Delilik Cesaretin Neresinde?

Cesaret ile delilik arasında ince bir çizgi var demeyeceğim. Cesaret ve deliliği kıyaslayarak, çok önemli benzerlik ve farklar üzerine, hayatı nasıl yaşamak gerektiğini, yine fısıldamaktır niyetim. Nihayetinde, cesaret ve deliliği ruhunda coşturarak yaşayan bu kadından da dinlemek gerekir diyelim:)

Cesaret ve deliliğin en sevdiğim benzer yanı, ikisinde de pişmanlık diye bir duygunun hiç olmayışıdır. Türkçe diline aykırı hareket ederek “pişmanlıksızlık” demek istiyorum. Bu sonuç her ikisinde de aynı olsa da, sonuca giden sürecin içeriği farklıdır elbetteki. Deli olunca, eylemin bilinci olmadığından gelir tabi bu pişmanlıksızlık; cesarette ise cesaretin doldurulabildiği kalbin gücünden gelir mağrur duruş ve pişman olmayış. Cesaret ile atılmış adımlarda, bilincin yerindeliği her durum için tartışılsa da, kalbin bir istekten dolayı insanı durduramayışıdır cesaret hali. Ha tabi, kalbi durdurmasa da kalbini hiç dinlemeyen insanlar tanıdım çokça ve çok kere hayatın tadından “eksik anılarıyla”.

Bir ananın dokuz ay karnında taşıyarak dünyaya getirme cesaretinde bulunduğu insanın bizzat kendisidir, doğduğu hayatı yaşamak istediğinden daha azına mahkum eden. Bir de burada yaşamak istediği hayatı hiç ruhunda duymayanlar, dinlemeyenler var ki, onlarla da yaşlandıklarında konuşalım derim. Zira sonradan anlarlar, hep sonradan ve “keşke” ile başlayarak dile dökülür cesaret, geçmişi getirme imkanı olmadan.

Deli olunca, yaptığın hareketin sonuçlarından sorumlu tutulamazsın ve zaten sorumluluk nedir onu da bildiğin yoktur. O yüzden, olmayan akıl ve bilinçsizlikle yaparsın, o an ne esiyorsa. Hayatın cesurları ise, yaptıklarının sorumluluğu kısmında sorumlu olduğu kişi olarak sadece kendini yazar tahtaya. Yani cesaretiyle yaşamaya karar vermişse insan, sadece kendine karşı sorumludur. Kendine saygı duymuş mudur, isteklerini dinlemiş midir, aklını sorgulamış ve kalbini hissedebilmiş midir ve yaptığı kendini tatmin etmiş midir, buna bakar. Cesareti seçmiş insan için sonuç önemli de değildir üstelik. İşte burası da tam delilik haliyle aynıdır. Deli olma halinde, bağırmanın ya da gülmenin sonucunda almak istediğin bir nihayet yoktur, sadece güler ya da bağırırsın ve zaten o, o an istediğin ve seni yapınca rahatlatacak olan şeydir. Cesareti de seçmiş isen, kalbinin arzu ettiği şey için cesurca adımlar atar, seçimler yapar ya da söylemlerde bulunursun ve sadece eylemin sana verdiği hazdır aldığın temel sonuç.

Delilik ve cesaret arasındaki en egosal (özgüven demeyi tercih ederim) fark ise, eylemin verdiği hazdan gelen “güçtür”. Deli olunca, eylemin sadece rahatlatıcı bir serbestliği hakimdir. Deli, yaptığı delilikten güç almayacaktır elbetteki. Cesareti seçmiş insan ise, cesaretiyle yaptığının sonucu her ne olursa olsun, kendini bu cesareti gösterebilmiş olmaktan dolayı güçlü hissedecektir (ki genelde elde edilmiş başarılı sonuçlarda mutluluk hakimdir ve bu dediğim olumsuz sonuçlar hali için geçerlidir:)). Çünkü yeryüzü cesaretiyle yaşamayanlarla doludur ve cesaret neredeyse nadir rastlanan yetidir. Yani, cesaretle yaşamak, yaşamanın tam olarak kendisidir.

Yine cesaret ve deliliğin en gülümseten benzerliği “alışkanlık” halidir. Deli olunca, genelde haz veren eylemler sıklık ve tekrar gösterir. Deli olan insan, ya hep güler ya hep bağırır ya ağlar ya dolaşır vs., genelde aynıdır işte. Çünkü rutine girmiştir, hazzı ya da duygusu. İşte bunun gibidir, cesareti bir kez tatmış bir insanın her konuda hemen cesaretini kuşanması. Çünkü o, cesaret gösterdiği vakaların sonundaki hazzı sevmiştir ve her zaman deli gibi gülümsemeyi bilir cesareti sonundaki başarısızlıklarına bile. Alışmak cesareti göstermekten daha kolaydır anlayacağınız:)

Cesaret ve deliliğin, kısıtlanma durumunda koşul ve kişilere gösterilen öfke hali benzerlik gösterse de, diğer insanlara duyulan “öfke” konusunda kısıtlanma haricinde farklılık vardır. Delilik halinde, diğer insanların çok akıllı ya da deli olmaları önemli değildir, ki yine diyeceğim zaten bunun analizi bile deli için söz konusu değildir. Cesareti yaşayan insanlar, cesaretsiz yaşayan insanlara karşı tahammülsüzdür ve öfkelenir. Üstelik, bunun için maruz kalmış olmaları da gerekmez. Bunun nedeni, cesur insanların yaşamanın ne demek olduğunu keşfetmeleri üzerine, insanların neden “yaşayan ölü taklidi” yaptıklarını düşünmeleridir.

Bir niyetine ulaşmak ya da bir niyet konusunda nihayeti almak üzere cesaretiyle yürüyen insanlar, niyetini göle çalıp ellerinde ömür saatleriyle bekleyenleri hiç anlamazlar. Daha doğrusu olaya tam da böyle bakarlar. Göle çalınan niyetin sessizce beklendiği sırada ise giden en büyük değer “zaman”dır. Cesaretin gereğini bilen insan, aynı zamanda “zamanın kıymetini” bilen insandır. Bu yüzden de zaman kaybetmeyi sevmez ve sağlıklı düşünür, yapılması gerekeni yapar ya da içinde öyle tutamıyorsa arzu ettiği adımı atar, söyleyeceğini söyler cesur insan.

Bu dediğim, iş hayatında ve hayallerde olduğu kadar, en belirgin duygular konusunda örneklidir. Cesur insan, duygu konusunda da ne istediğini bilen insandır. Bu yüzden de kalbi herhangi bir güzel an için atmışsa durup beklemeyecek, sadece bir “an” için olsa bile sözünü sakınmayacak, niyetini de saklamayacaktır. Bu yönüyle, hayatı seyreden değil, seyir defterini dolduran olacaktır cesareti seçmiş insan. Evinde oturup duygu taşıdığı insanın habersizliğine rağmen acısını çeken ya da egosuyla burnundan kıl aldırmayan, adım atmadığından bir dakika içine ekilecek mutluluklardan kendini mahrum eden ve dahi kendini mahkum ettiği sessizliğinin içine fışkırttığı sabırsızlıklarla tırnaklarını kemiren insanlardan daha mutlu olacaktır cesareti seçmiş insan. Çünkü ya mutlu bir “an” yaratacak ya da yeni anları yaşayabilmek üzere anı kapatacaktır hiç gocunmadan.

Yine ikisinin en bariz benzerliği her iki özellikteki insanın da “deli” olduğunun düşünülmesidir. Gerçi deli olanın deli olduğunun düşünülmesi doğrudur da, cesur insanların da cesareti bilmeyenlerce deli sanılması pek aşikardır. Tam da bu yüzdendir anlaşılamayışları cesurların. Kimilerine göre, eylemi ya da söylemi fazla gelecek, deli sanılacak ya da tam olarak masaya niyetini açıkça koyduğu halde -şaşırıldığındandır ki- başka gayeler aranacaktır sözünün altında.

Şu an son dediğimden olsa gerek, karşılığını bulamayışlarındaki “canlarının acımayışları” da aynıdır ve fakat maalesef bilinciyle yaşadığı için, cesur insanların karşılık bulamaması hali cesaretsizlere ve hatta deliye göre bile daha “yazık”tır. Ama, bu “yazık” tespitinin karşısına eze eze koyacağım ve söylediğim farkı hatırlatacağım: Cesaretle yaşamak, gerçek anlamda yaşamaktır. Gerçeği ve hayatı yaşayan cesurlara karşı asıl yazık kendi gerçeklerine bile cesur olamayanlara reva olacaktır.

Cesaret ve deliliği harmanlayıp hayatı özgürce yaşayabilmenin sırrını, kendi hayat hikayelerimle de hep anlatmış isem de (çıkacak kitaplarımda diyelim), özünde kendime sözüm şu idi: “Ben kendimi bu hayatta kalbimin kölesi, aklımı ise kalbimin akil yaveri eyledim.”

Sona gelince, bu yazıyı okuyan birçoğunuz belki gösterdiğiniz evvelki cesaretlerini hatırlayacak. Gerçek bir cesur olup olmadığını sorgulaman için sorularım şudur: Cesaretinde ne umdun, ne buldun ve aldığın nihayette ne oldun? Ha bir de kaç kez cesur oldun? Zira dedim ya, cesur insan gösterdiği cesaretin hazzı ve gücündedir, nihayetinde değil. Nihayetinde aldığı nasibi ve dersidir. Benim Türkçeye aykırı tabirimle “pişmanlıksızlıktır”, en büyük aşktır ve deli bir alışkanlıktır cesaret, bu yüzden öyle bir iki örnekle “cesurum” diyebilecek kadar kolay da değildir.

Deliyle benzer ama deliden ari, delice ve doluca yaşamayı keşfetmektir cesaret…

(Delilik kıyası metaforiktir ve hatta en sevdiğim şey ve seve seve kabul edilecek sıfat; bu yüzden yanlış anlaşılmalar olmaması dileğiyle)

Betül Yergök /Mentalizasyon

mail: info@mentalizasyon.com

İnstagram/Youtube: @mentalizasyon