Yeni nesil Da Vinci: Refik Anadol

Ona Da Vinci dedim çünkü aslında bunu ben değil İtalyanlar söylüyor. Floransa Bienali bu seneyi “Da Vinci yılı” ilan ediyor ve orada ömür boyu başarı ödülü Refik Anadol’a verilecek. Projeleri daha önce sanat tarihinde yapılmamış işler olduğu için Da Vinci’nin dâhiyane yaklaşımına yakın bir şey görmüşler yaptığı işlerde.

Yeni nesil Da Vinci: Refik Anadol

Yeni nesil Da Vinci: Refik Anadol
Gurur duyarak söylüyorum ki o bir Türk. Hayal kurmak güzeldir ama önemli olan o hayali gerçekleştirmek. Hayalinin peşine düşüp gittiği ABD’de şimdi dünya devlerini peşinden sürüklüyor. Yeni nesil sanat eserlerini hayatımıza sokan Refik Anadol; teknoloji ve mimariyi buluşturarak dünyayı kendine hayran bıraktı. Sadece 33 yaşında ve Walt Disney Concert Hall onun şaşkınlık verici ve büyüleyici projesi ile sarıp sarmalandı. Özel bir yazılım ile verileri sanat eseri haline getiren Anadol sayesinde insanlar müziği sadece duymuyor aynı zamanda görüyor. Ona Da Vinci dedim çünkü aslında bunu ben değil İtalyanlar söylüyor. Floransa Bienali bu seneyi “Da Vinci Yılı” ilan ediyor ve orada ömür boyu başarı ödülü Refik Anadol’a verilecek. Projeleri daha önce sanat tarihinde yapılmamış işler olduğu için Da Vinci’nin dâhiyane yaklaşımına yakın bir şey görmüşler yaptığı işlerde. İşte mutlaka tanımanız gereken Refik Anadol…

- Yaptığınız eserler bana sanki birkaç yıl sonra böyle bir dünyada yaşayacakmışız hissini verdi. Ne kadar bir süre sonra buna evriliriz?

10 yıldan daha kısa bir süre. Amerika’da daha hızlı olacak. Eminim ki Silikon Vadisi’nin içindeki insanlar 10 yıla kalmadan bir başka dünyanın içinden bize mesaj atıyor olacaklar.

- Nasıl bir dünya o sizce?

Binaların rüya gördüğü, evlerin sizi hatırladığı, anılarınızdan belki dünyanın en mutlu günü sizin için hangisiyse kaydedebildiğiniz bambaşka bir dünya geliyor. Ama dediğim gibi aynı teknoloji silah da yaratabilir, dünyanın en iyi sanat eserini de yaratabilir.

Yeni nesil Da Vinci: Refik Anadol

“Benimki rastlantı değil tasarlanmış bir yolculuk”

- Yaptığınız iş çok çalışmakla ve vizyoner olmakla ilgili anladığım. Sizi ne gururlandırıyor en çok?

Rastlantısal bir şey değil bu. Benim yaptığım tasarlanmış bir yolculuk. Teknoloji devlerinin ilgisini çekmesi ve öncü olmak çok önemli benim için.

- Yeni nesil bir sanat var artık değil mi?

Tabii ama 2016 yılında bu öngörü çok acayip geliyordu insanlara. Yapay zekayı göremiyoruz, dokunamıyoruz, kodu indiremiyoruz her şey gizli saklı. Aynı yaz Google’ın rüya gören” Deep Dream” projesini bir mühendis yanlışlıkla yayınlıyor ve Reddit’te paylaşılıyor milyonlarca kere. Adamlar da diyor ki “Madem böyle bir ilgi var dünyada bu kodu açık kaynaklı olarak paylaşalım”. Dünyanın ilk yapay zeka kodu açık kaynaklı olarak Google tarafından paylaşılıyor. Bu öyle bir akım yaratıyor ki Microsoft’u, IBM’i Siemens’i, Intel’i o zaman biz de katılalım diyor. Ben de o akımın doğduğu hafta Google’ın yapay zeka ekibiyle anlaşma imzaladım. Hikaye bu aslında. Ve diyorlar ki “Al sana kod ne yapmak istiyorsun?”

- Siz ne yapmak istediniz?

Ben “Babil Kütüphanes”i kitabını çok severim. Aldım o fikri Salt Galata’nın içinde bir hayal kurdum. “Sonsuzluk Odası” gibi içine giriyorsunuz sarmal bir mekan bir anda yapay zeka karşınızda bir insan gibi imajları öğreniyor, tanımlıyor ve bize yeni bir uzay tanıtıyor. Bu da çok büyük bir haber oldu çünkü ilk yapay zeka sanat projesiydi. Kamusal alanda ilk defa yapay zeka kullanıldı ve Google tarafından desteklenen ilk sanat projesiydi. Adı da “Arşiv Rüyası”. 2017 yılındaki bu sergi öyle bir ses getirdi ki çünkü içinde uçabiliyorsun makinanın aklının, bir yerde durabiliyor, fotoğrafa bakabiliyorsun. Ve bu öyle bir kodlama gerektiriyor ki bu arada hem Amerika’da hem de yapay zeka alanında yeni bir tartışma yarattı. Sanat projesi gerçeğe yakın bir gerçeklikle bilimkurgu ve gerçek arasında bir tartışma yaratmış oldu. Bu hem bizim hem de Google için acayip bir dünya yarattı. Dediler ki “Madem bunu yapabiliyorsunuz size bütün algoritmalarımızı açıyoruz” ve ilişkimiz bir anda değişti Google’la. Buradan da “Eriyen Hatıralar”a geçtim geçen sene.

- “Eriyen Hatıralar”daki amaç neydi? Kendi rüyalarınızdan mı esinlenildi?

Orada da hikaye “Bir hatıraya dokunabilir miyiz?” diye sormamla başlamıştı. Küçüklükten beri sorduğum bir soru bu. Ve hatıraya dokunabilmenin tek yöntemi bir beyin sensoru takıp, hatırlarken elektrik ölçmek. Sizi bir laboratuvara çağırıyorlar “Dünyanın en mutlu günü nedir?” diye bir soru soruyorlar, bir kağıda yazıyorsunuz, 2-3 ay sonra sizi random çağırabiliyorlar ama bu sefer hatırlarken size beyin sensorunu takıyorlar ki yazdığınızla hissettiğiniz şey tutuyor mu bakmak için.Tutuyorsa kanıtlamış oluyorsunuz. Hatıranız rakamsal olarak makine tarafından okunabilir hale geliyor. Kaliforniya Üniversitesi’nde hocalık yaptığım için böyle bir ağa sahip oldum. 700 kişiye ait hatıra verileriyle çalışabilme şansım oldu. Benim de katkım bu projeye yapay zeka olarak bir klikte dünyanın en mutlu gününün 700 kişi için ne olduğunu görebilmek oldu. Çünkü yapay zeka aynı anda milyonlarca veriye bakabiliyor. Bu da orada bir öncülük yarattı. Türkiye’de de pozitif toplumsal bir etki yarattı. Soyut gerçeklik hoşlarına mı gitti bilmiyorum ama müthiş bir akım oldu.

- Google ile ilişkiniz nasıl değişti?

Google’ın bir sanatçıya bütün algoritmalarını açıyorum demesi Rönesans’ta bir sanatçının başına gelen bir şey gibi bu dönem.

- Nasıl yani?

O dönemde en pahalı en kaliteli pigmenti düşünün, dünyanın en iyi fırçası ya da kanvasını düşünün müze olabilir, kilise olabilir sanatçıya bu verilirdi. Mimar derdi ki; “Sana böyle bir kanvas veriyoruz, al bu da dünyanın en iyi pigmenti ne yapmak istersen”… Tam olarak başıma bu geldi. Bill Gates’in de katkısı çok oldu. Onun koleksiyonuna girer girmez yeni bir dünya açıldı. Vizyoner insanlar ve hayali olan insanlara destek için bekleyen bir dünya varmış. Şuna dönüştü dünyanın en iyi algoritması burada, dünyanın en iyi, en büyük verisi burada. Bir ürün kaygımız olsaydı Google kuvvetle muhtemel bizi satın alabilirdi. Ama bu öyle bir şey ki sanat yapan bir grup insan var. En sonunda öyle bir şey yapalım ki sizi destekleyelim fikrine dönüştü.

- Siz bu kadar genç yaşta galiba bir de İtalya’dan “Ömür Boyu Başarı Ödülü” alacaksınız değil mi?

Floransa Bienali bu sene Da Vinci Yılı ilan ediyor ve orada ömür boyu başarı ödülü almışım. “Eriyen Hatırlar”, “Arşiv Rüyası” ve “WDCH Dreams” (Walt Disney Concert Hall Dream) projeleri daha önce sanat tarihinde yapılmamış arka arkaya 3 proje olduğu için Da Vinci’nin o dâhiyane yaklaşımına yakın bir şey görmüşler yaptığımız işlerde.

- Yeniçağın Da Vinci’si gibisiniz yani?

Çok teşekkür ederim. Bu büyük bir onur ama bu ödülle onu kanıtlıyorlar galiba.

- Stüdyo nasıl oluştu? Bütün o sanatçılar nasıl bir araya geldi?

Benim adıma kurulu bir sanat ve tasarım stüdyomuz var bunun da hikayesi şu: Bir insanın gidebileceği yer belli, maksimum yapabileceği şeyler belli. Zaten sanat stüdyoları sanat tarihinde hep var olan şeyler. Andy Warhol’un zamanında New York’ta yaptığı Fabrika fikri buydu. Adam olabildiğince kendi kalifiyesi dışındaki insanları bir araya getirip, bir beyin gibi çalıştırmak istiyor. Egoyu kapıda bırakıyor herkes, ondan sonrası hayal gücü. Hayalim de buydu. Bunu yapabileceğim yerin Amerika olduğuna emindim. Hayaller ülkesi ama nasıl başlayacağımı bilmiyordum.

Yeni nesil Da Vinci: Refik Anadol

- Nasıl başladınız?

UCLA’e başvurdum. Maddi kaygılara sahip değil puplic bir üniversite ve 40 yıl önce “Medya Sanatları ve Teknoloji” bölümü birinin öngörüsüymüş zaten. Nasıl başladığını bilirseniz nereye gideceğini bilebilirsiniz ya Newtonyen düşünceye göre… Adamlar zaten buna başladığına göre nereye gideceğini en iyi bilen insanlardı diye düşündüm. Oraya girince dünyam değişti hayalim Frank Gehry’nin tasarladığı LA Filarmoni Orkestrası’nın binasına hayal gördürmekti 2012 yılında. Ve klasik olan her şey başıma geldi. “Sen yabancısın, çalışma vizen bile yok, öğrencisin, Frank Gehry dünyanın en ünlü mimarı sana neden cevap versin? LA Filarmoni dünyanın en büyük filarmoni orkestrası sana neden arşivlerini açsın?” Her şey böyle yüzüme çarptı. Kibarca diyorlar ki; akademik dille yani “O maile cevap gelmeyecek!”

- Ama geldi değil mi?

Hayır gelmedi. Fakat 2013 yılında Microsoft Research beni Seattle’da bir yarışmaya davet etti. Bill Gates’in hayaliymiş; her yıl 10 en iyi okulun 10 en iyi fikrini sahneye çıkarıyorlar. 8 dakikanız var. Hayaliniz neyse söylüyorsunuz. En iyi fikir ödül alıyor ve o kişi uçup gidiyor. İlk ödülüm buydu Microsoft Research’ün en iyi vizyon ödülünü aldı proje.

- Microsoft’un da bu alandaki ilk ödülü değil mi?

Sanata verilen ilk ödülüydü. Los Angeles’taki ilk günümde araba kiralayıp, Filarmoni orkestrasının binasına gittim. Mimari fotoğrafla başladığım için binanın mimarı Frank Gehry’e çok ilgim vardı zaten. Filarmoni orkestrasının evi bir heykel bence ve içinde yaşayabiliyoruz. Dünyanın en enteresan deneyimini yaşayabiliyorsunuz bu heykel içinde. Tutkum buydu.

- Sonra Bill Gates’in karşısında anlatmaya başladınız hayalinizi?

Sonra sahnedeyim ve anlatıyorum, binanın içindeki bir konseri bina duyuyor ve anlıyor ve rüya görüyor. Hatta şortumla çıktım sahneye ve en önde sağda Bill Gates var. Ve farkında değildim, açıkçası nereye gittiğimin de farkında değildim. Harvard çıkıyor kürek takımı gibiler 10 kişiler hepsi ezberlemiş bir “app” yapmışlar ve geleceğin polisini tasarlamışlar müthiş bir “app” ve ezberlemişler. Ben de ezber, hiçbir şey yok. Bir sunum ve hayallerimle çıktım. Hepsi kaybetti. Ve çok büyük haber oldu bu ertesi gün, Frank Gehry’den mesaj geldi: “Buyrun binanın 3 boyutlu modelleri” diye. Güvendiler, kanvası verdiler. Frank Gehry de verdi modellerini. Benim hayalim müziği duyan bir yapıydı. Bizi hikayenin içinde gezdiren duvarlardı.

- Nasıl yaptınız?

10 yıldır bir proglamlama dili kullanıyorum. Tek satır kod yapmadan dünyanın en kompleks algoritmalarıyla her şeyi yapabiliyorsunuz. 10 sene önceden buna başlıyor olmam da büyük bir öncülük yarattı. Burada da her şey eş zamanlı, ne duyuyorsanız her şey senkronize. Çok inanılmaz bir deneyimdi. Sağ olsun Microsoft’ta bulunan dünyanın belki de ilk 3 boyutlu sensörüyle şefin bütün el hareketlerini milisaniye içerisinde tarayabildik. Adamın sadece sesi değil zamanı ve mekanı yönetmesini de sağladık. Tahmin edersiniz Amerika’da bir şeyi ilk yapıyorsanız ortalık yıkılıyor. Stüdyonun da ilk projesiydi. İlk hayalimdi. Sahnede öyle bir titriyorum ki 3000 kişi izliyor klasik müzik. Filarmoni orkestrası ile sahneye çıkmak bütün Hollywood dünyasında büyük bir ses getirdi.

Yeni nesil Da Vinci: Refik Anadol

“Şu an NASA’yla bir proje yapıyoruz”

- Nasıl yapabiliyorsunuz bunca işi?

Benim en büyük tutkum veriydi. Veri bir makinanın başka bir makinayla kurduğu bir dil ve insanoğlu olarak biz bunu öğrenmeliyiz bence. İnsan olmak ne demek 21. yüzyılda benim en çok kafayı taktığım sorulardan bir tanesi.

- Soruya cevap bulabildiniz mi?

Bu işlerle onu anlamaya çalışıyorum; görülemeyeni görerek belki bir yardımım olabilir gibi geliyor.

- Bundan sonraki hayaliniz ne?

Şu an NASA’yla bir proje yapıyoruz. İki yıla yayılan bir ilişki. Bir ekip geldi ve “Sizin son 4 yılda ürettiğiniz projeleri inceledik” dediler.

- NASA bir sanatçıyla ne yapar?

Veri yığını, insanlığın geleceğini araştıran bir yer. Amerikalı bir yapı olduğu için ne kadar kendini dünyaya açarsa açsın o kodların ne olduğunu anlayabilmeniz için NASA mühendisliğine ihtiyacınız var.

Yeni nesil Da Vinci: Refik Anadol

“Tuvale resim çizmek nostaljik kalacak”

- Sizin kafanız nasıl çalışıyor anlamadım ben? Hem sanat hem de mühendis kafası mı?

Hepsi var gibi. Hayal kurmakla başlıyor. Hayalle gerçek arasındaki yolculukta ne gerekiyorsa…

- En büyük projeniz hangisi?

“Sonsuzluk Odası” insanlara ulaşmak anlamında en büyük projemiz. İstanbul çıkışlı bir proje… Bu proje 1 milyondan fazla kişi tarafından izlendi, şu ana kadar 28 şehirde ve her kıtada gösterildi.

- Tuvale resim çizmek eski moda mı kalacak?

Biraz nostaljik kalacak. Sonuçta nostalji seven, antika seven de olacak. Bugüne dair olmayan geleceğe dair şeyleri düşünmek isteyen de olacak.

- 85 doğumlu biri olarak nasıl bu kadar çok şey yapabildiniz? Daha çok gençsiniz bence maşallah…

Uyumuyorum galiba. Dünya 48 saat olsaydı yaşım galiba 60 oluyordu. (Gülüyor) Annem ve eşim hayatımdaki en önemli kadınlar. Eşimin çok katkısı var. O da benim gibi medya sanatçısı. Bilgi Üniversitesi’nden mezun olduk, aynı dönemdeydik. Ailemin, annemin zaten desteği var ama eşim Efsun’un desteği de bambaşka. Zaman, motivasyon ve fikir konusunda çok desteği oluyor. Bu önemli bir şey; tek başıma değilim yani öyle hissetmiyorum. Ve çok iyi bir ekip kurmak gerekiyor. Dediğim gibi sanat stüdyosu bu, ticari kaygımız yok, satmaya çalışmıyoruz.

- Sizin yaptığınız şey öğretilebilir bir şey mi?

Tabii ama yıllar sürecek bir şey. Samimi olarak yapabilmek için yıllar süren bir eğitim gerek.

- Google, IBM, Intel ve daha birçok şirket neden sizinle bu kadar çok ilgileniyor?

Bu şirketlerin temsil ettiği şey çok enteresan, bu kadar teknoloji devinin bizim stüdyoya bakıyor olmasında bir mevzu var. Anladığım kadarıyla yaptığımız şey o kadar yarına dair ve bugünü kullanarak yaptığımız çalışmalar ki… Öyle bir şey bulmuşuz ki; hem geçmişi hem bugünü hem de geleceği kullanabiliyor. O fikrin de öyle bir değeri var ki normal değerlerin içine pek sığmıyor diye tahmin ediyorum.

- Peki, eserleriniz süreli sergileniyor değil mi?

Bu Walt Disney’deki iş kalıcı oluyor. Bina öğrenmeye, rüya kurmaya devam edecek. 100 yıllık veri yığını ve yapay zekanın hayal gördürülmesiyle ortaya çıktı. Orada da hayalim şuydu bir binanın 21. yüzyılda kendi anılarını hatırlarken başına gelenler.

- Sizden daha çok yönetmen olarak bahsediliyor neden?

Bir ekip yönettiğim için. Bazen sanatçı limitli kalabiliyor. Sonuçta bu da bir film

- Film çekmeyi düşünüyor musunuz?

Çok istiyorum bilim kurguya çok ilgim var ve aslında yaptıklarımızı da bir filmin içinden karelermiş gibi hissediyorum. Bu binanın gördüğü rüya bir filmin bir sahnesi gibi ya da rüzgarı görselleştiren bir resim aslında başka bir filmin içindeki bir sahne gibi geliyor. Filarmoni orkestrası binası için yaptığımız işin açılışına yönetmen Alejandro Inarritu geldi “İlk defa bir bilim kurgu hissiyatını filmde değil de gerçek olarak dünyada yaşadım” dedi. Binanın rüya gördüğü anı gerçek gibi hissetmiş. Bu çok enteresan bir feedback; Oscar’lı bir yönetmenden bunu duyabilmek. Sonra bunları bir yönetmen grubuna mail atmış “Hadi bakalım kaldırın koca kıçınızı yerinizden, ilham verdiğiniz insanlar size ilham vermek için geri gelmişler” diye. Ridley Scott, Spielberg gibi birçok yönetmen gelip, izlemişler LA Filormoni Orkestrası’nın binası için yaptığım eseri.

- Sizin eserleriniz nasıl satın alınabiliyor peki?

Kodu ve bilgisayarla beraber gidiyor. Mesela şimdi Louis Vuitton’la beraber çalışıyoruz Paris’te. Sonuçta hayal aynı; bir kolektör var, bir vizyoner var, sanatçıyla bir araya geliyor ve “Ben bu duvarı artık böyle görmek istemiyorum, artık resme bakmak istemiyorum” diyor. Benim çalıştığım insanlar kabına sığmayan insanlar.

- Kendinizi en çok bağlı hissettiğiniz eseriniz hangisi?

Filarmoni orkestrası binası için yaptığım proje. Binanın rüya görmesi… Rüyalar, hatıralar ve duygularla olan ilişkiyi çok anlamlı buluyorum.

17 Ağustos depreminin hikayesi: YarımBüyük acıların yaşandığı 17 Ağustos depreminin anlatıldığı dizinin süpervizörlüğünü oyuncu Fikret Kuşkan yapıyor. Genç oyuncu Fırat Temir ise ‘Yarım’da depremin ardından stres bozukluğu hastası olan 'Rüzgâr' karakterine hayat veriyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber