Cinsel Güdüler Yerine Tutku

Dünya öyle bir hal aldı ki, elimizin altında olan her şey hızla gelişirken, benlikler en ilkel güdülere doğru geriledi.

Teknolojinin, modanın ya da estetiğin tutkusu artarken, yediklerimize, içtiklerimize ya da giydiklerimize kendimizi adamışken, ilişkiler ve iletişimlerde sevgi ve tutku yerini “güdülere” bıraktı.

En ilkel güdüler devreye girince, temel yaşam fonksiyonlarında ilkel yaşam kodları bizi yönlendirir oldu. Yaşamak istediğimiz hayata sahip olmaya çalışırken “hayatta kal kodu” bize her şeyin mubah olduğu güdüsünü getirdi. Bu güdüyle herkes isteklerine ulaşabilmenin kolay yollarını seçmeye başladı. Bunun en iyi örneği de fenomenlik kültürü. Ne kadar komik ya da ne kadar kamera karşısında yaşıyorsan o kadar kazanıyor oldun çünkü.

Dostluklar istatistik derslerindeki tablolara döndü, arz-talep ve fayda analizleriyle örüldü. Yani dostluklar için bile “ne kadar ekmek o kadar köfte”. Destekliyorsa, yormuyorsa ve eğleniliyorsa sağlam kaldı. Çünkü dostluklar için “yaşam kodu” varlığını bu şekilde oluşturmaktan geçiyordu.

İlişkiler, en vahim yeri bu çift yönlü ileri-geri dünyasının. İnsanların bir diğer cinse ulaşabilirliği ne kadar çok arttıysa ilkel ve cinsel güdüler tek başına hükümdar oldu. Mekanlar, sosyal yaşam ve sosyal medya parmağın ucunda diğer cinsi imkanla önüne getirmeye başlayınca, doğanın kanunu gibi “çiftleşme güdüsünü” devreye soktu. Ormandaki avcı hayvanların çokça av görmesi gibi, vahşi bir güdü esmeye başladı.

Birinin diğerini sevmesi, özlemesi, en kıymetli ömürden zamanı paylaşmanın sevdası ve aşkın tutkusu yerini cinsel güdülere bıraktı. Ve üstelik kimse kendindeki baskın güdüden rahatsız olmamaya başladı.

Yarın onu görmemeyi seçeceği bedenlerle duygusuzca birlikte olmanın negatif bir etkisi yoktu çoğu insan için ama, peki negatifi olmayan ve devamı olmayan bir anın pozitif yanı ne olabilirdi?

Anlık güdü, anlık haz!

“Anın içinden çıkmayın ve anı yaşayın” derim hep; ama bu onlardan biri değil. İnsan kendisi için sonsuz hazlar seçmelidir. Ve insan ancak hunharca tüketmediği şeyi sevmeye ve hissetmeye devam eder. Ultra milyoner olursanız paranın hiçbir hazzı kalmaz sizin için. Uçakların, ülkelerin, lüksün kıymeti yoktur ve zaten çoktur. Cinsel güdülerin karşılığını hızlıca verdiği bu değişen dünyaya ayak uydurursanız, bedeninizi, tutkularınızı ve duygularınızı hunharca etkisizleştireceksiniz demektir.

Her gün biriyle birlikte olabilme imkanı muhteşem gibi gelse de bir süre sonra tatminsizlik baş gösterecek ve haz denen şeyin ne olduğunu unutacaksınız.

En son kimin saçına dokunup heyecanlandınız? Ya da kimin fotoğrafına bakarken yüreğiniz hasretle yandı? Hani unuttunuz mu aşka düşmeleri, sevda sözlerini, aşk şarkılarının yarattığı hisleri ve bir gün kavuşabilme uğruna çabalanan günleri? Ya ne bileyim bir sinema salonunda birlikte izlenen filmin yaşanacak daha güzel günlerden önce fragman oluşu, sevişme sonrası değil sohbetine planlanmış kahvaltı sofraları, göğüs dekoltesine değil gözlere ya da kalbe bakabilmek falan. Artık yok değil mi?

Olmuyorsa yeni birini denemeler, çabuk vazgeçmeler, yeni çiçeklere konmalar, olmuyorsa az önce merhaba denen biriyle aynı yatakta uyumalar ve ertesi gün silinen numaralar. Üstelik geçen zaman içinde sadece hayvani cinsel güdülerin aktığı beden buluşmaları.

Semiha Yankı’nın seslendirdiği şarkı gibi “sevmek bir ömür sürer, sevişmek bir dakika”! Kısa bir an için bedenini ruhunu geri dönülmez güdü boyunduruğuna soktu herkes, ama memnuniyet de hakim yani.

Bir de tabi en önemli yanılgı ise, o her anın “tutku” sanılması. Sorsanız “çok tutkuluyduk” der bir taraf ama taraflar arasında gelişen her şey o an içinde kalmıştır ve sürmemişse tutku değildir, güdünün yaşanma görüntüsüdür o olsa olsa. Yani yemek masasını süslü sevmek gibidir, tutkulu görünümde hayvani güdüleri yaşamak.

Dünyanın bu hızlı gelişimiyle orantılı olarak geriye giden ilkel güdülere teslim olmayın. Bedeniniz, ruhunuz ve aklınız o gece yaşanan yarım saatten daha fazlasını hak ediyor, onu o yarım saatte ava gidip avlanan bir hale sokmayın. Bedeniniz, ruhunuz ve aklınızın bundan sonra artık eskisi gibi olamayacağını düşünün ve silkelenin.

Birinin teninize eli değdiğinde önce kalbinizin çarptığını duyun, önce elleriniz ayaklarınız dolaşsın, kelimeler dilinizde bozulsun. Heyecanlanın ve tenlerden önce taraflar bir buluşsun, o ana kadar kavuşmaya doğru yol alsın. Sevsin ya önce.

Güdü değil tutku olsun, duygusuzluğun aktığı çarşaflar değil, sevginin kolları sarsın bedenlerinizi.

Hayat bu, o kadar kıymetli, o kadar hızlı ve o kadar yarını belli olmayan bir değer ki; ömre giden yol yataktan geçmesin.

Betül Yergök /Mentalizasyon

İnstagram/Youtube: @mentalizasyon