Türkiye’de her yıl 1 milyon 350 bin kadın gebe kalıyor. Bu kadınların 100 binde 14’ü doğum öncesi ve sonrasında ortaya çıkan komplikasyonlar nedeniyle ne yazık ki hayatını kaybediyor. Kısa adı TJOD olan Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği, anne ölümlerini en aza indirmek amacıyla sürekli projeler geliştiriyor. Dernek tarafından “Yaşasın Anneler, Anneler Yaşasın” sloganıyla hayata geçirilen projenin geniş kitlelere ulaşması hedefleniyor. Son olarak Woman TV’de aynı sloganla başlatılan programla kadınların bu konuda bilinçlendirilmesi hedefleniyor. Her hafta Cumartesi günü sabah saat 10.00’da canlı olarak ekrana gelen programda, kadın doğum uzmanları tarafından anne adaylarına ve çiçeği burnundaki annelere yönelik hayati bilgiler veriliyor. Anne ölümlerine azaltmayı amaçlayan projeyi, TJOD Başkanı Prof. Dr. Ateş Karateke ile konuştuk.

- Anne ölümlerini azaltmaya yönelik olarak başlattığınız yeni projenizi kısaca anlatır mısınız?

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği’nin yönettiği bir proje bu. Dernek olarak amacımız Türkiye’de anne ölümlerini en az seviyeye indirmek. Gebeliğe bağlı, gebelikten dolayı olabilecek nedenlerle meydana gelebilecek anne kaybını azaltarak, 100 binde 10’un altına indirmeyi amaçlıyoruz. Derneğimiz tarafından 4 yıldır sürdürülen bu projede geldiğimiz nokta umut verici. Son 20 yılda Türkiye’de anne ölümleri azaldı. Batı Avrupa ülkelerinde gebelikte yaşam kaybı 100 binde 10’un altında. Bizim hedefimiz de bu noktaya ulaşmak. Tabii ki bu hedefe varmada yalnızca derneğin değil, tüm paydaşların önemli katkısı var. Özellikle Sağlık Bakanlığı bu konuda oldukçahassas. Çünkü anne ölümleri oranı bir ülkede sağlık sisteminin nasıl çalıştığını gösteren önemli bir parametre. Önlenebilir anne ölümleri dediğimizde öncelikle şu hastalıklar söz konusu: Gebelikte kanama, doğum sonrası kanama, gebelik toksemisi yani, gebeliğe bağlı zehirlenme…

HEM ANNENİN HEM BEBEĞİN HAYATI RİSKTE

Projemiz hem annenin hem bebeğin hayatındaki riskleri en aza indirme üzerine kurulu diyebilirim. Örneğin, hamileliklerin yüzde 1’inden daha azında görülen yaşamsal risklerden biri; kırmızı kan hücrelerinin yıkımı, yüksek karaciğer enzimleri ve kan pıhtılaşmasını sağlayan trombositlerin yetersizliği. ‘Preeklampsi’, ‘eklampsi’, ‘HELLP sendromu’ gibi adlarla da biliniyorlar. Gebelikte ortaya çıkan bu hastalıklar hem annenin hem bebeğin hayatını tehdit ediyor. Daha önceki gebeliklerinde Hellp Sendromu veya preeklampsi geçirmiş olanlar ikinci veya üçüncü hamileliklerde de risk altında olduğu için titizlikle takip edilmeleri gerekir.

HASTALIKLARA RAĞMEN GEBELİK

Hem anne, hem de bebek kaybına sebep olan durumlarda yine çok önemli bir parametre olduğunu düşündüğümüz obeziteye ve diyabete bağlı problemleri de saymamız gerekir. Projemizde özellikle şeker hastalığı ve obezite ile mücadele önemli yere sahip. Türkiye’de özellikle birçok genç kadın, obez olma tehlikesi ile karşı karşıya. Öte yandan anne adayında daha önceden var olan kalp ve damar hastalıkları çok önemli. Özellikle doğuştan oluşan kalp kapakçığı sorunları ve romatizmal kalp hastalıkları da dikkat edilmesi gereken durumlar. Fakat bu hastalıklara sahip birçok kadın sırf kadınlığını ispat etmek için, çocuk doğurma yeteneği onun elinde en önemli unsur olduğundan dolayı gebe kalıyor. Ve ne yazık ki hayatını kaybedenler oluyor. Yine gebelik esnasında birçok kadında grip enfeksiyonunun çok ağır seyrettiğini biliyoruz. Gebelikte gribe yani ‘influenza virüsü’nün neden olduğu solunum yolları hastalıklarına da dikkat etmeli. İnfluenza aşısı olmayı kesinlikle ihmal etmemeli. İşte bütün bu gebelik risklerinden dolayı hekimler ile birlikte çalışma gereksinimi oluştu. Bu konudaki bilgi birikimini yükseltmek, bu hastalıklarla, özellikle ‘postpartum’, ‘kanama’ ve ‘preeklampsi’ ile mücadelede hizmetin kalitesini artırma amacıyla böyle bir sosyal sorumluluk projesini hayata geçirdik.

- Bu projenin çıkış noktası neydi?

Tabii ki bu projenin çıkış noktası ailelere bilinç taşımak. Bir hekimin meslek hayatı boyunca yaşayacağı en kötü anısı veya en büyük travması bir gebe hastasını kaybetmesidir. Emin olun, bir gebe hastasını kaybeden arkadaş, yaklaşık 1-2 sene bu travmayı yaşayabiliyor. Biz, derneğimizde 6 bin dolayında kadın doğum uzmanı ile beraber çalışıyoruz. Diyoruz ki, Türkiye’de gebeliğe bağlı anne ölümlerini 100 binde 10’un altına indirelim. Türkiye’de her yıl ortalama 1 milyon 300 bin kadın gebe kalıyor. Bunlar sağlıklı bir şekilde doğum yapıp evlerine kavuşmak istiyorlar. Amacımız bu 1 milyon 300 bin doğumda, hiçbir anne ölümü yaşanmadan bebekleri ile eve dönüşü sağlamak. Bunun için var gücümüzle çalışıyoruz.

- Projenin televizyon programı haline dönüşmesi fikri ne zaman oluştu?

Bu projenin bir televizyon programı haline dönüşmesini istiyorduk. Geldiğimiz noktada, biz dernek olarak bunu hekim arkadaşlara çok iyi anlattık. Toplam 6 bin kadın doğum uzmanımız hemen hemen bu projemizi biliyor. Birlikte birçok eğitim gerçekleştirdik. Genel olarak baktığımızda nüfusun da etkisi çok fazla. Büyük bir ülkeyiz, nüfus yükseldi. Ve gebe sayısı da buna bağlı olarak arttı. Bizim eğitim ve bilinç noktasında misyonumuz önemli. Hep beraber Türkiye’nin her noktasında oldukça motive olarak çalışıyoruz. Tabii ki bu konuda vatandaşlarımızın da, özellikle gebe hanımlarımızın da bilgilendirilmesi gerekiyordu. Onların, ailelerinin bilinç kazanması şarttı. Ve dolayısıyla bu konudaki çalışmalarımız ile halkı, gebelerimizi bilinçlendirmek için Woman TV ile beraber bu programı hayata geçirme kararı aldık.