Çokça yazımda ve videolarımda temas ettiğim bir konunun tam esasını da yazıyor olmak istedi parmak uçlarım: Kusursuz bir “olma” hayalinde herkes. Gelin nasıl bir kusursuzluk yanlışlığına düştük, ona bakalım.

Herkes kendi varlık ağacını şekillendirme peşine düşerken, kurumuş yaprakları, çürümüş meyveleri toplamak, toprağı eşeleyip sulamak yerine ağaçlarına baltayla gelişigüzel dalma yanlışında. Herkes istiyor ki korkusuz, kaygısız, stressiz, aşk acısı olmadan, her şeyin en mükemmel haline sahip bir varlık olalım.

E her şey gözler önünde olduğundan, normalde ilgisi olmadığı halde insanın bir yerde canı çekiyor ya da bir sorunu olduğunda kendisinin de “diğerleri” gibi yapması gerektiği kanaatine varıyor.

Mesela hayatı tiye alan ve öyle görünen olmak istiyoruz, öfkelenmeyen ve hayatı yaşayan. Şimdilerde, en yaygın hastalık “hayatı çok güzel yaşayan görüntüsü” vermek oldu bile. Neredeyse her kesimde var bu. İlişki istiyoruz ama içimizden; dışımızda bekarlık sultanlıktır söylemleri. Aşık oluyoruz ama istemiyoruz tavırları…

Ama en önemsediğim noktalardan biri, benliğimizden atmaya çalıştıklarımızı belirlerken düştüğümüz hata. İnsan, benliğinden “gereksiz” olanları atmalıdır, gereksiz nüanslar veren yerin tamamını değil. Kaygıyı, öfkeyi, melankoliyi, hüznü, hassaslığı, aile sevgisini, eğlence keyfini, aşkı, sorumluluk duygusunu…, yani amigdalayı söküp atmak istiyoruz adeta. Tüm duygu dünyasını siliyoruz desek, kuyruk olacak sanki.

Yanlış olan, bunların hiç olmadığı bir “ben” haline dönme çabasıdır. Oysaki bunlar insanı insan yapan duygular olup; aynı zamanda da hayatta isteklerine doğru itici güç görevi görürler. Ama elbetteki zaman zaman oran hatası oluşur ve insana sorun yaratırlar.

Oysa ki başarılı olmak için hırs, azim ve hayalden doğma hedefler itici güçtür, kaygı insana bir daha gözden geçirmek üzere dürtü verir, sorumluluk yaşama hissi verir, melankoli insanın kalbini duyduğu ve genelde kendine buradan sonra neleri yaşatmak istemediğine karar verdiği anlardır. Ancak bunların dediğim gibi kod haline dönüşmüş ve sabote eden hatta olumsuz etkileyen yüksek oranlı dönemleri vardır. Bu kabulüm, ama bu dönem oldu diye baltayı alıp amigdalaya dalmaya çalışmak da nedir?

Bütün bu duyguların “faydalı modeli” vardır ve faydasını görmek yaşamak gerekir, bunlarla var olmak gerekir. Ancak bunlarda devreye giren hatalı işleyişte ise bunu yönetmek, yönetemiyorsak destek almak elbetteki makuldür.

E neticede mideniz bir hafta ağrıdı ve size geceleri zindan etti diye midenizi aldırmıyor, taş var diye “doktor bu böbrekleri kökten al at” demiyoruz değil mi?

Ne yapıyoruz, onarıyoruz.

Peki nasıl onaracağız?

İşte size her türlü oranları bozulan tüm duygularınız için kısacık bir yöntem veriyorum, hatta bu bir yöntem değil, gerçeğiniz:

1- Sıradanlaştır (normalleştir) 2- Analiz et 3- Analiz ederken faydasını al 4- Açıklama yap ve faydasız kısmı sustur.

E tabi çok hazırcı olduğunuzdan kolay uygulanabilir gelmedi, daha verimli anlatmak da gerek o halde:

Yarın sizinle söyleyeceğim yerde buluşacağız desem ve yola çıkıp gelseniz, gelirken benimle ilgili kaygılanırsınız. Tamam yazılarımı okuyorsunuz ama hırlı mıyım hırsız mı cani mi…? Sonra bu kaygı anında analize başlarsınız, kendinize açıklama yaparsınız “yok ya kızı ne zamandır okuyorum, zaten güvenmesem yola çıkmazdım” diye.

İşte hayatınızda devreye giren her türlü negatif düşüncede bunu yapın diyorum. Öyle milyon türde olumlamaya, şifaya, kaygıdan kaygılanmaya, hasta hissetmeye, özgüven yitirmeye gerek yok. Çok basit yöntem, basit olan konularda nasıl yapıyorsanız, ciddi olduğunu düşündüğünüz her şeyde de aynısını yapın:

Bakın, düşünün, normal hissedin ve kendi ruhunuzla konuşup faydaya ulaşın. Ha tabi faydasız düşünceleri zaten susturmuş olacaksınız.

Baltalarınızı sakince yere bırakıp, buradan sonra öz ağacınıza sadece bakmaya başlayın, gelişigüzel kesmeye değil…

Betül Yergök /Mentalizasyon

mail: info@mentalizasyon.com

İnstagram/Youtube: @mentalizasyon