“Yer çekimine en fazla direnen şey yaşam”

İkinci kitabı “Ben Hep Senin Yanındaydım”ı okurlarıyla buluşturan Nejat İşler “Bence yaşam dediğimiz şey, bildiğimiz en ağır, yani kaldırmak istediğimizde yer çekimine en fazla direnen şey. Karşılaştığımız şeyleri bu yüzden kolaylıkla kabul ediyoruz” diyor

“Yer çekimine en fazla direnen  şey yaşam”

Nejat İşler’in okurla buluşan yeni öykü kitabı “Ben Hep Senin Yanındaydım” Can Yayınları tarafından kurulan Mundi markasıyla raflarda yerini aldı. Bu sefer kurgu metinlerle erkeklerin dilinden erkek hikâyeleri anlatıyor Nejat İşler. Aylık yayınlarda yazmak onun kalemine bir ritim getirmiş. Bunu belli ediyor ancak hâlâ biraz risk almaktan çekiniyor. Küçük-büyük harf düzenini yıkan di’li geçmiş zamanda kısa bir hikâye ile başlayan kitap altı hikâye ile devam ediyor. Nejat İşler’le yeni kitabını konuştuk.

İlk öykünüz bir genetik mühendisinin doğum gününü anlatıyor. İnsan talihinden kaçabilir mi? Bu kadar şanslı, başarılı biri, üstelik problem yeteneği de bu kadar gelişmiş. Nedir hayattan almayı ya da ona vermeyi beceremediği?

Başarı diye adlandırdığımız şey sonsuzluğu önemseyen ya da basit hayatlara dokunmayı hedefleyen biri için geçici ve kandırıcı bir zehir. Talihli biri ise eğer kafası biraz çalışıyorsa, talihsizler varken mutlu olamaz. Hikâyedeki karakterin doğum günü bile bahsettiğin çelişkiyi açıklayabilir. Sanıyorum biraz da kişiselleştirmemi istiyorsun, haklısın da. Talihli biri olduğum kesin. Ancak bu durumu yaratmak için eşek gibi çalıştım, o da kesin...

“Ahmet’in Öyküsü”, tam Türkiye’ye yaraşır türden girift bir dizi hikâyesi. Nereye baksak bir çürümeye tesadüf etmemizin bir sebebi var mı?

O öykü bir “Hamlet” uyarlaması aslında. Çok yıllardan beri kafamda gezinen, bu coğrafyada nereye denk düşeceğini uzun zamandır düşündüğüm, sonunda mantığını kavrayabildiğim bitmemiş bir öykü. Memleketin ruhunu vatandaşlar belirliyor biraz. Cumhuriyetler var olduğundan beri böyle. Hamlet ve dolayısıyla Ahmet, onu ezen bir yapıya karşı ne yapacağını düşünüyor ve sonunda o yapıyı bitirmeye karar veriyor. Büyük sorunların basit çözümleri olduğuna inanıyorum...

Bahtiyar’ın gerçeküstü bir tarafı var. Yine bir kendi kaderinden fanteziye kaçış durumu söz konusu. Falcılar, yaşam koçları, tuhaf ruhsal arayışlar ya da dinin geleneksel formlarına sığınmalar. Bunlar yalnızca Türkiye’de değil, tüm dünyada giderek yaygınlaşıyor ve hayatı öngörülebilir olmaktan çıkartıyor. İnsan artık kendisine katlanamadığı için mi başvuruyor bu yollara?

Öykülerin çoğunda üstü kapalı göndermeler var. Kanlı canlı bir insanın ‘başarılı’ olabilmesi için ancak bir bitki hâline gelmesini anlattım orada. Evet, tüm dünya akıl dışı yöntemleri sever oldu. Bu açık hava akıl hastanesini yönetenler paraya ve güce sahip olanlar. Bu durumdan sıyıranlar için kadim bilgi önemli. Nazara ve adak adamaya inanan biriyim.

İnsanları konuştuk genel olarak, sıra erkeklerde. Kimi aklı başında ve irade sahibi olan erkekler nasıl baş ediyorlar erkeklik kurgusunun dağılması durumuyla sizce? Belli ki mizah bu yollardan biri. Gözlemlediğiniz kadarıyla başka ne yollar var?

Sanıyorum eve kadınlar da ekmek getirmeye başlayınca sorun oluştu. Adam kendinin var olma nedenini sorgulamaya başladı. Bu durumu ‘70’li yıllarda agresif bir tutum sergileyen kadın hareketinin de iyi kullandığını düşünüyorum. Bundan sonraki dünya savaşı kadınlar ve erkekler arasında olabilir. Kadınların hayatta kalma güdüsüne ve yaşamın devamı için erkeklere ihtiyaç duymalarına güveniyorum biraz. Güzel şeyler üretelim beraber, bu yeter...

“Hayalet Palyaço”, farkında olmadığımız karmaşaların üzerinde yaşıyor ve ölüyor olmamızla ilgili biraz. Sonu tatlıya bağlanmayan tesadüfler söz konusu. Acı-tatlı tesadüfler hayatın gidiş yolunu bize sormadan şekillendiriyor. O zaman bize düşen ne?

Bence yaşam dediğimiz şey, bildiğimiz en ağır, yani kaldırmak istediğimizde yer çekimine en fazla direnen şey. Karşılaştığımız şeyleri bu yüzden kolaylıkla kabul ediyoruz. Yer çekimi yüzünden... Ancak insanlık tarihini uçanlar, kaçanlar, yer çekimine direnenler değiştirmiştir...

“Yer çekimine en fazla direnen  şey yaşam”

Son öykünüz distopik bir devrim parodisi gibi... Başka bir dünya mümkün mü gerçekten, yoksa kendimizi mi kandırıyoruz?

Hayata gelişini bir külfet değil de, bir hediye olarak görenler değiştirecek dünyayı. Kendini önemseyenler değil, kendinden geçenler... Bu sihre sahip bir nesil var, görüyorum. Elimden geldiğince onlarla beraber yürüyeceğim...

“Çekingen biriyim”

Yazma yetinizi ilk kitabınızla da ortaya koydunuz, peki yazı üzerine neden daha fazla risk almıyorsunuz?

Çekingen bir tip olduğumu söyleyebilirim. Dışarıya anlatabildiğim şeyleri milyon kere süzgeçten geçiriyorum. İçimdeki coşkun duygular ve dışarıya gösterdiğim ‘normal’ tavırlar büyük bir çelişki içinde bırakıyor beni. Gençken bu duruma, kendime acırdım, şimdi dalgasını geçiyorum. Yalnız olmadığımı bilmek rahatlatıyor beni...

Bu kitapta büyük küçük harflerin hiyerarşisine karşısınız sanki...

İnsanlara sunduğum ilk ‘şey’in adı “Yalnızlıktır benim gizli sevgilim”di. Batı formasyonuna, Kemalist devrime bağlı, ancak köklerine, inancına sadık bir ailede büyüdüm. Bu yıl devrimin 100’üncü yılı. Çok yeni yani. Dedem ve babam bu süreci sancılarla geçirdi. Bana da sirayet etti bu. Kendimi, çevremi hep sorguladım. Açıkçası Batıcı tarafım hep ağır bastı. Doğu kabullenmek, Batı sorgulamaktır diye bildim. Öyleyse imla kurallarını da sorgulamak hakkım diye düşündüm. Bu kitapta bunu uygulamak istemiştim ancak olmadı. Bir dahakine neden olmasın? Yan yana durabileceğin herkesle her şey mümkün...

Jean Claude Van Damme’ın ilk isteği Türk kahvesi olduÖzel jeti ile dün akşam Bodrum’a gelen Jean Claude Van Damme’ın otele girer girmez ilk isteği sade Türk kahvesi oldu. Van Damme'ı karşısında gören yerli ve yabancı turistler şaşkınlık yaşadı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber