Öykünün yeşil mürekkepli fotoğrafçısı

Öykünün fotoğrafını çekti. Gözü, beyni ve yüreği hazır bulundu her karede... Sadece 41 yıl sürdü bu, yazık ki... Tabiat izin vermedi... Bugün 100 mumlu çok katlı bir pastanın eksik tadında Sabahattin Ali'yi anıyoruz...

SABAHATTİN ALİ, ÖYKÜLERİNDEKİ GİBİ, CELLADINA BİLE KIZAMAYAN BİR ADAM MIYDI? Tuncer Cücenoğlu, "Sabahattin Ali" isimli tiyatro metninde, Sabahattin Ali'yi öldürdüğünü söyleyen Ali Ertekin'in konuşma balonuna bu cümleleri yerleştirir. Sabahattin Ali, Ertekin'e sözde bunları anlatmış ve Ertekin'in ulusal duyguları kabarmış. Ali Ertekin'in resmi belgelere ve arşivlere geçen ifadeleri de bu oyun metnindekinden farklı değil; yani koca bir balon! 41 yıllık ömrüne 60 öykü, 70'e yakın şiir, masallar, bir oyun metni, tiyatro eleştirileri ve Türk edebiyatının kilometre taşlarından olduğu kabul edilen romanlar sığdıran, Aziz Nesin ile birlikte Marko Paşa'yı yayımlayan, Sofokles'ten Puşkin'e pek çok çevirisi bulunan ve defalarca cezaevine giren Sabahattin Ali'nin bu sözleri söylediğine kim inanır? Kabul, insan ve tabiat sevgisi tüm yapıtlarına sinmişti. Peki ama ya insan bilgisi? Seni hiç unutmayacağım, çok kısa bir süre sonra yaptığın bu iyiliğin karşılığını fazlasıyla göreceksin!... Önce Tırnovacık'a gideceğim. Oradan Sofya'ya, Sofya'dan uçakla Moskova'ya... Moskova'da bir Çek pasaportu çıkarttıktan sonra Roma ve Paris'e geçeceğim... Sonra yeniden döneceğim Bulgaristan'a... Ve komünist ülkelerdeki üniversiteli Türklerden oluşturacağım bir orduyla geri dönüp ülkemizi kurtaracağım... Bazıları gizlice, bazıları da göçmen olarak gelecekler Türkiye'ye... Yönetime el koyacağız." Yazdığı son öykülerden olan "Kurtla Kuzu"da bu insan bilgisi barizdir; Sabahattin Ali, burada "Hepsi de hizmetinde bulundukları idare mahkemesinden, devletten, memleketin gidişatından şikayetçiydiler. O tenkitler, o küfürler bu adamların da günlük mevzularıydı. Üstelik, aleyhinde bulundukları sistemin kendilerini, bu dertleri ortaya dökmek ve bunlara bir çare bulmak için savaşanları ezmek işinde kullandığını bile fark etmiyorlardı," dedikten sonra sözünü ettiği bu kişilerin zaman zaman kendisine hak verseler de en ufak bir adımında nasıl da karşısına dikildiklerini yazar... Yoksa öykülerindeki gibi, celladına bile kızamayan bir adam mıydı Sabahattin Ali? "... Bunların hepsi fena, vicdansız insanlardır demek istemiyorum. Ne gezer, onların arasında da ne müşfik aile babaları, ne vefalı arkadaşlar, ne hassas yürekli tabiat âşıkları vardır. Amma karşımızda düşman olarak vazife aldıkları andan itibaren, onlar, iradelerinin dışında bir kuvvetin oyuncağıdırlar. (...) Benimle uğraştıkları, hatta bana işkence ettikleri sırada, ben onlarda bu insan tarafı aramakla meşguldüm." Sabahattin Ali, doğumunun 100. yılında... Tarih, bu topluma üç kez şans tanımış, üçünü de kullanamamışız.Bize verilen birinci şans, şüphesiz Sabahattin Ali'nin kendisi, varlığı.En üretken olduğu çağında elimizden alınmasaydı kimler hangi eserleriyle ufkumuzu genişletecekti? Bize verilen ikinci şans...Cinayeti karanlıkta kalmasaydı, kimbilir nasıl bir dünyaya uyanacaktık, kimbilir öldürülen başka hangi aydınlar varlıklarıyla içimizi doldurmaya devam edecekti? Bize verilen üçüncü şans... CELLADINA KIZAMAYAN... Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907'de Gümülcine'ye bağlı İğridere'de doğar. Prens Sabahattin'in fikirlerinden etkilenen babası Piyade Yüzbaşı Cihangirli Selahattin, kendisine Sabahattin; Tevfik Fikret hayranlığı nedeniyle de kardeşine Fikret adını verir. İstanbul, Çanakkale, Edremit ve Balıkesir'de okur Sabahattin Ali; kazandığı bir sınavla Almanya'ya gider. Ancak dört yıllık eğitimini tamamlamadan Türkiye'ye döner ve Almanca öğretmeni olarak çalışmaya başlar. İlk şiirleri 1926 yılında Balıkesir Çağlayan dergisinde; ilk toplumsal gerçekçi öyküleri ise, dönemin demokrat isimlerini etrafında toplayan ve Nâzım Hikmet'le tanışmasına vesile olan Resimli Ay dergisinde yayımlanır. İlk tutukluluğu, 1932... Sonrası türlü soruşturmalar, kovuşturmalar, tutuklamalar... Tüm bunların arasında yazılan eserler... Sabahattin Ali, kendisini sindirmeye, fikirlerini bastırmaya çalışanlarla tam bir mücadele içinde... Kendisine yapılan muameleyi fizyolojik bir meseleye indirgeyip, yaşamını gururunu korumaya adayan öykü kahramanı gibidir; "Zaten işkence nedir? Etlerimiz, sinirlerimiz dayanabildikleri kadar dayanırlar. Sonra, tabiat ne emrederse o olur," der ve dayanmaya gayret eder. Dilini ve kurmaya çalıştığı dünyasını anlamadıklarını bilir çünkü. 1934'te ilk şiir kitabı "Dağlar ve Rüzgâr"ı, 1935'te de ilk öykü kitabı "Değirmen"i yayımlar. Her iki kitap da edebiyat ortamında heyecanla karşılanır. ZATEN İŞKENCE NEDİR? Nurullah Ataç, "Dağlar ve Rüzgâr" kitabının 'hiç şüphesiz alakaya değer şiirler'den oluştuğunu yazar: "Sabahattin Ali Bey, halk şiirlerinin edası, ruhu ile yazmak istemiş. Eseri bunun için adeta bir mucize, çünkü muvaffak olmuş. Halk şiiri yazmaya senelerden beri çalışılıyor ve her yazılan manzume soğuk bir taklitten başka bir şey olamıyor. 'Dağlar ve Rüzgâr' için belki her şey demek kabildir, fakat içindeki parçaları, hemen hemen her mecmuada okuduğumuz manilere kıyas etmek kabil değildir." Ataç'ın "Değirmen" üzerine yazdığı eleştiri de övgüyle ve fakat bir de dilekle yüklüdür: "Sabahattin Ali'den, hepsi de başlı başına güzel olan hikâyelerinin bir terkibini; Anadolu köylülerinden falan ve filanın hayatından bir parçayı değil, Türk köyünün destanını, dramını, romanını, basılı geniş tablosunu bekliyoruz."1937'de yine bir öykü kitabı yayımlar Sabahattin Ali: "Ses". Aynı yıl, ilk romanı da raflardaki yerini alır: "Kuyucaklı Yusuf". Üç yıl sonra bir roman daha: "İçimizdeki Şeytan". Bu roman, Türkçülerin tepkisiyle karşılanır. 1943'te uzun bir hikâye olan "Kürk Mantolu Madonna"yı ve "Yeni Dünya" isimli öykü kitabını yayımlar. 40'ların ikinci yarısında siyasal yaşamı da hareketlenir Sabahattin Ali'nin. 1945'te Cami Baykurt ile Yeni Dünya gazetesini çıkarır; 46'da Esat Adil Türkiye Sosyalist Partisi ile Şefik Hüsnü Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi'ni kurar ki, her iki parti de kuruluşlarından birkaç ay sonra kapatılır. Aynı yıl Aziz Nesin ile birlikte Marko Paşa'yı yayımlamaya başlar. Marko Paşa önce Merhum Paşa, sonra Malum Paşa ve en sonunda da Ali Paşa isimleriyle yayımlanır. 1947'nin neredeyse yarısını tutuklu geçirir; aynı yıl, daha sonra Bakanlar Kurulu kararıyla toplatılacak olan "Sırça Köşk" isimli öykü kitabını çıkarır. Sabahattin Ali, tüm bu sürecin ardından yurt dışına kaçmaya karar verir ve cezaevinde tanıştığı Berber Hasan Tural'ın bulduğu Ali Ertekin ile yola çıkar... 1948.... Tabiat emreder (!) Sabahattin Ali, Bulgaristan sınırında ölü bulunur... ATAÇ'IN BEKLENTİSİ Sahaflardan birinden bulunmuş, vaktiyle bir edebiyat öğrencisinin koltuk altında fakülte sıralarına taşınmış bir kitap: "Son Hikâyeler - Esirler", Varlık Yayınları, 1966 basımı... Kitabın, bir zamanlar edebiyat okuyan bir öğrenciye ait olduğu belli, çünkü üzerinde öğrencinin el yazısıyla adı, bölümü ve okul numarası kayıtlı. Kitabın fakülte sıralarına taşındığı da belli çünkü Sabahattin Ali, ders kitaplarına alınıp alınmadığı bile hatırlanmayan, ölümünden sonra faili ve cesedi gibi, yazdıkları da sumen altı edilmeye çalışılmış bir yazar... Onun kitapları, yaratılan korku ortamında ancak entelektüel ilgileri açık olan bir üniversite öğrencisinin koltuk altında yer bulabilirdi kendine... Bu öyle bir korku ki, bütün bir edebiyat dünyasını suskunlaştırmış... Eşi Aliye Ali'nin, yaşadığı dönemde kendisinin yakın dostu olan Yaşar Nabi Nayır'a ısrarlı ricalarıyla, öyküleri, ölümünden neredeyse 20 yıl sonra Varlık Yayınları tarafından tekrar kitap raflarındaki yerini alsa da, yayıncısı, kaygılarını gizlememiş. Kitapta yer alan açıklama notunda şöyle denilmiş: "Bu ciltteki hikâyeler, Sabahattin Ali'nin 1947'de Remzi Kitabevi'nce yayımlanan 'Sırça Köşk' adlı son kitabında çıkmıştır. Zamanın hükümetini kastettiği şeklinde yorumlanan 'Sırça Köşk' hikâyesi yüzünden bu kitap, o zamanın kanunlarının verdiği hakla 'Heyeti Vekile' kararı ile toplatılmıştı. Bugün başka bir imza ile yayımlansa en küçük bir sakınca dahi görülmeyecek kadar masum bir nitelikte de olsa, yazarın adının uyandırdığı alerjileri göz önünde tutarak, 'Sırça Köşk' hikâyesini bu cilde koyamadık. Edebiyat tarihimiz bakımından bir eksiklik sayılabilecek bu davranışımız için okurlarımızdan özür dileriz." OKURLARDAN ÖZÜR Kızı Filiz Ali, bu korku ortamını şöyle anlatıyor: "Sabahattin Ali'nin ölümünden ve Nâzım Hikmet'in kaçışından sonra tahmin edemeyeceğiniz bir korku ortamı yaşadık biz. Toplumun her kesimine yansıyan bir korkuydu bu. Demokrat Parti zamanında da devam etti bu. Sabahattin Ali, Cumhuriyet Halk Partisi zamanında öldürülmüştü... "Demokrat Parti geldiğinde demokrasi geldi diye hepimiz çok mutlu olmuştuk. Hatta annem o sırada Demokrat Parti'ye oy vermişti sanırım. Ancak o zaman da, şimdi içinde bulunduğumuz duruma çok benzeyen müthiş bir ihbar ve korku müessesi hakimdi. 1948'den 65'e kadar kimse Sabahattin Ali'den bahsetmeye ya da kitaplarını yayımlamaya cesaret edemedi. Hatta bana bile, babamın Sabahattin Ali olduğunu söylememem tembih ediliyordu. Ben senelerce babamın kim olduğunu sakladım. Bir tür şizofreni ortamı... Bir yandan gurur duyuyorsunuz babanızla, bir yandan da onun kimliğini saklıyorsunuz." "BABAMI SAKLADIM!" Peki Sabahattin Ali kimdi? Hakkında yazılanların önemli bir bölümü, maalesef ve doğal olarak ölümüne odaklı. Biyografisinde eksikler var; sözgelimi dramaturg kimliğinin üzerinde pek durulmamış. Sabahattin Ali, Devlet Konservatuvarı'nda Carl Ebert ile birlikte dramaturg olarak çalışmış, döneminde sahnelenen operalarla ilgili makaleler yazmış, çok yönlü bir entelektüel... Cüneyt Gökçer, Muazzez İlgin, Meliha Ars, Mahir Canova ve daha pek çok isme konservatuvar sıralarında öğretmenlik yapmış bir isim... Ama en çok öykücü. Filiz Ali, babasının da kendisini önce öykücü olarak gördüğünü söylüyor: "Babam kendisini daha ziyade öykücü olarak görüyordu. Öykücülüğe çok özen gösterdiğini biliyorum. Fakat çok ilginçtir, son 20 yıldır Sabahattin Ali dendiği vakit, şiirleri geliyor akla. Ve şiirlerinden şarkı yapılıyor! Herhalde hayattayken birisi böyle bir şey söyleseydi, gülerdi kahkahalarla. Babam, kendisini şair olarak görmezdi..." Toplumcu gerçekçi bir çizgide yazdığı öykülerinde en belirgin olan ton, yalın ifadesi. Karakterlerini genellikle işçiler, yoksullar ve köylüler arasından seçtiği, çoğu kısa olan öykülerinde hümanist tavırla sakınımsız gerçek yan yana durur. Filiz Ali'nin çocuk yaşta, kimini dinlediği kimini de okuduğu öyküler için söyledikleri, Sabahattin Ali'nin üslûbu konusunda bir çocuk okurun fazlasıyla dikkatli izlenimi olarak nitelendirilebilir: "Babam, gerçekle kurmacayı çok ustaca buluşturan bir yazardı. Onun için, hikâyelerini ve romanlarını okuduğunuz vakit hemen sarar sizi. Fakat eserlerinin duygusal tarafları da çoktur. O yaşımda bile beni çok duygulandıran öyküleri olmuştur. Mesela 'Ayran' öyküsünü dinlediğimde hüngür hüngür ağlamıştım. Ne de olsa içinde çocuk var... Analizleri müthişti. İnsanları çok iyi tanır ve bunu o kadar yalın ve dolambaçsız bir şekilde yansıtır ki, bir çocuk bile anlayabilir." EKSİK BİYOGRAFİ Ne de olsa ilk dersini babasından almıştır. Babasıyla bir sabah erken saatte ava çıkan Sabahattin Ali, ertesi gün bu macerayı kompozisyon ödevi olarak yazar: "Sabah, güneşin ilk ışınları penceremize vururken, babamla ben av tüfeklerimizi alıp çıktık yola..." Ancak Selahattin Bey, "Biz ava çıktığımız zaman daha güneş doğmamıştı. Yalancısın sen! Yazacaksan doğru yaz," diyerek oğlunu azarlar. Ve Sabahattin Ali, yıllar sonra okuduğu bir öykü için genç yazar adayına, babasının öğüdünü hatırlarcasına "Hikâyeci olarak doğruyu görüp göstermekten başka bir emelin olmasın," der. Belki de bu nedenle Tarık Zafer Tunaya, Sabahattin Ali üzerine yazdığı bir yazıda "Şimdiye kadar Anadolu'yu gören yazıcılarımız yok muydu?" diye sorar. Sonra da yanıt verir sorusuna: "Vardı, fakat hiçbiri Sabahattin Ali'nin yaptığını yapmak istemedi yahut da yapamadı. (....) Sabahattin Ali (...) Anadolu köy ruhunu bütün açıklığıyla, bütün hareketleriyle, bütün çıplaklığıyla göstermek istedi ve istiyor." Sabahattin Ali'nin öykülerindeki konu seçimi ve dili konusunda yaşadığı dönemde ve sonrasında yazılan eleştiriler, onun toplumcu yönüne işaret eder. Asım Bezirci, Sabahattin Ali'nin öykülerindeki toplumsal tona dikkat çekerken Vedat Günyol, yazarı, sanata verdiği 'propaganda' değeri bakımından inceler. Bu nitelemeler yazarın çeşitli yerlerde dile getirdiği sanatsal yaklaşımına yaslanır. İLK DERS BABASINDAN Semih Gümüş, "Sabahattin Ali kendinden önceki dönemin etkili akımlarından memleket gerçekçiliğinin özelliklerini almış, ama yalnızca Anadolu'nun sert gerçekliğini yansıtmakla yetinmeyip bu anlayışı daha yukarı çıkarmıştır. Dolayısıyla öykücülüğümüzde kendinden önceki dönemlerle sonraki arasında çok sağlam bir köprü oluşturmuştur. Dışarıdaki dünyanın öyküsünü yazmakla yetinmemiş, öyküyü yazınsal bir tür olarak yenileme kaygısı da taşımış, insanı toplumsal bir varlık olmanın ötesinde, bireyler olarak gözlemlemiş, bütün bunların birleşimine dayalı, parlak bir geleneğin başlangıcını oluşturmuştur" diyor Sabahattin Ali için. Nâzım'ın, "Hikâye ve romanda bugün sen varsın. Senden sonra Kemal Tahir var, sonra Orhan Kemal var. Suat Derviş var. Kemal Tahir'le Orhan Kemal, biri daha ilerde, biri henüz civciv. Fakat dehşetli vaatlerle dolu bir civciv, biri yazdıklarını neşretmek imkânsızlığı içinde, ötekisinde bu imkân henüz belirmiş. Suat Derviş'e gelince, galiba artık yazmıyor. Velhasıl büyük Türk hikâye ve romanının bayrağı bilfiil sensin" dediği Sabahattin Ali, bu bayrağı henüz yükseltmeye başlamıştı ki, tabiat emretti... ÖYKÜNÜN KÖPRÜSÜ Sabahattin Ali'nin "Kuyucaklı Yusuf" ve "İçimizdeki Şeytan"dan başka romanı yok; "Kürk Mantolu Madonna" bazı kaynaklarda roman olarak anılsa da Filiz Ali'nin babasından aktardığı bilgiye göre uzun öykü olarak nitelendirilebilir. Filiz Ali, babasının "Kürk Mantolu Madonna"yı geliştirmeyi ve hatta bir üçlemeye dönüştürmeyi amaçladığını belirtiyor. Eğer yaşasaydı, şüphe yok, romanlarının devamı gelecekti. 1938'de kendisiyle yapılan bir söyleşide "İyi roman daima hitap edecek bir kitleye malik olagelmiştir," diyen Sabahattin Ali, aynı söyleşisinde Türk edebiyat ortamındaki 'eser buhranı'ndan söz eder... Yazarın sinemaya da uyarlanan romanı "Kuyucaklı Yusuf", yazılışının 70. yılında... Kendi romanlarının değilse de, Türk edebiyat tarihindeki köy romanlarının öncüsü niteliğindeki "Kuyucaklı Yusuf"a mutlu yıllar... İlk kez 1937 yılında yayımlanan "Kuyucaklı Yusuf", 1936'da Projektör, Tan ve Varlık'ta tefrika edilmiş. Roman, bir Anadolu kasabasında yaşananları, insani ve toplumsal boyutlarıyla yansıtıyor. Fethi Naci'nin 'modern bir tragedya' olarak nitelendiğirdiği "Kuyucaklı Yusuf", 'lirik bir aşk hikâyesi' ama daha çok da Yusuf"un hikâyesi olarak kazınmıştır okurlarının zihnine... Nâzım'ın deyişiyle "Topraktan öğrenip, kitapsız bilen" Yusuf'un hikâyesi... 1903'te Nazilli'de başlayan ve Edremit'te, Birinci Dünya Savaşı'nın yaşandığı ortamda devam eden roman, ele aldığı zaman dilimi açısından, sırtını oldukça kritik bir tarihsel döneme dayamasına rağmen 'üst perde'den konuşmaz. Fethi Naci'ye göre Sabahattin Ali'nin "Kuyucaklı Yusuf"taki en büyük başarısı da budur; hiçbir zaman öğretmenlik yapmaz, dış gerçekliklere, romanının gerektirdiği ölçüde yer verir. Dilindeki yalınlık, dönemin gerçekliğini -üstelik de çeşitli düzlemlerde- yansıtmasındaki ustalık ve hem açılışı hem de finaliyle sarsıcı olan kurgusu "Kuyucaklı Yusuf"u benzersiz bir roman kılıyor şüphesiz. Ancak Berna Moran, "Kuyucaklı Yusuf"un aynı zamanda öncü bir yapıt olduğunu söylüyor ve Sabahattin Ali'nin Türkiye sorunsalına bakış açısına dikkat çekiyor; Batılılaşmanın hakim ideoloji ve 'konu' olduğu bir dönemde, Sabahattin Ali, gözlerini 'içeri'ye çevirmiş, Anadolu'yu dinlemişti... "Kuyucaklı Yusuf", Berna Moran'ın vurgusuyla, ezilen halk ve köylü sınıfının durumunu ele alan ilk romandır. Moran, Sabahattin Ali ve "Kuyucaklı Yusuf"un Orhan Kemal'in, Yaşar Kemal'in ve Anadolu romanlarının öncüsü olduğunu söyler. YUSUF'UN HİKÂYESİ Aziz Nesin, Marko Paşa gazetesini birlikte çıkardığı arkadaşı Sabahattin Ali'nin ölümünden sonra onun özel eşyalarını teşhis etme talihsizliğini yaşamıştır... Nesin, evine İstanbul savcılığından gelen bir çağrı yazısı üzerine İstanbul Adliyesi'ne gider. Savcı Nesin'i tanıklık için çağırdığını söyler ve bir takım eşyalar göstermeye başlar... Her eşyanın ardından da "Kimin olduğunu biliyor musunuz?" diye sorar. Aziz Nesin, yaşadıkları baskı döneminin yarattığı bunalımla bir kafa karışıklığı yaşar; eşyaların Sabahattin Ali'ye ait olduğunu elbette anlamıştır ama bunu söylemesinin doğru olup olamayacağına karar verememektedir. Sonunda "Bilmiyorum," demeye karar verir. Oysa, eşyaların arkadaşına ait olduğundan emindir: "Sabahattin davranışlarıyla, yüzüyle, konuşmasıyla olduğu kadar, giyinişiyle de özgün bir kişiydi. Eşyası hemen tanınırdı. İki parça olmuş piposunu tanıdım..." Her bir eşyanın karşısında aynı ifadeyi verir Nesin. Ta ki, savcı bir not defteri çıkarana dek... Eski Türkçe ile yazılmış yazılardan oluşan bu not defterine 'tanıklık' etmemesine imkân yoktur... "Sabahattin'in el yazısını elbette tanımıştım. Her şeyi özgün demiştim ya, Sabahattin yeşil mürekkeple yazardı." YEŞİL MÜREKKEP... Peki ya aşk? Sabahattin Ali'yi anarken aşkın uzağında kalmak ne mümkün... Tam da bu noktada "İki Gözüm Ayşe" geliyor akla. Milliyet Gazetesi Haber Müdürü Doğan Akın ile Ayşe Sıtkı İlhan'ın imzasını taşıyan "İki Gözüm Ayşe", Sabahattin Ali'nin büyük tutkuyla bağlı olduğu Ayşe Sıtkı İlhan'a yazdığı mektuplardan oluşur. Kitabın diğer özelliği de sunuş yazısının tıpkı Sabahattin Ali gibi cinayete kurban giden Uğur Mumcu tarafından yazılmış olması.. Uğur Mumcu, bu sunuş yazısında Sabahattin Ali'nin mektuplarının arka planından ve okuyanda uyandıracağı duygulardan söz eder. Yazının başlığı "Yeşil Mürekkepli Mektuplar"dır... Mektuplar, sadece duygusuyla, coşkusuyla, tutkusuyla değil, aynı zamanda mürekkebiyle de yazarını ele verir. Ancak her şey gibi, mürekkep de biter... "Ayşe, kalemimdeki yeşil mürekkep bitmek üzere. Pertev'e gidip almasını söyledim, hiçbir yerde bulamamış ve mor mürekkep almış. Yani bundan sonra bu çok sevdiğim renkle yazamayacağım..."Sabahattin Ali, bu mektupları 1930'ların ilk yarısında, kimisini cezaevinden kimisini 'dışarıda'rdan yazmış... "Ömrümde yıllar kadar yâr sevdim / Her biri bir başkasının eşidir" dizelerinden söz eder Uğur Mumcu ve ekler: "Ayşe, bu sevgililerden biridir." İKİ GÖZÜM AYŞE... Sabahattin Ali'nin Ayşe Sıtkı İlhan'a aşkı mektuplarda kalır. Sabahattin Ali, 1935 yılında Aliye Ali ile evlenir. 1930- 35 yılları arasında Sabahattin Ali'ye yakın isimler arasında olan Ayşe Sıtkı İlhan, tarih öğretmenidir. Yazar, İlhan'a sadece mektuplar yazmamış, yanı sıra bazı şiirler, çeviriler ve öyküler de göndermiştir. Bu nedenle Ayşe Sıtkı İlhan'ın Sabahattin Ali mektupları özellikle anlamlı. Sabahattin Ali ve Ayşe Sıtkı İlhan 1936 yılına kadar mektuplaşmayı sürdürürler. Mektuplar, Ayşe Sıtkı İlhan'ın 1937 yılında bir hukukçuyla evlenmesinin ardından kesilir. Mektuplar, İlhan'ın 15 yıl süren evliliği süresince gizli kalır. Ayşe Sıtkı İlhan, mektupları bu süre boyunca yakın arkadaşı Talia Hanım'ın babası Rauf Yekta Bey'in Beylerbeyi'ndeki konağında saklatır. İlhan, mektupların zorunlu yolculuğu için "Sabahattin Ali'nin son mahpusluğu" der... 70'e yakın mektup yazmıştır Sabahattin Ali... İki çeviri, 11 şiir içeren mektupların hepsi de eski Türkçeyle kaleme alınır. "Allaha emanet ol iki gözüm" diye bitirdiği mektuplarında zaman zaman dostlarına selamlar yollar, zaman zaman gecikmeli yanıtı için Ayşe Sıtkı İlhan'a inceden inceye sitem eder Sabahattin Ali... "Bana çabuk cevap vermenin çaresi seni bekletmemek ise, işte mektubunu aldığım gün cevabını da yazıyorum," der tarihsiz bir mektubunda. Bir diğerinde de ayrılığın nasıl da zor geldiğini anlatır: "Senden ayrılalı bir saat bile olmadı Ayşe, bu kadar kötü olduğum, yaşamaktan bu kadar bıktığım bir gecem daha yoktur. Niçin ölmemeli Ayşe; niçin hayat dedikleri bu korkulu rüyayı görmekte bu kadar ısrar etmeli?" SON MAHPUSLUĞU Maalesef büyük yazarın 100. yaşını, ölümünün üzerinden yarım asırdan fazla zaman geçtikten sonra kutluyoruz. Ölümü, yaşamından uzun. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 26 Şubat saat 14.30'da Prof. Ramazan Korkmaz (Fırat Üniversitesi), Doç. Yakup Çelik (Başkent Üniversitesi) ve Doç. Ayşegül İslam'ın (Başkent Üniversitesi) katılımıyla Milli Kütüphane'de bir etkinlik düzenliyor. İstanbul'da da Fransız Kültür Merkezi & NotosÖykü işbirliğiyle 14 Şubat saat 19.00'da Fransız Kültür Merkezi'nde Sabahattin Ali'nin 'sevgilileri'ni bir araya geliyor. Bu buluşmada Tahsin Yücel, Sabahattin Ali'yi anlatacak. Bugün bir mezarı bile yok. Ölümü, kamuoyuna aylar sonra açıklandı ve ölüsü teşhis edilemedi(!). Yapabilseydi eğer, kendi ölümünü de belgelerdi Sabahattin Ali. Yanından hiç ayırmadığı fotoğraf makinesi gibi kullandığı yeşil mürekkepli kalemiyle yapardı bunu, kesin. En az öykülerindeki kadar gerçek bir fotoğraf olurdu bu. Arkasından haince yediği darbeyi, tıpkı öykülerindeki gibi ironik ve fakat insanı, insan olanı anlamaya çalışarak anlatırdı. Tabiat emretmeseydi Sabahattin Ali, ölümünü de yazmasını bilirdi... ÖLÜMÜNÜ DE YAZARDI Sabahattin Ali, pek çoğu kitaplaşmamış, bir kısmı hiç yayımlanmamış yaklaşık 70 tane şiir yazar. Edebiyat ortamına ilk kez şiirleri ve bir şiir kitabıyla adım atsa da öykülerine bağlılığı aşikâr. Ancak, buna rağmen yazarı öykülerinden çok şiirleriyle tanıyan bir kitle var ki, bu kitlenin tamamının edebiyat okuru olduğunu söylemek de pek mümkün değil. Çünkü Sabahattin Ali, ilginç bir şekilde anonimleşmiş şiirlerin yaratıcısı. Halk arasında "Aldırma gönül, aldırma" olarak bilinen, şarkı olan ve Edip Akbayram tarafından seslendirilen şiir, esasında Sabahattin Ali'nin 1932 ve 33 yılları arasında yazdığı ve beş bölümden oluşan "Hapishane Şarkı"larının beşincisi. Ahmet Kaya da "Hapishane Şarkısı III"ü seslendirmişti. Her iki şiir de geniş bir kesim tarafından bilinir, söylenir ancak şiirin sahibini bilenler de o kadar çok mu, şüpheli. Peki ya Zülfü Livaneli'den dinlediğimiz "Leylim Ley"... Sezen Aksu ve Ferhat Tunç'un seslendirdiği "Dağlar"...Sabahattin Ali'nin ilk kitabı olan "Dağlar ve Rüzgâr", 1931 - 34 tarihleri arasında yazdığı şiirlerden oluşur; ancak Sabahattin Ali'nin kimi sadece dergilerde yayımlanmış, kimi ise hiç yayımlanmamış şiirleri de vardır. Asım Bezirci, sadece dergilerde yayımlanmış ve unutulmuş 23 şiirden söz ediyor. Bir de 1926-29 tarihleri arasında yazılmış şiirler var, bunların sayısı yine Bezirci'nin verdiği bilgilere göre 22. Dokuzu hiçbir yerde yayımlanmamış. Kalan diğer şiirler ise kimi dergilerde çıkmış. Sabahattin Ali, bu en erken dönemine ait şiirleri kitap biçiminde düzenlenmiş bir deftere kaydetmiş... Belki şiirlerinin şarkı yapıldığını görür, kahkahalarla güler ya da hislenerek eşlik ederdi şarkılara. Ama tabiat emretti ve o... ANONİM ŞİİRLERİN YARATICISI Göklerde kartal gibiydim,Kanatlarımdan vuruldum; Mor çiçekli dal gibiydim, Bahar vaktinde kırıldım.Yâr olmadı bana devir, Her günüm bir başka zehir; Hapishanelerde demirParmaklıklara sarıldım.Coşkundum pınarlar gibi, Sarhoştum rüzgârlar gibi;İhtiyar çınarlar gibiBir gün içinde devrildim. Ekmeğim bahtımdan katı, Bahtım düşmanımdan kötü; Böyle kepaze hayatıSürüklemekten yoruldum.Kimseye soramadığım, Doyunca saramadığım,Görmesem duramadığımNazlı yârimden ayrıldım. HAPİSHANE ŞARKISI 1 Başın öne eğilmesin Aldırma gönül aldırma Ağladığın duyulmasın Aldırma gönül aldırma Dışarda deli dalgalar Gelip duvarları yalar Seni bu sesler oyalar Aldırma gönül aldırma Görmesen bile denizi Yukarıya çevir gözü Deniz gibidir gökyüzü Aldırma gönül aldırmaDertlerin kalkınca şaha Bir sitem yolla Allah'a Görecek günler var daha Aldırma gönül aldırma Kurşun ata ata biter Yollar gide gide biter Ceza yata yata biter Aldırma gönül aldırma HAPİSHANE ŞARKISI 5 Ocak 1973-Şubat 1975 yılları arasında İstanbul'da yayımlanan aylık sanat ve siyaset dergisi Yeni Adımlar tarafından düzenlenen Sabahattin Ali Yarışması, ilk ödülünü 1974'te verir. Bu ödülü Mehmet Başaran, Ahmet Say ve Zehra Tunç paylaşırlar. 75'te Duran Yılmaz birincilik ödülüne, Celal Özcan ise ikincilik ödülüne değer bulunur. Yarışmaya 1981'e kadar ara verilir. 81'de İzzet Yasar; 83'te Sulhi Dölek ve 84'te Ahmet Önel ödülü alır. 1985'te, tıpkı 82'de olduğu gibi, ödüle değer bir yapıt bulunamadığı belirtilir. Sabahattin Ali Hikâye Yarışması, kimbilir, belki de Sabahattin Ali'nin sözünü ettiği 'eser buhranı' nedeniyle sürekli kılınamaz. Ve kimbilir belki de usta öykücünün 100. doğum yıldönümü bahane edilip yeniden hayata geçirilir Sabahattin Ali Hikaye Yarışması. Belki de bitmiştir o buhran. Belki de çok sevinecektir Sabahattin Ali. SABAHATTİN ALİ HİKÂYE YARIŞMASI YENİDEN BAŞLATILAMAZ MI? "Kuyucaklı Yusuf" "İçimizdeki Şeytan" "Kürk Mantolu Madonna" "Markopaşa Yazıları ve Ötekiler" "Bütün Şiirleri" "Çakıcı'nın İlk Kurşunu" "Değirmen" "Yeni Dünya" "Sırça Köşk" "Kağnı / Ses / Esirler" "Bütün Romanları" "Öyküler, Şiirler ve Oyun" "Mahkemelerde" Sabahattin Ali Kitaplığı "Filiz Hiç Üzülmesin", Filiz Ali, Sel Yayıncılık "Sabahattin Ali", Asım Bezirci, Çınar Yayınları "Sabahattin Ali", Derleyen: Muzaffer Uyguner, Bilgi Yayınevi "İki Gözüm Ayşe", Ayşe Sıtkı İlhan & Doğan Akın, Bilgi Yayınevi "Sabahattin Ali", Doğan Cücenoğlu, Mitos Boyut Yayınları "Başın Öne Eğilmesin", Hıfzı Topuz, Remzi Kitabevi Yayınları Hakkında Yazılanlar

Aromaterapinin faydaları nelerdir?Aromaterapi ruh sağlığına iyi geliyor mu? Ofis ortamında hangi uçucu yağlar kullanılabilir? Alerji sorunu olanlar hangi uçucu yağları kullanabilir? Aromaterapist Aslı San Bilgin aromaterapinin faydaları hakkında bilgiler verdi.

Tulum Sezonu

Tulum Sezonu
Astroloji
KOÇ
BOĞA
İKİZLER
YENGEÇ
ASLAN
BAŞAK
TERAZİ
YAY
OĞLAK
KOVA
Bugün

Ev hayatınız ile ilgili değişiklikler gündeminizi etkileyebilir. Evde olası kazalara karşı temkinli olmanızda fayda var. Sabah saatlerinde ilişkiler daha akıcı. Keyifli olaylar yaşayabilirsiniz. Güven aradığınız durumlar oluşabilir, iç sesinizi dinleyerek doğru sonuçlara ulaşabilirsiniz. Babanızla ilgili konular gündeme gelebilir, ihmal etmemeye çalışın.Devamını Oku

Devamını Oku
Bugün

Yakın çevrenizle ilgili dalgalanmalar gündeminizi etkileyebilir. İş hayatınızda iletişim içinde olacağınız hareketli bir gündesiniz. Kulağınıza dedikodular gelebilir. Ticari konularla ilgileneceğiniz zamanlar var. Sabah saatlerinde size keyif veren şeyler için harcama yapabilirsiniz. Akşama doğru biraz gerginlik artabilir, dikkatli olun.Devamını Oku

Devamını Oku
Bugün

Maddi kaynaklarınızla ilgili gelişmeler olabilir. Hesaplarınızı gözden geçirip, yeni bir finansal yapılanma içine girebilirsiniz. Sabah saatlerinde akıcı temalar söz konusu. İlişkiler içinde rahat zamanlar var. İş hayatınızda başkalarından alacağınız destekler sizi rahatlatacaktır. Akşam saatlerinde ise kendinizi tedirgin hissedebilirsiniz.Devamını Oku

Devamını Oku
Bugün

Yeni başlangıçlar yapmak için yaratıcılığınızı kullanmak isteyeceğiniz bir gündesiniz. Kişisel açıdan önem verdiğiniz şeyler gündeminizi etkileyebilir. Beslenmenize özen göstermeniz gereken zamanlar olabilir. Sabah saatlerinde güzel şeyler için harcama yapabilirsiniz. Ailenizle keyifli zamanlar geçirmek isteyebilirsiniz.Devamını Oku

Devamını Oku
Bugün

Elinizde olmayan nedenlerle başınıza gelecek olaylar gündeminizi etkileyebilir. Yaşayacağınız kayıpların ardından, içsel süreçlerin içine girebilirsiniz. Kontrolünüzü kaybetmemeye özen göstermelisiniz. Sabah saatlerinde ilişkilerinizle ilgili konular daha fazla gündeminizi etkileyebilir. Harcamalarınıza özen göstermenizde fayda var.Devamını Oku

Devamını Oku
Bugün

Sosyal gruplarınızdaki konularınız gündeminizi etkileyebilir. Geleceğinizle ile ilgili beklentileriniz hakkında farklı konular gündeme gelebilir. İş hayatınızda başkalarından destek alabileceğiniz zamanlar var. Sabah saatlerinde kendinizi keyifli ve şanslı hissedebilirsiniz.  Akşama doğru yapacağınız planlarda değişiklikler olabilir.Devamını Oku

Devamını Oku
Bugün

İş hayatınızdaki değişiklikler gündeminizi etkileyebilir. Sabah saatlerinde işleriniz daha akıcı şekilde ilerleyebilir. Hedeflediğiniz konular hakkında işlerinizi tamamlayabilirsiniz. Üstlerinizle ilgili konuları gündeme gelebilir. Akşam saatlerinde kendinizi tedirgin hissedebilirsiniz. İlgilendiğiniz konular yorucu hale gelebilir.Devamını Oku

Devamını Oku
Bugün

Duygusal yönden bağlayıcı koşullar gündeminizi oluşturabilir. Ortaklı para konularına karşı daha hassas olmanız gereken zamanlar olabilir. Bugün ertelediğiniz banka işlerinizle ilgilenebilirsiniz. Gün içinde işlerinizi bitirmeye çalışmalısınız. Akşam saatlerinde ilişkilerde sıkışmalar yaşanabilir. Kendinizi tedirgin ve yorgun hissedebilirsiniz.Devamını Oku

Devamını Oku
Bugün

Eşinizle ilgili konular gündeminizi etkileyebilir. Sabah saatlerinde ilişkiler açısından daha rahat temalar söz konusu. Genel olarak şanslı bir gündesiniz. İlişkilerde denge ve uyum arayışında olabilirsiniz. Anlaşmalar içinde olabilirsiniz. Akşama doğru gerginlikler artabilir. Baskı altında karar vermeye çalıştığınızı hissedebilirsiniz.Devamını Oku

Devamını Oku
Bugün

Çalışma hayatında birlikte çalıştığınız arkadaşlarınızla ilgili konular gündeminizi etkileyebilir. İşinizle ilgili sorumluluklarınızda değişiklikler yaşayabilirsiniz. Başkalarından destek alacağınız zamanlarda olabilir. Sağlığınıza özen göstermenizde fayda var. Akşam saatlerin de yaptığınız planlarda değişikliler olabilir.Devamını Oku

Devamını Oku
Hafta Hafta Gebelik

Gebeliğinizin kaçıncı haftasındasınız?

Günün Yazıları

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber