Meşhur tabiatçı Agasiz, okula yeni başlayan öğrencilerden birinin önüne içinde balık bulunan bir fanusu koyar ve ondan kendisi tamam diyene kadar balıkla ilgili rapor hazırlamasını ister. Öğrenci sıradan bulduğu bu balığı bir süre izler ve bir rapor hazırlar. Ancak Agasiz henüz tamam dememiştir. Öğrenci içinden öğretmenine söylenir fakat bakmaya devam eder. Can sıkıntısından balığın pullarını sayar, resmini yapar, göz bebeğinin olmadığını fark eder. Öğrenci bunları da raporuna ekler ancak Agasiz raporu gördüğünde hayal kırıklığına uğradığını belirterek öğrencinin gözleme devam etmesini ister. Bunun üzerine öğrenci cesaretini toplayarak gözünden kaçan ayrıntıları inceleyip üçüncü günün sonunda dikkatli gözlem yapma ve ayrıntıları yakalama becerisini kazanır. O öğrenci yıllar sonra yüksek mevkilere eriştiğinde ‘O ders aldığım en iyi dersti’ der.

Bu hikaye var olan durumu doğru şekilde tanımlayıp analiz edebilmemiz için etkili gözlem yapmanın yani bakmanın değil görmenin önemli olduğunu bizlere anlatıyor.

‘Bakmak ve Görmek’ aynı gibi gelen bu iki kelime arasında ki fark nedir peki?

Gözümüzün görüş alanı içindeki her şeyi görürüz. Karşıda ki ağaca bakarken havada uçan kuşu görürüz. Görmek çaba gerektirmez ancak kuşla ilgileneceksek başımızı çevirip ya da gözlerimizi oynatıp kuşa bakarız. Bakmak bilinçli bir çaba gerektirir. Baktıktan sonra kuşla ilgili ayrıntıları algılamak ise görmenin ve bakmanın ötesinde artık tüm bilişsel işlevlerimizle ilişkili bir düşünme sürecidir. Üstünlüğü ifade edilmek istenen durum bu bakma sonrası düşünme durumudur ki bu durumda görmek olarak adlandırılmaktadır.

Görmek için detaylara inmek, araştırmak, incelemek, neden ve sonuçlara bakmak gerekir. İşte o zaman her konu ve soru hakkında gerçek sonuçlara varmış oluruz. Görmek için çaba sarf etmek, zaman harcamak gereklidir.

Peki ya siz

Bakıyor musunuz ya da görüyor musunuz?

Ya da baktıklarınızı görebiliyor musunuz?