Uzun gibi gelen yakın bir zaman önceydi. Bir aynanın üzerine yapıştırılmıştı. Dudaklarıma parlatıcımı sürerken gülümsetmiş, mutlu etmişti beni. ‘Hayat en güzel hediye…’ İşte bu kadar net, yalın, yeterli…

Geçenlerde Paşabahçe’de evin bitip tükenmek bilmeyen eksiklerini tamamlamaya çalışırken kasanın yanında rastladım bu minik çıkartmalara. Kasadaki güzel gülüşlü kız bunun bir fotoğraf yarışması için belirlenen tema olduğunu anlatmaya başladı. Ben de cümlenin çağrışımları ile uğraşıyordum o sırada. Nasıl oluyor da bazen bir koku, bir şarkı, bir cümle insanı alıp bir zaman yolculuğuna çıkmışçasına başka bir ana taşıyabiliyor? Nasıl o an hissettiklerimizi yeniden hissedebiliyoruz? Kesin uzmanlar beynin içindeki nöronlar arası bilgi, anı transferi, elektrik akımı gibi bilimsel bilimsel açıklıyorlardır bunu da.

Bu minik kırmızı üzerine beyaz yazılı daireler sayesinde yeniden oturabildim klavyemin başına. Yazacak bir şey buldum sonunda. Son zamanlarda güneşten mi, dolunaydan mı, Merkür’ den mi bilinmez, her şeyden onları sorumlu tutar olduk ya, çevremdeki herkesin kendi küçük dünyasında fırtınalar kopuyor. E ülkemde de kopuyor, dünyada da…

Ne yapacağız, ne olacak, ne yapsam soruları ile uğraşıp duruyoruz. Sol beynin rasyonel analizleri yetmezmiş gibi, bir de sağ beyne soralım, bakalım o ne diyecek acaba duygusal bağlamda!!!

Derken, küçücük bir şeyin getirdiği mutluluğu fark ederek Cern’ de atom çekirdeğini parçalamış gibi oldum. Tamam kabul, bu biraz fazla iddialı oldu. Ona yakın diyelim :))

Şimdi diyorum ki sevgili beynimin sağ yarım küresi ve sen de lütfen sol yarım küresi, sürekli analiz yapmayı bırakın. Sakinlik, huzur ve mutluluk içinde yormadan, yorulmadan yaşayalım. Küçücük şeyler, kocaman mutluluklar getirsin, herkese, hepimize...

Şimdi izninizle parlatıcımı süreyim yeniden… Ayna neredeydi?