İlişkilerde Güvenin Önemi

Başlangıçların gizemi bambaşka… Yeni bir yıl başlıyor, umut, neşe doluyoruz. İlişki başlıyor, işte tam aradığım kişi, bu kez tamam diyoruz. Kısa bir zaman sonra, ilişkinin oluşumuna, taraflara göre değişir. Cep telefonları başlangıçta karıştırılmaz, aşkın sırrı çözülünce neler oluyor partnerimin hayatında merakı başlar. Schopenhauer Aşkın Metafiziği isimli kitabında “bütün aşklar, istedikleri kadar uçarı, tensellikten, dünyevilikten uzak, ayakları, yerden kesik görünsünler, sadece cinsel dürtüde temellenirler; evet, hatta bu âşıklık hali, sadece daha yakından belirlenmiş, daha özelleşmiş, hatta sözcüğün en dar anlamıyla cinsel dürtüdür” şeklinde aşkı tanımlar.

Partnerimizle iletişim sadece aşk çerçevesinde olmamalı bu nedenle… Bir ilişkide aşk güveni zedeliyor çoğunlukla, kıskançlık, kaybetme korkusu en üst düzeyde olabiliyor.

Nicanor Parra“Bir ilişkide güvensizlik varsa oradaki ilişki yalandır. Çünkü güvenilmek, sevilmekten daha büyük bir iltifattır” sözüyle güvenin önemini ortaya koymuştur.

Etkili iletişimle kendinizi ortaya koyabilir, kendinizi ifade edebilirsiniz. Sizi anlayan, sizin anlayabildiğiniz kişiye güven duymak önemlidir. Kendine güven duymanın da başkasına güven duyma konusunda rolü büyüktür. Güven duygusu 0-1 yaşta annenin çocukla iletişimi ile oluşur. Yetişkin dönemdeki güvensizliklerimiz bu dönemdeki eksikler ve bilinçaltı kodlarından kaynaklanmaktadır.

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde güvenin yeri en alt düzeydeki fiziksel ihtiyaçların hemen üzerindedir. Alt düzeydeki ihtiyaç karşılanmazsa üst düzeydeki ihtiyacın karşılanması anlamsızdır.

Partnerimize neden güvenmediğimizi fark etmek sorunların çözümü için önemlidir. Her olaya bir anlam yüklüyoruz, olanı görmüyoruz. Üstelik sürekli şüphe ederek düşünüyor ve yaratıyoruz.

Kendinizi mutsuz hissettiğinizi mutsuzum diyerek etiketlemeyin. Mutluluk hakkını elinizden almayın.

Siz anda olun, anline olun, anın keyfini çıkarın… Mutluluğun tadını çıkarın. Güvensizliğin size katkısı nedir? Güvenmediğiniz nedir? Ararsanız bulursunuz. Karşınızdaki bir birey, kim bilir ne hissediyor, sizin gibi hissetmek, düşünmek zorunda değil ki?

Mevlana’nın söylediği gibi “ay doğmuyorsa yüzüne, güneş vurmuyorsa pencerene kabahati ne güneşte ne ayda ara… Gözlerindeki perdeyi arala!”