ÇOCUKLARIN KAYGISI, ÖFKESİ ANNENİN SUÇLULUĞU ...

Dünyaya gelmelerine aracı olduğumuz minik, güzel canlarımız küçücük bedenlerine fazla gelecek birçok duyguyu yaşayabiliyor. Bizlere “Ne yaşanmışlığı var ki bu kadar öfkeli, korku dolu ya da kaygılı?” dedirtecek kadar duygularını yoğun yaşayabiliyorlar. Yüz ifadeleri, beden dilleri, ağlama krizleri, yemeğe olan tepkileri de duygularını oldukça güzel anlatıyor.

Bebekler hem kendiliklerinden getirdiklerini hem de DNA ile ebeveynlerden ve atalardan aldıklarını getiriler. Bu harmana çevreden aldıkları, yaşadıkları, bilinçaltı kayıtları, düşünce şekilleri de eklenip duygularla birleşince yavaş yavaş kişilik oluşmaya başlıyor. Her bireyin kendini ifade etmekle ilgili birçok yöntemi olabiliyor. Bebekler ve çocuklar da sürekli olarak kendilerini, duygu ve düşüncelerini ifade ederler.

Bir çocuğun duygudurumunun kaygılı ya da öfkeli olmasının arkasında görünen ve görünmeyen çok fazla etken olabilir. Aile içindeki sevgi, güven akışının sağlıklı olmaması, ebeveynlerin çocuktan yüksek beklentileri, ebeveynlerin kendi aralarındaki güç savaşları, aile içinde geleceğe güvensizlik, toplumsal süreçlerden yüksek oranda etkilenmek, çocukları yapabileceğinden fazlası için zorlamak, mükemmeliyetçi yaklaşımlar, çocuğun umursanmadığını hissetmesi, aile ve okulda her türlü istismar, aileye güvenememek, şiddete maruz kalmak, aşağılanmak, alay edilmek gibi tüm etkenler çocuğun kaygılı bir şekilde geri durmasını ve iletişimini azaltmasını sağlayabilirken öfkeli ve saldırgan olmasına da zemin hazırlamış olabilir.

Normal nedir? Bir çocuğun normal olması ile ilgili yine insan sayısı kadar tanıma ulaşırız. Normal derken ortalamadan mı bahsederiz yoksa tek tipten mi? Çocuğun kaygılı olması normal dışı mı? Ya öfkeli olması? Normal derken genellikle sorun çıkarmayan, söyleneni yapan çocuktan bahsederiz. Her çocuk söyleneni yaparsa nasıl ilerleyeceğiz? Her çocuk annesi ve babası gibi olursa gelecek dünün aynısı olmaz mı? Çocuklar “normal” tanımının dışında davranıyorsa bir şeyleri iyileştirmek, daha iyiye ilerletmek içindir.

Herkesin yaşanmışlığı, aileden DNA ile aldığı yaşanmışlıklar ve kişilik etkenleri, biriktirdiği, hayat amacı ve yaşam yolu birbirinden farklı. Aynı ailede içinde dahi çocukların yaşamları farklı olabiliyor. Kardeşlerden birisi neşeli diğeri öfkeli olabiliyor. Aynı davranış şekli bir çocuğun kaygılı ve çekingen olmasını diğer çocuğun öfkeli ve saldırgan olmasını sağlayabiliyor. Güzel çocuklarımızın iç dünyaları oldukça farklı ve derin. “Sen yapamazsın” demek bir çocuğa “Evet, ben yapamam bu yüzden yapmamalıyım” dedirtirken diğerinde “Ben yaparım, sen de izlersin” sertliğine sebep olabiliyor.

İşte tam burada anneler ya kendilerini suçlamaya başlıyorlar ya da aile içinde ve çevre tarafından suçlanmaya başlıyorlar. Çocuklarına yetemediklerini düşünüp kendi iç dünyalarından daha da endişeli ve kaygılı oluyorlar. Anne ve çocuk arasında rahimde kordonla kurulan bağın tüm hayatta organik bir şekilde devam etme prensibinden dolayı annenin hisleri çocukta cevap bulur. Bu evrensel bir kuraldır. Yani anne kendini suçlar, endişe ve kaygıyı arttırırsa çocuk suçlanmayı arttıracak, endişe ve kaygıyı besleyecek şekilde davranmak zorundadır.

Anne ne hissederse çocuk onu alır ve o duyguyu besleyecek davranışa yönelir. Anne çok neşeli ve rahatsa çocuk da neşeyi ve rahatlığı besleyecek şekilde davranır. Annenin duyguları karmaşıksa çocuk da karmaşık ifadeler seçer. Aradaki bağ kendini tekrar eder bir hale bürünür. “Koşma düşersin” cümlesine ve endişesine çocuk cevap vermek zorundadır. Tıpkı “Sana güveniyorum” inancına cevap vereceği gibi. Çocuk ile annenin bağı ortaya çıkan davranış ve duygudurum bozukluklarında tek etken olmamakla birlikte kuvvetli bir güce sahip.

Ne yapmalı?

Kaygılı ve çekingen çocuklarınızı zorlamayın. Onların size, kendisine ve hayata güvenmesini sağlayın. Biraz zaman alabilir, sabırlı davranın. Kaygılı, çekingen olmalarını, ilişki ve iletişim becerilerinin gelişmekte olduğunu kabul edin. Arkasında yatan sebebi bulmaya çalışın ve bu arayışın anlamlı olabilmesi, doğru noktaya yönelebilmek için çocuğunuzu tanıyın. Çocuğunuzu tanıyarak onun sebeplerini anlarsınız. Arkada yatan sebepleri anlamaya çalışırken suçlama, suçlanma, yargılardan uzak durun ki gerçeği daha kolay yakalayın.

Çocuğunuz öfkeli ise onun enerjisini dönüştürebilecek, ona keyif verecek aktivitelerde olmasını sağlayın. Öfkesini ve öfkeli olma halini kabul edin. Hatırlayın, reddettiğiniz hiçbir şeyi çözemezsiniz. Çözüm istiyorsanız kabul edin. Onunla konuşun, konuşturun. İçini açmasını sağlayın. Çocuğunuzu tanımak için çaba sarf edin. Onu etiketlemeden anlamaya çalışın. Öfkenin aslında ona da fazla olduğunu bilin. Onun yaşam yolculuğunda bir fener olduğunuzu, yol gösterdiğinizi hatırlayın. Kendine bir şeyleri yük edinmiş ve öfke ile ifade etmeye çalışıyor. Yüklerini paylaşın.

Suçluluk anneliğe yakışmaz. Eğer ki şiddet uyguluyor, çocuğunuza zarar veriyorsanız suçlu hissedip aynı eylemleri tekrar ettirmek yerine yardım alın. Her anne yüksek seviyede sevgi dolu olmak zorunda değildir. kendi içinizdeki yetersizlik duygusunu onarmaya çalışın. Çocuğunuzu yetersizlik, suçlu annelik duyguları ile bu duygulara cevap verecek eylemlere yönelttiğinizi hatırlayın. Kendinize, anneliğinize güvenin. Eksiklik nerede ise o noktaya odaklanıp çözüm yolunu bulmaya çalışın. Suçluluk ve yetersizlik hapishanesinden çıkın, oraya uygun değilsiniz.

Sevgiyle,

Ebru Demirhan

www.ebrudemirhan.com