Sevgilinin taşıdığı mektup….

Merhaba,

Meğer herkes aşktan yana çok dertliymiş. Aşkın yeni manifestosunu yazmaya başladığım ilk yazıdan sonra, tanıdıklarımın tamamı çektikleri acıyı anlatmak üzere aradı. Anladığım kadarıyla herkes sevgi, saygı, güven, paylaşım üzerine kurulu ilişkileri özlüyor ve kimse bulamıyor! Yine tanıdığım tüm dostlarım aşık olmak istiyor ama en fazla aşk sanılan beğenilerle yetinmek zorunda kalıyor. Evliler başka bir alem, sıkıntıdan patlamış durumdalar. Boşanmışlar yalnız kalacağız korkusuyla, sağa sola saldırıyorlar. Sonuçta, herkes yalnız…Geçici sürelerle yalnızlığa ara veriliyor, sonra geri dönülüyor. Tamamen umutsuzluğa kapılmış da çok kişi vardı.

Ölene kadar berbat ilişkiler garanti…

Ben katılmıyorum. Aşka hala inanıyorum, aşka saygı duyuyorum, hissettiğim anda onurlandırıyorum. Her dakika aşık mıyım, hayır! Her an mutlu ve huzurlu muyum, hayır! İşte bu noktada bir karar almalıyız. Ben mutlu, huzurlu ve keyifli olmayı seçtim. Peki bunu nasıl gerçekleştireceğiz? Aslında çok basit. Karşımıza gelen her insan bize bir mektup getiriyor ve bu mektupta bizim kim olduğumuz yazıyor. Özellikle beğendiğimiz, hoşumuza giden hatta aşık olduğumuz insan, bizim kim olduğumuzu daha ortada bir ilişki bile yokken bize anlatıyor.

Bizim fark edemediğimiz, göremediğimiz ancak olmayı seçtiğimiz insanı çok iyi gösteriyor. Sadece işaretleri okuyarak, aşk ilişkisinde kim olduğumuzu, nasıl davrandığımızı, aşkı nasıl yaşadığımızı ya da yaşayamadığımızı kolaylıkla anlayabiliriz. Böylece neden keyifli bir ilişki kuramadığımızı da görebiliriz. Ancak siz hala karşınızdaki kadınları, erkekleri, aşkı, hayatı suçluyorsanız, ölene kadar ilişkilerinizin berbat geçeceğini rahatlıkla söyleyebilirim. İlişkilerimizi kendimiz o kadar güzel mahvediyoruz ki, inanın kimseye ihtiyaç kalmıyor.

Aşk nasıl sabote edilir?

Peki işaretleri okuyarak, kendimizi nasıl tanıyabiliriz? Kendimize karşı dürüst olur, kendimizle yüzleşirsek, nerelerde ilişkiyi sabote ettiğimizi hemen görebiliriz. Ben size çok güzel bir örnek anlatayım. Yakın zamanda hayran olduğum bir adam vardı. Hayranlık aşamasında, kendimi takip ettiğim tespitleri not ettim ve ortaya bakın neler çıktı?

• Öncelikle bahsettiğim yakışıklının, benim için sıradan biri olmadığını anladığım anda, kendimi korumaya aldım yani uzaklaştım. Bu görünmez “korunma çemberi” karşıdaki insanın bana yaklaşmasını engelledi. Fakat doğaya aykırı olan bu durum beni hasta etti. Boğaz hastalıkları; ifade edemediğimiz veya ruha, bütünlüğe aykırı sözlerimiz nedeniyle ortaya çıkar. Ben ne dedim? “Ben genç bir erkeği sevemem, bana uygun biri değil.” Yani aşkı en baştan, kontrol altına alıyordum. Ruh, bu çok bilmişliği, hastalıklarla bize duyurur. Kibirli, kontrol eden, baskın tarafımızı fark ettiğimiz anda yapacağımız şey, kabule geçmek ve teslim olmaktır. Yani şöyle demeliydim: “Ben bu adamı, koşulsuz, beklentisiz kalpten sevdim. Her ne oluyorsa ve olacaksa, hayrımızadır.” Tüm bunlar olurken, O insanı da yok saymam, varlığına saygısızlıktır. Bu benim ilk dersim oldu.

•İkinci dersim, bir adamı sevmekten ne kadar korktuğumu görmek oldu. Neden korkar insan? Acı çekmek, incinmek, terk edilmek, üzülmek, yetersiz bulunmak vb. nedenlerle korkar insan….Oysa tüm bunlar sadece egonun ve kibirin tavan yaptığının bir göstergesidir. Korkularımızın birer yanılgı olduğunu fark ettiğimiz anda, korkudan eser kalmıyor.

• Üçüncü ders, tüm bunlarla birlikte, koşulları da fark etmemem mümkün değildi. Ben bir adamı sevmek için epeyce koşul belirlemiştim. Koşulsuz sevgiden bahsetmek, şartlar ne olursa olsun, hesapsız, beklentisiz sevmekti.

Bu liste daha da uzayıp gidebilir elbette. Önemli olan karşımızdaki insanın bize çok şey anlattığını fark etmek ve ilişkiye engel olan bize ait korkuları, hayatın akışına aykırı davranışlarımızı iyileştirerek, sevgiye teslim olabilmek. Bunun anlamı hoşumuza giden herkesle ilişkiye girebileceğimiz değil ancak ilişki tarifimizin ortaya çıkması bile büyük bir kazanç. İlişki tarifini de gelecek yazı da konuşalım isterseniz.

Ayşegül