Kuralsız Yaşama Kuralı

Her nerede, kiminle, nasıl ve hangi şartlarda yaşıyorsak yaşayalım, o yaşam şeklinin biçilmiş kuralları vardı, bize içten ya da dıştan dayatılan. En özgürümüzün bile içten içe bunlara boyun eğdiği ise bir başka gerçeklikti hatta.

İstemesek de reddetsek ya da yanlış bulsak da mayamıza işlemiş kaideler, içimizden dışımıza ses verir: “Bu yaptığın, düşündüğün… yine de yanlış”

Belki bunu en iyi, kendimi masaya koyup örneklendirerek anlatabilirdim. Ki haydi öyle yapalım: İçimde deli özgür bir varlık olsa da içten gelen kaide seslerine kapıldığım doğrudur. Üstelik her konuda olabildiğince bir kural vardı etrafımda. Avukattım, öyle fotoğraflar çekilmemeli, koymamalı, çok kahkaha ile gülmemeli ve en önemlisi stiletto giymeliydim duruşmalara giderken. Grantuvalet giyinmek mesleğin etiğiydi adeta. Ofiste mizah videosu çekip instagrama attığımda, aldığım eleştirinin kilosunu bir ben ölçebilirdim mesela:)

Çıktığım yolculukta, yazdığım kitaptan bu köşeye yazdığım konulara ve dahi dağıttığım şifaya kadar saçma gelmişti çoğu insana. Üstelik “avukatlık mesleği” tanrının kutsal saydığı bir meslek gibi geliyordu insanlara. Şöyle gibi: Bu denli kutsal bir meslek bileziğini koluma takmışsam, köşe yazısı yazmak yanlış ve tü kaka bir durumdu. Yani iki seçenek var da ben yanlışı seçmişim gibi. Takipçilerime gönülden yardım ediyorken, bunun bir maliyeti olması ve ticarete dökmem gerekliliği devreye girdi daha sonra. Ardından özgürlüğü iliklerime kadar hissedip öyle yaşamaya başlayınca, sanki “saygınlığımı yitirmiştim” bu kaideli insanların gözünde. Çünkü her nasılsa onlara göre “Avukatlık” ile saygınlık kazanmıştım ve bu dünyayı yönetmek kadar vazgeçilmez bir vasıftı bu da:)

Çektiğim videoları koymaya karar verebilmem bile aylarımı aldı. Kitaplarımı yazdığım halde yayınevine ilk kez gönderişim, yazdığımdan bir buçuk yıl sonraya tekabül etti. Zira hayatımı yazmıştım ve okunmasının saygınlığıma gölgesi beni de içten içe zehirlemişti.

Günün birinde vazgeçtim içimdeki sessiz söylenen sesi yok saymaktan. Önce onu var kabul ettim. Ardından bilerek, bile bile ve bile isteye seçtim bilakis ona karşı olan bu yolu.

O yüzden “kuralsız yaşamak” bu evrenin en şahane eylemi. Tek sakil mutluluk ve yegane varoluş. Bir kere sahip olunca hiç kaybedilmeyen ve vazgeçilmeyen bir şehvet. Kuralsız yaşamak özgürlüğün beden bulmuş tek resmi. Ama yeryüzünün en zor işi.

Çünkü onun da bir kuralı var: “mış gibi yapmamak”

Yani önce toplumun, çevrenin ve bedenin içinden gelen zehirli sesleri duymak, duyduğunu, maruz kaldığını ve dahi etkilendiğini kabul etmek gerekiyor. Oysaki hepiniz özgür olmadığınız halde özgür olduğunuzu, mutlu olmadığınız halde mutlu olduğunuzu, etkilendiğiniz halde dış dünyaya kulaklarınızın kapalı olduğunu iddia ediyorsunuz. Dedim ya, yeryüzünün en zor işi bu kaideleri duyduğunu kabul etmek ve sonra duymamayı başarabilmek. Etraftan gelen sesleri duymak, duymaya başlamak, bu duymanın neticesinde içinde olan etkilenmeyi yakalamak ve bu yakalama sonucunda, o yakaladığını içinden söküp atmak gerekiyor. Ve bir sır olsun size, bunu her seferinde ve defalarca kez yapıyor olacaksınız.

Hayat hatalarla ve tekrarlarla doludur. Bir kere başardığınızın sürekliliği bile her seferinde aynı hendekleri atlamayı başarmakla mümkündür. Bu yüzden etkileşim her zaman var olacaktır. Sadece duymak, görmek ve içinizdeki etkileri fark etmek ve içinize aksini seçtirmek gibi bir eylemsel mekanizma yaratmaktır, bu kuralsız yaşamanın kuralı.

Mesela artık bir günün içinde her şeyim: Avukatım, arabulucuyum, sosyal medya danışmanıyım, yazarım, yaşam koçuyum, kadınım, aşığım, besteciyim, dansçıyım ve insanım… Ben yaşamın her yerinde, her ne istiyorsa ruhum, o’yum. Hepsinde tutkulu ve hepsinde kurallara maruz ama kuralları ruhuna alıp kusan ve yola kuralsız devam edenim, hepsinde tamım, hepsinde varım, hepsinde kuralsızım. “Duy, hisset, dön ve yürü” tek kuralım.

Kuralsız değildir hiçbir şey, kuralsızca yaşamak bile.

Ama gelin siz de kuralsız yaşamanın kurallarını uygulamayı seçin, en nihayetinde en şehvetli yaşama biçimine erişebilmek uğruna…

Üstelik hangi savaş, hangi mücadele bundan daha anlamlı olabilir ki?

Betül Yergök /Mentalizasyon

mail: info@mentalizasyon.com

İnstagram/Youtube: @mentalizasyon