Bir şeylerin elimden kayıp gittiğinin farkındaydım. Engel olmak yerine daha da hırçınlaşan bir çocuk gibiydim. Kendimi durdurmam gerekiyordu ancak duramıyordum. Sanki bir yokuştan aşağı doğru koşuyordum ve durursam ya dizlerim taşımayacak ya da yuvarlanıp nereye kadar gittiğimi bilemeyecektim.

Her şey başlarda mükemmeldi. Özellikle karşılaştığımız an boynumun karıncalandığını, boğazımın kuruduğu günü hatırlıyorum. Şimdi ise yanımda uyuyan adamın horlmasını duydukça beynim karıncalanıyordu. Yabancı bir adam yanıma öylece bırakılmış gibiydi. Yavaşça yataktan doğruldum. Parmak uçlarıma basarak salona doğru ilerledim. Tekli koltuğun üzerine oturdum dizlerimi karnıma çekip ağlamaya başladım.

Eşimin telefonunda gördüğüm mesajların ardı arkası kesilmiyordu. İşin kötüsü ben felç geçirmiş gibiydim. Ne bu kadınlar kim diye sorabiliyor ne de konuşabiliyor ne de bağırabiliyordum bu adama. İçimde ''Ama bu hakıszlık, haksızlık'' diye çığlık atan kadının sesi vardı bir tek. Beni harekete geçirecek gücü bulmaya çalışıyordum. İşin kötüsü bunu nasıl yapacağımı da bilmiyordum. Ne kadar süre öyle kaldım bilmiyorum. Gözlerim karanlıkta bir noktaya dikildi.

Küçüklüğümdeki anılar gözümde canlandı. Babam annemi alenen aldatırdı ve annem bağırır çağırır yine de terk etmezdi. Ben küçükken asla annem gibi olmayacağım derdim. Nasıl oldu da bu hale geldim.

Sabah uyandığımda saatin epey geç olduğunu fark ettim. Tutulan boynumu sıvazlayarak tuvalete yöneldim. Aynaya baktım. Tam o sırada Ceren'in bahsettiği psikolog aklıma geldi. Adını hatırlamaya çalıştım hemen ardından instagrama girdim kısa bir kararsızlık ardından bu düğümü artık çözmem gerektiğini bildiğim için iletişim numarasından aradım ve randevu ayarladım.

İlk seans ne anlatacağım neresinden başlayacağım diye düşünürken odadan çıkmadan yarım kutu selpak bitirdiğimi ve kendi sesimden ufak sorularla bu kadar şey duyacağımı hiç tahmin etmemiş olduğumu fark ettim.

Terapiler devam ettikçe canım önceleri çok yandı. Çocukluğumdaki anılar aklıma geliyordu. Rüyalarım artmaya başlamıştı. Bunları yorumluyorduk terapistimle. Sadece eşimle değil tüm ilişkilerde haksızlığa uğradığımda nasıl sessizleştiğimi gördükçe şaşkınlığa uğruyordum. Sesimin tek çıkabildiği yerin bu oda olması da bana acı veriyordu ancak terapistim bunun olmasının normal olduğunu söylüyordu.

Günler geçti. İçimdeki yolculukta hep beni aldatacak kişiler seçtiğimi ve belki de beni aldatmaları için onları yok saydığımı, neredeyse görünmez olduğum döngüsü çıktı ortaya. ve içimdeki çocuk halimle annemin babama aldat, aldatmaya devam et böyle diye bağırırken, benim yetişkin halimle karşımdakilere sessizce aldat-ma derken aslında beni aldat demiş olduğumu gördüm. Çünkü ben başka türlü bir ilişki bilmiyordum. Bir gün eşimi karşıma alıp konuştum onu suçlamadan. Önce şaşırdı sonra o ağladı ben ağladım. Meğerse onun da çocukluğu ebeveynlerinin aldatmalarıyla geçmiş. Bir süre o da gitti terapiste.

Bu öyküyü yazma nedenim; eğer ortada bir aldatma varsa çok yüksek ihtimal, çocukluğa dair bir travma yaşamış olabilirsiniz, bu travmaları terapi eşliğinde özgür bırakmanız çok mümkün. Hayat ne geçmişin yükünü taşımanızı gerektirecek, ne de geleceğinizi zehir etmenize yetecek kadar uzun değil.

Siz de aldatılmışsanız, (kadın- erkek) bana hikayelerinizi gönderebilrisiniz, belki bir çözümü vardır ne dersiniz?

E-Mail: pelinhazer@gmail.com

İg: Klinikpsikolog.pelinhazer