İlk bebeğine hamile kadınlar, başkalarının doğum hikayelerini merak ederler çünkü önlerinde bilinmez bir yolculuk vardır. Hele ki; o yaşına kadar ‘‘Dünyanın en acılı anı.’’ olarak büyütülmüşlerse, içlerinde gizliden gizliye bir korku barındırırlar. ‘‘Acaba nasıl başlayacak? Ne kadar sürecek? Nasıl sonuçlanacak...’’ soruları beynini kemirir durur.

Ama ikinci hamilelikte, doğuma yaklaşım aynı değildir. Artık yaşanılanları tecrübe etmiş, biliyorlardır; başkalarının hikayelerine ihtiyaç duymazlar. Zaten kaç kişiden bu süreci dinledilerse, hepsinin anlatımında farklılıklar vardır. Aynı kadın yaşıyor bile olsa, birinci ve ikinci doğum birbirinden ayrışır. Her sürecin yaşanılanı kendine hastır. Her bebeğin olduğu gibi...

Atlas’ın doğumunu soranlar oluyor. Sizin yaşayacaklarınızdan çok farklı da olsa anlatayım...

Atlas bana Mir’inkinin tam tamına tersine bir tecrübe yaşattı mesela. Kısaca Mir’den bahsetmem gerekirse, beklenilenden erken (38.6’ıncı günde) gelerek, doktorum tatildeyken, beni tanımadığım birinin ellerine teslim edip, bana upuzun gelen 36 saatlik bir doğum yaşatmıştı. (Aslında 2 gün doğum için gayet normal bir zaman dilimi.) Ama hepsinden önemlisi başarılı-sağlıklı-müdahalesiz (vakum, forseps) normal doğum yapmıştım.

Atlas ise ikincilerin aksine (ikinci bebeklerin birinciden erken doğması beklenirmiş) daha geç (39.2) geldi. Ha doğdu, ha doğacak diye beklerken biz, Mir’de beraber olduğum doktorumun tatile çıkma tarihi geldi, çattı. Son kontrolümde Atlas’a ‘‘Beni beklemeden sakın doğma!’’ diyerek vedalaştık. Yine doktor değiştireceğimden o kadar emindim ki! Gerçi bu defa, tanımadığım biriyle doğuma girecek olmak beni endişelendirmiyordu, kanıksamıştım durumu. (Evet, doktor çok önemli. Tanıdığın, bildiğin biriyle rahat hissediyor olman doğumu kolaylaştırır ama doğumu yaptıran doktor değil, kadının kendidir, bunu unutmamak gerekiyor.) Tabii, yine işler beklediğim gibi ilerlemedi...

Tam doktorumun tatilden döneceği gün, sabaha karşı 04:00’da regl sancılarıyla uyandım. ‘‘Oleeey, kavuşuyoruz!’’ diye karnımı okşadım, ‘‘Hoş geliyorsun oğlum.’’ ve gittim tekrar yattım. Uyumam, dinlenmem, doğum için güç toplamam gerekiyordu. Sabah 10:00 gibi uyandığımda, nişan (kanlı mukus) geldiğini fark ettim ve doktoruma mesaj attım. İlk doğumumda olsa, ellerim titreyerek telefon açardım, oysa bu sefer sürecin o kadar da hızlı ilerlemeyeceğini farkındaydım. (Söylediğim gibi her kadının doğum hızı farklı olur. Kimisi nişan geldikten üç gün sonra doğurur, kimisi üç saat sonra. O yüzden doktorunuzla iletişim halinde olmanız önemli.) Doktorum anında cevap yazdı, ‘‘Merak etme, ben akşam üstü İstanbul’dayım. Kasılmaların 5 dakikada bire düşünce hastanede buluşuruz.’’ Tamamdır! Buluşuruz...

Tüm günü evde Mir’le oynayarak, hastane için son hazırlıkları bitirerek geçirdikten sonra güneşin sıcaklığını yitirmesiyle, kendimi alışverişe attım, annemler ve eşimle. Kafamı dağıtmak iyi gelecekti. Daha da önemlisi uzun bir yürüyüş doğumu hızlandıracaktı. Saatlerde sokaklardaydım. Dalgalanmalar (Yazı boyunca ‘kasılma-ağrı-sancı’ yerine Ina May sayesinde sözlüğüme eklediğim bu kelimeyi kullanacağım) 7 dakikada bire düşmüş ve hissiyatını biraz arttırmışlardı. İçimden sürekli Louise Hay’dan öğrendiğim ‘doğum olumlaması’nı tekrar ediyordum: ‘‘Bu bebek şimdi mutlu ve harika bir yeni hayata başlıyor, her şey yolunda.’’

Acıktığımı fark ettiğimde saat 21:00 olmuştu. Annem durmadan, ‘‘Nasılsın? Hastaneye gitmek ister misin?’’ dese de, ‘‘Henüz değil.’’ diye cevaplıyordum. (İlk hamileliğim olsaydı, çoktan soluğu hastanede almıştım. Bu sefer tecrübe konuşuyordu.) Hep beraber yemeğe gitmeye karar verdik. Bulunduğumuz yerden 1 kilometre uzaklıktaki yere yürümek istedim. Sanki yürüdükçe dalgalar şiddetini azaltıyordu. Yemeği yerken, kasılmaların 5 dakikada bire düştüğünü fark etmemle, o gece hastaneye yatacağımdan emin vaziyette, ‘‘Şimdi bunları yiyorum ama bir kaç saat sonra hepsini kusacağımdan adım gibi eminim.’’ demiştim. Durumu doktoruma haber verdim, hastanede buluşmak üzere sözleştik.

Yemeğin ardından yine yürüyerek eve geçtiğim gibi kendimi banyoya attım. Ilık bir duşun iyi geleceğini biliyordum. Banyodan sonra kendimi o kadar yorgun-halsiz hissediyordum ki; annem ‘‘Hadi biraz uyu, uyanınca hastaneye gideriz.’’ dedi ama dalgalanmalar artık uyumama izin vermiyordu. Bazen 5, bazen 4, bazense 3 dakikada bir dalga geliyor, yaklaşık 20 saniye boyunca içimde yükseliyor ve sakinleşerek yine çıkıp, gidiyordu. Düzensiz olduğu için sakindim (doğumun başlaması için kasılmaların düzenli gelmesi gerekir), yine de artık hastaneye gitme vakti gelmişti. İki araba eşyayla (oda süsleme malzemeleri çünkü organizasyon şirketiyle anlaşmaktansa, her şeyi kendi ellerimle hazırlamayı tercih etmiştim) hastanenin yolunu tuttuk.

Acile giriş yaptığımızda Cumartesi akşamı 01:00’dı. İlk muayenemin ardından 3 cm açıklığımın olduğunu, beni odaya yerleştireceklerini söylediler. Odaya yerleşmemiz, tansiyon vs. kontrolleri, diğer protokollerin halledilmesiyle dalgalanmalarımın arası iyice daraldı ve hissiyatı arttı. O sırada annem ve Tayfur odayı benim yönlendirmemle hazırlamaya başlamışlardı. Ben epidural (Normal doğumu destekleyenler, epidurale başvurulmasının yanlış olduğunu, bu sürecin doğal bir süreç olduğunu, her kadının kendi başına ilaçsız doğumu gerçekleştirebildiğini söyleseler de, günümüzde şehir imkanında, epidural desteğinin alınabileceğine inanıyorum. Şunu da ilave etmem gerekir, tabii ki epidurale ihtiyacımız yok, bağda-bahçede doğursaydık herhangi bir deste alamayacaktık ama ağrı hissiyatınız fazlaysa, eh hastanede de bu imkan varken, diretmenize de gerek yok. Herkesin kendi tercihi...) istediğimi söylediğim sırada 6 cm’e ulaşılmış bir açılma olduğunu fark ettik. İlacın verilmesine kadar 8 cm’lik bir açılma olmuş, saati de 05:00 etmiştik. Epidural almadan 4 cm-8 cm aralığınca duraksız, ciddi hissedilir dalgalanmalar yaşıyor ve durmadan olumlamamı tekrar ediyordum. Maksimum 2 saatlik yorucu bir dönem yaşamıştım. Sonunda ilacın verilmesiyle, biraz rahatladım ve doğumu beklemeye başladım.

Saat 06:00’da doktorum, ‘‘Hadi gidip, Atlas’ı alalım.’’ dediğinde, dalgalanmaların varlığını anlayabiliyor/ kasıklarıma yaptığı baskıyı hissediyor ama ilacın rahatlatmasıyla şiddetini fark etmiyordum. Sadece heyecan basmış; ağlamaya başlamıştım. Doğum fotoğrafçımız Gaye (Yön) önde, eşim Tayfur’un eli elimde, annemi öpüp doğumhaneye gittik. Kesisiz bir doğum gerçekleştirmek için 6 kere ıkınmam gerekti. Mir’de 3. ıkınmada bebeği kucağımıza alınca, 3.’den sonra bebek gelmeyince korkmaya başladım. Tayfur’un desteği, doktorumun ekibinin sakinleştirmesiyle, 4. Ikınmadan sonra bebeğin başına ulaşmıştık. Çok uzun bir doğum gerçekleştiriyormuşum gibi geliyordu. İşte insan, bir önceki doğumundan daha hızlı ve kolay olmasını bekliyor. Yine de çok kolay ve hızlı bir doğumun sonunda Atlas bizimleydi! Sağlıkla, müdahalesiz (vakum, forseps) kucaklarımdaydı! İşte ben buna, ‘başarılı doğum’ derim! Sağlıkla bebeğimi kucağıma alıp, onu hemen orada emzirebildiysem, gözlerinin içine bakıp, ‘‘Hoş geldin Atlas, sevgiyle seni bekliyorduk, iyi ki geldin. Senin de yardımınla çok kolay bir doğum gerçekleştirdim. Canımmm.’’ diyebildiysem bu doğum benim için başarılıdır.

Evet, herkesin hikayesi, herkesin doğum tecrübesi, süreci farklı. Ama normal doğum yapmayı düşünürseniz, annenizden doğum şeklini dinleyin. Size en ince ayrıntısına kadar anlatsın. Sürece yabancı olmayın, yaşayacaklarınızdan haberdar olun. Nişan gelmesi, suyunuzun gelmesi, kasılmalarınızın düzenli aralıklarla başlaması doğumu başlatır, bu durumlarda ve kafanıza her takılan soruda (kanama olması vs. gibi) doktorunuzu aramaya çekinmeyin, saat kaç olursa olsun... Beni en geren konu bu olmuştu: ‘‘Ya gecenin bir vakti suyum gelirse...’’ Gelsin, ne olabilir ki? Hastaneye gider, acilden giriş yapar, doktoruma haber verdirtirdim.

Doğumun başladığını düşünüyorsanız, eğer ki imkan dahilindeyse biraz uyuyun. Gerçekten sonrası çok yorucu ve uykusuz geçiyor. Doğuma girmeden önce gücünüzün olması önemli. Ilık duş almak, küvetiniz varsa ılık suyun içinde eşinizden belinize masaj yapmasını istemek çok rahatlatıyor. Açsanız yemek yiyebilirsiniz ama bu kusmanıza sebep olacaktır. Kusmak kötü bir şey değildir. Doğumun başladığını gösterir. (O duraksız dalgalanmalar sırasında, akşam yediğim tüm yemeği kustum. 3 kere. Kusmayı hiç sevmememe rağmen rahatlıyordum. Doktor, kusmanın doğumun yaklaştığını gösterdiğini, hissettiğim kasılmaların kusmamı sağladığını söylemişti.) Olumlamaları tekrar edin. Düşüncenizi cümlelere yöneltmek ve beyninize o yönde sinyal göndermek doğumunuzu kolaylaştıracaktır. Bol bol yürüyüş yapın, hem açılmanızı hızlandıracak, hem de dalgalanmaların şiddetini hissetmenizi azaltacaktır. Eşinizle doğum öncesi konuşun, size en büyük destek ondan gelecektir. Sizi sakinleştirsin, nefes almanızı hatırlatsın, elinizi tutsun, belinize masaj yapsın, güzel cümlelerle sakinleştirsin, sizi öperek dalgalanmaların şiddetini sizinle paylaşsın, güler yüzüyle size güç olsun. Ve... Önce kendinize, sonrada seçtiğiniz doktora ve ekibine güvenin. Doktorunuzdan talepleriniz varsa doğum öncesi en ince ayrıntısına kadar konuşun, doğum sırasında hiçbir soru işaretiyle kafanızı meşgul etmeyin. Doğum yıllardır dinlediğimiz gibi zor, hayatımınız en acılı süreci değil. Sadece bilincimiz bu düşüncelerle doldurulmuş. Düşüncelerimizi ve kendimizi normal doğuma hazırladığımız sürece beklediğimizden çok daha kolay, hızlı, sağlıklı yani başarılı bir doğum gerçekleştirebiliriz.

İkinci doğum mu? Bilindik heyecanlar ama yepyeni bir mutluluk. Bambaşka bir sıcaklık. Sanki ilkmişçesine yaşanılan ayrı bir sevinç, tatlı bir huzur. Ve inanın, ilkinden bilinen doğum dalgalanmalarından ötürü/ başkalarından dinlediğimiz hikayelerden çok daha rahat olduğunu öğrenmekle, öncekine göre kolay ve hızlı bir süreç.

facebook.com/bebekolduannedogdu - instagram.com/bebekolduannedogdu