“O sabah da erken kalkıp kahvaltısını ettikten sonra şeker ve tansiyon ilaçlarını içti ve işe gitmek üzere evinden çıktı. Uzun süredir spor yapmadığı ve bu arada hayli kilo aldığı için arabasına inene kadar nefes nefese kalmıştı. Arabaya binmeden cebinden çıkardığı paketten bir sigara yaktı ve derin bir nefes çekti. Arabaya bindiğinde içini anlam veremediği bir ağırlık doldurmaya başlamıştı. Yaktığı sigaradan derin bir nefes daha çekerek söndürdü. Camları sonuna kadar açarak, yoğun trafikte 15 dakikada işine ulaştı. Boncuk boncuk terlemeye başlamıştı. Ofisteki masasına ulaştığında iş arkadaşları ondaki garipliği fark etmişlerdi. Dışarıdan bakıldığında beti benzi atmış görünüyordu. Derken evden çıktığında belirmeye başlayan ağırlık, göğsüne çökmüş bir ağrıya dönüşmüştü. Sol kolu uyuşuyor, alnından terler damla damla şakaklarına dökülüyordu. Masasının hemen yanındaki sandalyesine oturup kravatını gevşettiğinde zar zor nefes alabiliyordu…”

İşte bir romandan alıntı gibi duran bu paragraf, aslında kalp krizi geçirmekte olan bir insanın yaşadıklarının kısa bir kesitini anlatıyor. Kalp krizi -tıbbi adı ile myokard enfarktüsü- kalp kasını besleyen koroner damarlarda zaman içinde ve çeşitli nedenlerle meydana gelen darlık ve tıkanıklıklar sonucunda kalp kaslanın yeteri kadar beslenememesi sonucu ortaya çıkan bir klinik tablodur.

Bundan 20-30 yıl önce genelde 50’li 60’lı yaşlarda sıklaşmaya başlayan koroner arter hastalığı günümüzde hayat şartları, hareketsizlik, sigara ve beslenme gibi faktörler nedeni ile 40’lı hatta 30’lu yaşlardan itibaren karşılaşılabilen bir hastalığa dönüştü. Daha çok erkekleri hedef alan koroner arter hastalığı, ailesel ve genetik özellikleri çok kuvvetli olan bir hastalık. Bunun dışında sigara, stres, hareketsizlik, kötü beslenme gibi günümüzde pek çok insanın hayatında bulunan faktörler de hastalığın oluşumunu ve gelişimini tetikliyor. Çağımızın en önemli sorunlarından olan obezite, diyabet, hipertansiyon ve hiperkolesterolemi de koroner arter hastalığı nedenleri arasında.

Hastalık, yukarıda saydığım sebeplerle kalp damarlarının duvarında yağ ve kireç içerikli plakların oluşumu ile karakterize oluyor. Bu plaklar, zaman içinde büyüyerek damarlardan kan akımının daha zorlu olmasını sağlıyor. Sonunda da ya plağın iyice büyüyüp damarı tamamen tıkaması ile ya da plağın kırılarak içeriğindeki yağlı materyalin damarı tıkaması ile sonuçlanıyor. Koroner arter hastalığının en tipik bulgusu göğüs ağrısı. Hastalığın başlarında yol yürümekle beliren ve dinlenmekle geçen ağrı ilerleyen zamanlarda istirahat halinde de görülmeye başlıyor. Genelde göğüs kemiği üzerinde baskı, ağırlık şeklinde hissedilen ağrı; çeneye, mide bölgesine veya sol kola da yansıyabiliyor. Bununla birlikte sol kolda uyuşma olması da önemli belirtilerden. Nefes darlığı, alınan nefesin yetmemesi hissi hastaların sıklıkla bahsettiği şikayetlerden. Ağrının çok farklı şekillerde hissedilebilmesinden ötürü koroner arter hastaları; hazımsızlık, gaz gibi mide sorunları; reflü, kas - iskelet sistemi hastalıkları ve psikiyatrik sorunlarla karışabiliyor.

Ailesinde kalp-damar sistem hastalığı öyküsü bulunan, yukarıda saydığım risk faktörlerinden birini veya daha fazlasını taşıyanların 40 yaşında rutin kardiyoloji kontrollerine başlamaları önerilmektedir. Bunun dışında 50 yaş, rutin kardiyoloji kontrollerine başlama yaşı olarak kabul edilir. Öncelikle muayenede ve sonra yapılan kan tahlillerinde, elektrokardiyografi - ekokardiyografide elde edilecek bulgular doğrultusunda myokard sintigrafisi ve gerekirse koroner anjiografi yapılmalıdır. Son yıllarda kalp damarlarını görüntülemek amacı ile ilaçlı tomografi yapılıyor olsa da hastalığın kesin tanısı ve tedavi yönteminin belirlenmesi için anjiografi yapmak mutlaka gerekmektedir.

Hastalığın tedavisinde, kalp damarlarındaki tıkanıklıklar ve bu tıkanıklıkların yüzdesi önemlidir. Aslında doğru olan hastalık oluşmadan önlem almaktır. Bu nedenle yapılacak çeşitli hayat değişiklikleri çok önemlidir. Hareketli bir hayat yaşanması, düzenli spor yapılması, fazla kiloların verilmesi, sigara alışkanlığının terkedilmesi ve düzenli beslenme bu yolda atılacak ilk adımlardır. Bunların ardından varsa diyabet, hipertansiyon ve hiperkolesterolemi gibi koroner arter hastalığını tetikleyebilecek hastalıkların kontrol altına alınmasıdır. Koroner arter hastalığında, hastalığın gidişini durdurabilecek ve hatta hastalığı geriletebilecek ilaç tedavileri uygun hastalarda uygulanmaktadır. Kan sulandırıcı, kalp kasını kuvvetlendirici, damar genişletici ve tansiyonu düşürücü ilaçlar bu amaçla kullanılmaktadırlar. Belirli yüzdenin üzerinde darlık bulunan hastalarda ise ileri tedavi yöntemleri gerekebilmektedir. Anjiyo ile kalp damarlarına stent yerleştirilmesi daha başlangıç seviyedeki, uygun hastalarda kullanılan tedavi yöntemlerindendir. Bununla birlikte cerrahi tedaviler koroner arter hastalığı tedavisindeki yerini önemle korumaktadır. Cerrahi tedavi yöntemleri arasında kalp-akciğer makinası ile yapılan klasik ameliyat tekniklerinin yanında daha küçük kesilerle yapılabilecek minimal invazif cerrahi teknikler ve robotik tedavi yöntemleri de bulunmaktadır.

Koroner arter hastalığı tedavisinin yönlendirilmesi, bu konuda uzun zaman içinde yapılan detaylı kapsamlı çalışmaların sonucunda oluşturulan bilimsel kılavuzlar doğrultusunda yapılmaktadır. Bu nedenle de kalp damarlarında tıkanıklıkları olan hastaların, konusunda uzman olan kardiyolog ve kalp damar cerrahlarından oluşan kalp takımlarının bulunduğu donanımlı hastanelere başvurmalarını öneririm.

Sağlıklı ve mutlu bir hafta dilerim...