“Yeni evde yeni aşk için tekliflere açığım”

Murathan Mungan ‘bahçeli evde oturma’ hayalini gerçekleştirdi, İstanbul’un Anadolu yakasındaki üç katlı evine yerleşti: “Çalışma masam iki pencereden birden ışık alıyor, bahçedeki bembeyaz çiçekler cama vuruyor. Baktıkça, ‘Daha önce şair, yazar olmasam da şimdi olurdum’ diyorum.”

“Yeni evde yeni aşk için tekliflere açığım”

Anadolu yakasındaki Boğaz semtlerinden birinde bir çıkmaz sokak. Sokağın ortalarına denk düşen ahşap kapıdan girdiğiniz anda ağaçlar ve sarmaşıklar nedeniyle iki büklüm ilerlemeye başlıyorsunuz.
Az sonra ferah feza bir bahçeye çıkılıyor. Koca bir çınarın altında bambudan yapılma bir çardak. Limon ağacı. Manolya, dalında tek meyvesi olan bir ayva ağacı... Karadeniz mandalinası, portakal, çitlembik, zeytin, armut, nar. Bahçenin ortasında durup baktığınızda sade ama şık bir ev, tam karşınızdaki. Tek mekan olarak tasarlanmış; üç kattan oluşuyor. Eksiği yok, fazlası hiç yok. Serin, sakin, huzurlu bir mekan. Evin sahibi şair-yazar Murathan Mungan; mimarı ise Cem Sorguç.
Mungan’ın ‘bahçeli ev’ hayalinin gerçekleştiği bu yapının renovasyondan, taşınmaya ve şimdisine kadar olan hikayesini hem kendisinden hem mimarından dinledik.


“Yeni evde yeni aşk için tekliflere açığım”

Mungan ve Sorguç evin girişini alt kat ve üst kata bağlayan merdivenlerde...

“Bu evin bir pop şarkısı gibi olmasını istemedim”

* Meslek hayatınızda neye denk düşüyor bu ev? Önemi nedir sizin için?

Cem S.: Tek kişi evi, Batılıların “single house” dedikleri şey, bence en zor şeylerden bir tanesi. Neye denk gelir bilmiyorum ama meslek hayatımın en zevkli, en “süreci heyecanlı”çalışmalarından bir tanesi. Kendi içinde bir renovasyon var. Hale, zamana
ve başka bir kullanıcıya çevrilmesi var. Dolayısıyla mimarlıkta güç olan şeyler bunlar. Bir şeyi dönüştürmek...

* Evi sıfırdan yapacak olsaydınız nasıl olurdu?

Cem S.: Aslında aşağı yukarı böyle bir şey olurdu, çok fazla değişmedi yapmak istediğimiz şey. Çevreyle, bahçeyle, semtle ilgili de bir tavrı var yapının.
O da mühim. Çok fazla uzak düşmesin istedik; çünkü burası Murathan’ın dediği gibi İstanbul’un eski dokularından bir yer. Burada da zıpçıktı bir bina yapılabilirdi ama bunu yaparken daha sonra da yukarılardan, üst kodlardan çok baktım. Bir tür pop şarkısı gibi olsun istemedim.

* Eve bakmaya geldiğinizde ne hissettiniz? İlk görüşte aşk gibi bir şey miydi?

Murathan Mungan: Hayır, huzur hissettim. Aşk gelip geçici bir şey. Huzur daha kalıcı, bu yaşlarda insan böyle şeyler söylemeye başlıyor.

* Yapının kendisi bir şeyler anlatıyor muydu?

Murathan M.: Bina değil ama bahçe evet... Atmosferiyle, daha doğrusu aurasıyla... Yoksa burada bulunan beton, kâgir binanın hiçbir numarası yoktu. Binanın kuşatılmışlığıyla ilgili bir histen bahsediyorum. Bahçeye baktığımda burada yaşayabileceğimi hissettim.
Cem Sorguç: Bizimki biraz farklı tabii, doktor-hasta ilişkisi gibi. Ne olabilir diye baktım. Bahçe içinde, mütevazı bir ev, hem yüksekliğiyle hem duruşuyla. 60 sonlarına ait. Bir mimarın elinden çıkmadığını öğrendik ama bir hassasiyeti var. Yani o zamanki gözle. Mütevazı bir ruhu vardı evin; buna genç jenerasyon ‘vintage’ mı diyor, tam öyle... O da benim aslında hazzettiğim bir şey.
Murathan M.: Buradaki komşularımdan Figen hanım “Sizi buraya belki de Hatice hanım çağırdı” dedi. Hatice hanım bu evin sahibiymiş, edebiyat öğretmeniymiş ve bütün bu civarın genç kızları, genç çocukları gelir buradan kitap alıp okurlarmış. Şahane bir hikaye. Geç evlenmiş bildiğim kadarıyla. Galiba evlendiği kişinin ya yeğenini ya önceki çocuğunu evlat edinmiş. Biz ondan devraldık yani. Hatice Hanım ben geldiğimde çoktan ölmüştü.

* Evle ilgili neler istediğini söyledi size Murathan Mungan?

Cem S.: Aslında bir şey söylemedi... Bu hem iyi hem kötü bizim için... Sadece ‘tek mekan’ istediğini söyledi. Bir şeylere çarpmadan hareket etme serbestisi... Masadan kalktığım zaman çayımı, kahvemi alabileyim, dedi.
Yani orta kattaki küçük mutfak ondan çıktı. Ondan sonra alt kattaki ana mutfak...


“Yeni evde yeni aşk için tekliflere açığım”


“Kömürlükten bir arşiv çıktı”

* Kaç metrekare burası toplamda?


Cem S.: 280 metrekare kadar.

* İlk geldiğinizde de üç katlı mıydı burası?

Cem S.: Aşağısı kömürlüktü... Apartmanların altında ya da tek katlı evlerin altında basık bir kapı vardır. İçeri eğilerek yürürsünüz, kömürleri alırsınız, odunu kesersiniz, tekrar eğilerek çıkarsınız... Öyle bir yerdi aşağısı.
Murathan M: Bir arşiv bir de mutfak çıktı.

* Eski hali tek mekan değildi sanırım?

Cem S.: Yığma bina ama taşıyıcılar vardı. Biz o taşıyıcıların hepsini kaldırıp tek bir mekan haline getirdik. Giriş kapısının oradaki duvar da kalkabilirdi ama çalışma odasının mahremiyetini koruyalım diye bıraktık. Dolayısıyla yukarı katta gördüğünüz gibi sürgit bir zemin. Bütün yükü yanaklara aldık.



“Yeni evde yeni aşk için tekliflere açığım”

Mungan menemen yapmak için bahçesinin mutfak bölümündeki sivri biberler ve domatesleri kullanıyor.

“Vejetaryen ağırlıklı bir yemek kitabı yazmak istiyorum”

* Kediniz Pişo bahçede mi yatıyor?

Murathan M.: 17 yıl yaşam yoldaşım olmuş Pişo bahçede erguvan ağacının altına gömülü. Yokluğunu da varlığını da aynı anda hissediyorum. Çok isterdim o hayattayken bu eve taşınabilmiş olmayı, bahçede oynamasını seyretmeyi. İçimde yaradır. Hayat her şeyi birden vermiyor.

* Bir mutfak bölümü var mı bahçede?

Murathan M.: Bostan kısmında domates var, sabahları domatesi ve biberi oradan toplayıp menemen yapıyorum.

* Yemek yapmakla aranız nasıl?

Murathan M.: Bilinen yemekleri yapmaktan çok uydurmayı seviyorum. İçinde ne var diye sorduklarında yulaf kepeği ekledim, helmesi ondan,” demek hoşuma gidiyor örneğin. Bir de içinde küçük sebze parçalarının olduğu, yemek kıvamına yakın koyu çorbalar yapmayı seviyorum. Et yemediğim için soya kıyması kullanmayı seviyorum. İçine kattığım baharatlı harç nedeniyle gerçekten kıymayla yapılmış tepsi köftesi sandıkları oluyor. Bakliyatları birbirine karıştırmayı seviyorum bir de. İçinde nohut, mercimek, yarma, bulgur, domatesle yapılmış naneli, biberli yoğurt sosuyla yapılan bir yemeğim var mesela. Bu arada, vejetaryen ağırlıklı bir kitap yazmak istiyorum.


Hemen ‘Paranın Cinleri’ni yeniden okudum

* Siz bildiğiniz gibi mi yaptınız daha çok yoksa ortak bir nokta mı bulmaya çalıştınız?

Cem S.: Çok dinledim, sadece kafama yatmayan şeylerden bahsettim Murathan’a. Böyle böyle ama uzun vadede şöyle olabilir, bunun gerekçesi şudur gibi... Orada bildiğimi okudum diyebilirim.
Murathan M.: Ben de o noktada güveniyorum zaten. Bu arada, zor meselesine geleceğim. Zorluk şey diye karıştırılır; ukala falan. Ben insanların işine karışmam. Orada zor değilimdir, insana işini öğretmeye kalkmam. Kendi taleplerimi, kendi ihtiyaçlarımı tarif etmeye çalışırım.


“Yeni evde yeni aşk için tekliflere açığım”

Mungan’ın içinde gizli kitaplık saklı dolaplarının bulunduğu yatak odası. Pencerelerden orman esintisi geliyor.


“Murathan’da inanılmaz bir mimar gözü var”

* Kitaplarını, çalışırken yeniden bir karıştırdınız mı?

Cem S.: “Paranın Cinleri”ni yıllar yıllar önce okumuştum. Onu tekrar okudum. Mesela dakika bir gol bir, ilk onu okudum. O bana bir şey söyler diye düşündüm.
Murathan M.: Çünkü ev çocukluktur.
Cem S.: Ondan sonra da tabii ki okumadığım şeyleri okumak, hatırlamadığımın üstünden tekrar geçmek üzerine bir çalışma yaptım.

* Peki Murathan Mungan’ın kitaplarındaki mimariyi bir mimar gözüyle nasıl değerlendirirsiniz?

Cem S.: Murathan’ın inanılmaz bir gözü var. Benim diyen mimarı solda bırakacak, çok iyi bir gözü var.
Murathan M.: Bununla çok gurur duyuyorum, bana da söyledi bunu. “Gözün mimar” dedi bana bir gün.
Cem S.: Asimetri ya da simetri takıntısından bahsetmiyorum. Göz, renk, özellikle kütle ve yüzey ilişkisiyle ilgili müthiş hassasiyeti var; mayasında var. Kitaplarında mekan kurarkenki tasvirleri çok dikkat çekici.

* Genel olarak hangi malzemeleri kullandınız?

Cem S.: Ahşap, masif ağaç, metal, çelik kullandık. Aslında yapı çelik konstrüksiyondur burada. Mevcut yapının üzerine herhangi bir yapı yapmadık, var olan kumaşı başka bir şekilde diktik.

* Bir de çok para harcatan bir mimar değilmişsiniz...

Cem S.: Genel olarak aslında galiba öyle derler. Ama bazı olmazsa olmazlar var. Onları yapmak istiyorum açıkçası. Onların parasını diğer taraflardan dengelemeye çalışıyorum. Çatısının iyi olmasını istedim mesela. Uzun yıllar hiç dokunulmayacak bir hale getirmek istedik. Doğramalar da aynı şekilde.
Murathan M.: Bu arada çatı ev parasına çıktı... Ama onlar da hakikaten olmazsa olmaz. Her şeye karşın sınırlı bir parayla yapıldı bu ev. Benim paramı benden daha çok korudu. Her mimarda görülmeyen bir haslettir bu.





1840’larda Kızıltoprak’ta başlayan bir roman yolda


* Müstakil evin farkı ne?

Murathan M.: Ben birbirine dirsek yapan, iki yanından ışık alan evlerde oturmayı severim. Müstakil ev sahibi olmanın böyle bir keyfi var. Örneğin çalışma masam iki pencereden birden ışık alıyor. Yan bahçedeki bembeyaz filbahri çiçekleri cama vuruyor. Ön bahçeye bakan pencere önünde portakal, turunç, limon, Karadeniz mandalinası, arkalarında dev bir ceviz ağacı. Baktıkça daha önce şair, yazar olmasam da, şimdi olurdum diyorum.

* Yeni bir ev yeni bir hayat mı?

Murathan M.: Biraz öyle... Sabahları çok erken kalkıyorum. Bazı alışverişlerimi kendim yapıyorum, bahçe suluyorum. Erken kalktığın zaman günü daha verimli kullanıyorsun. Daha iyi çalışıyorum; 2012 ile 2015 arası bir program yaptım. Hangi kitapları çıkaracağım, neleri toplayacağım... Arşivde bir İstanbul kütüphanesi var. İstanbul kitaplarını oraya koydum. Bir İstanbul romanı var kafamda.

* İstanbul’un hangi dönemi?

Murathan M.: 1840’larda Kızıltoprak’ın ilk kurulan evleriyle başlıyor. ‘80’e kadar gelen dört kuşağın hikayesi. Bütün numarası kurgusunda ve daha önce denenmemiş bir şey denedim. Teknik anlamda, kitabı okutacak olan da o zaten.

* Çalışma temponuz arttı mı yeni evle?

Murathan M.: Ben hep yoğun çalışırım bilirsin. O anlamda bir değişiklik yok. Ama bu evle, bu evin ışığıyla, yılların okuma yazmalarıyla vardığım eşiğin birikimiyle birlikte, yazarlığımda yeni bir yükseliş dönemine geçtiğim gibi bir his var içimde. Sanki daha yeni başlıyorum, asıl film şimdi başlıyormuş gibi.

* Burası son ev gibi bir his var mı içinizde?

Murathan M.: Hiçbir ev için “Burası benim öleceğim ev” demem. Dememişimdir. Bazen bana soruyorlar “Mardin’e dönüp yerleşmeyi düşünüyor musunuz?” diye. O benim çocukluğumun mekanı. Döneceğim ev fikrini erken kaybettiğimi düşünüyorum. Bu sürekli kendini yenilemek, yeni hayat açmak için sana güç taşıyan bir duygu... Yani buradan da bir yere gidebilirim. Oradan da bir yere giderim, oradan da bir yere... Mesela niye New York’ta yaşamayayım bir süre? Onu bilemezsin ki...

* Yeni evde yeni aşk?

Murathan M.: Tekliflere açığım.

“Yeni evde yeni aşk için tekliflere açığım”

Evin, kömürlükten mucizevi bir şekilde arşive dönüştürülmüş alt katında, İstanbul kitaplığının önünde.


“Yaptığı işle ilgili huzursuzluk duyan insanlara güvenirim”

* Edebiyatın her alanında kitaplar yazmış, çok yönlü bir edebiyatçıya ev tasarladınız. Ürkmediniz mi hiç?

Cem S.: Biraz ürktüm aslında Murathan olduğu için. Ama beğenir diye düşündüm açıkçası. Mekana kullanıcının zamanla yükleyeceği anlamlara uygun şeyleri yapmayı seviyorum. Dolayısıyla burada da biraz zamana bıraktık. Kendi mobilyaları da gelsin, kendi yaşamı da gelsin. Ev öyle büyüsün diye.

* Evden önce de arkadaş mıydınız?

Murathan M.: Cem Sorguç olarak tanımıyordum. Roll’dan, Ekspres’ten, Açık Radyo’dan ismini biliyordum sadece. Bir arkadaşım önerdi Cem’i. Cem’in sevdiğim tarafı, belki de mesleğindeki başarısını açıklayan ve daha sonraki hayatında da iyi olacağını düşündüğüm bir şey, işi ile ilgili egosunu çok iyi yönetiyor. Bu kıymetli. İş meselesiyle egosunu asla karıştırmıyor. Doygun, güvenli, yaptığı işi biliyor, farklı öneriler geldiği zaman onu karşılaması açısından benim çok yakınlık duyduğum bir bünyesi var. Tartıyor, ölçüyor, biçiyor, çalışması rahat biri.

* Aynı şeyi siz de Murathan Mungan için söyleyebilir misiniz?

Cem S.: Tabii tabii. Ortak bir arkadaşımız beni aradı. “Murathan’ın böyle bir şeye ihtiyacı var ama haberin olsun zordur” dedi. Olsun
dedim, çok isterim.

* Okuru muydunuz aynı zamanda?

Cem S.: Çok sevdiğim, takip ettiğim bir yazar. Dolayısıyla beni o tarafı daha çok şey heyecanlandırdı. Ne yaparım şimdi diye telaşa düşmedim, yaparım bir şey dedim...
Murathan M.: Yaptığı işle ilgili huzursuzluk duyan insana ben güvenirim. Çünkü daha iyisini yapmak için huzursuz oluyordur. Benim gözümü boyamak, işini bitirmek, bir an önce devam etmek için değil. Kendiyle kurduğu ilişkide ben yokum.
O ve kendisi var. O hassasiyeti, titizliği, dikkati gösteriyorsa o zaman zaten güven gelir.

15 Eylül 2019 Magazin Bülteni15 Eylül 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber