İstanbul’da doğdum küçüklüğümü hatırlayacak kadar geriye gittiğim de hayalimi süsleyen mesleğin moda tasarım ve hekimlik olduğunu çok rahatça söyleyebilirim. Küçüklüğüm bebeklerime elbise dikerek ve eczaneden annemin rica ederek aldığı enjektörlerle herkese enjeksiyon yaparak geçti diyebiliriz. Rahmetli babaannem az çekmemiştir benden, nasıl bir duyguysa, bir de canı yansın gerçekten iğne olduğunu hissetsin diye var gücümle de bastırırdım kolları bacakları morarana kadar. Ne de olsa babaanne, torunu şımartacak ya sesini çıkarmazdı….

Doktor olacağım sevdasıyla yanıp tutuşuyordum. Bir an önce büyümek istiyordum. Çok derinlere dalmayacağım, ‘anlatsam hayatım roman olur’ derler ya benimkisi de o cinsten. Büyüdüm ve üniversite dönemine geldiğimde içimde ki sanat ve hekimlik duygusunu diş hekimi olarak sergileyebileceğime inandığım için diş hekimliğini seçtim. Hem hekimlik hem sanat ortak bir payda da buluşabilecekti benim için.

Hekim olmayı insanların gözünde ki o ışığı görmek için seçtim. Sayemde ağrıları dinen, hayata daha güzel gülümseyerek bakan insanlar yaratmak istedim. Kazandığınızı sandığınız maddiyata değişilemeyecek bir maneviyat… Maneviyat öyle bir duygu ki yeri geldi kendimi herkes den zengin gördüm.

Bir anımı anlatarak devam edeceğim. Bu anımı ne zaman anlatsam gözlerimden yaşların akmasına engel olamam… Yeni mezun olmuştum, nöbet tutuyordum. Nöbet tuttuğum bir klinikte gece bir sularında bir hasta geldi. Üstü başı eli yüzü bembeyazdı… Belli ki ekmek fırınında çalışıyordu. Muayenesini yaptım ve bir dişine kanal tedavisi yapılması gerekiyordu ancak tedaviyi kabul etmedi. Hocam ben çektirmek istiyorum dişimi dedi. Kabul etmedim, edemezdim ben bu yola çok farklı hayaller ile çıkmıştım. Parasının ancak çekime yettiğini bunun dışında bir tedavi kabul edemeyeceğini söyledi. Çekim ücreti karşılığı tedaviye ikna ettim ve gereken müdahaleyi yaptım. Tedavi bitiminde ücretini takdim etmeye kalktığında kabul etmedim bu parayla lütfen fırça ve macun al dedim ve helalleştik ve hastam gitti. Gece dört sularında tekrar odamın telefonu çaldı, o saatlerde pek hasta gelmezdi biraz tedirgin olmadım desem yalan olur. Arayan banko görevlisinin sesi bir tuhaftı, iyice panik olmuştum. Acil beni çağırıyordu, fırladım yattığım yataktan. Muayene odasına gidince ne göreyim bizim beyazlar içinde tedavisini yaptığım hastam elinde fırın küreği üzerinde siz diyin bir buçuk metre ben diyeyim bir metre kürek boyu kadar bir pide ve yanında da içecek dolu bir poşet…. Başladım ağlamaya…..

Bu mutluluğu başka ne yaşatabilirdi ki… yıllar geçti, her anımsadığımda hala gözlerimden yaşlar süzülür… benim mesleğim benim için bir aşk hikayesi….