitaplarına başvurun derim.
|
|
|

|