Büyüyen Kim? Sen mi? Ben mi?

Ne uzun zaman olmuş yazmayalı... Zaman öyle hızlı akıp gidiyor ki bazen değil yazmak hiçbirşey yapmaya fırsatınız kalmıyor. “Hala mı” demeyin. Büyüdükçe işler kolaylaşır sanmıştım ama yanılmışım. Aksine bizim kız yürümeye başladığından beri evde tempo da arttı. Her an onun peşindeyiz malum. Hele de kendi kendine çok fazla oyalanamayan ve herşeyi karıştıran bir çocuk olunca akşama bizim de pilimiz bitiyor. Yani her dönemin zorlukları farklı. Ama bana sorarsanız çocuğunuz büyüdükçe, sizin sorumluluklarınız ve iş yükünüz de onunla birlikte büyüyor.

Anne olmak demek, hiçbir zaman emekliye ayrılamayacağınız, hayat boyu çalışmak ve daha iyisi olmak zorunda olduğunuz tek iş hayatta. Dünyanın en zor işi!

En son yüksek ateşten bahsetmişim. Bu konu öyle kolay es geçilecek bir konu değilmiş meğerse. Düşmek bilmeyen o yüksek ateşin nedeni 6. hastalıkmış. Kızımın ateşi bir türlü düşmeyip, bir de üstüne 40 dereceyi görünce doğru hastaneye gittik. Acil serviste yapılan kan tahlili sonuçları temiz çıkmıştı ama yine de kızımızın ateşi düşmüyordu. Verilen ateş düşürücüler yaklaşık 1 saat etkili oluyor sonra ateşi yeniden yükselmeye başlıyordu. Neyse ki 3. günün sonunda ateşi normale döndü.

“6. hastalık” teşhisini koymak doktorların bile ilk etapta zorlandığı bir durum. Bu hastalık yüksek ateş sonrası, vücutta çıkan döküntü ile kendini belli ediyor. Ardından da kayboluyor. Bu belirtiyle kesin olarak teşhis konulabiliyor. Nasıl ve kimden geçti bilmiyorum ama havayla bile geçen bulaşıcı bir hastalık bu. Bildiğim kadarıyla 6. hastalık için henüz bir aşı da bulunmamış. O yüzden dikkatli olmakta yarar var. Zira bu ara epey yaygın olduğunu duydum. 6. hastalıkta iştah kaybı, halsizlik, huzursuzluk çocuğunuzda görebileceğiniz belirtiler. İlaç tedavisi ve doktor gözetimiyle bu süreci daha rahat atlatmak mümkün.

Geçen bu stresli günlerin ardından hayatımın en güzel 3. anneler gününü yaşadım. İlkinde Beren’e hamileydim. Bir anne adayı olarak bile anneler gününü kutlamak benim için bambaşka bir heyecandı. Geçen yıl ise, kızıma “anne” kelimesini öğretmek için büyük çaba harcamıştım. Bir an önce o kelimeyi duyayım diye... Ve bugün artık her lafı anlayan, ev işlerinde bile bana şimdiden yardım etmeye başlayan, bazen kendi kararlarını kendi vermek isteyen, “anne” diye diye peşimden ayrılmayan 19 aylık bir afacan var.

İyi ki var! Anne olmak ne büyük, ne şahane bir duyguymuş. Hayat boyu bitiremeyeceğiniz zorlu bir sınav gibi. Her bölümde ayrı bir deneyim, ayrı bir heyecan. Onunla birlikte siz de büyüyorsunuz. Siz mi onu yetiştiriyorsunuz, o mu sizi? İşte orası hala muamma...