Yalnız kaldıysan
Kalkıp pencerenden bir bak
Güneş açmış mı?
Yağmur düşmüş mü?
Dön bak dünyaya

Herkes gitmişse
Sakince arkana dön bir bak
Dostun kalmış mı?
Aşkın solmuş mu?
Dön bak dünyaya
Dön bak dünyaya

Yalnız kaldıysan
Kalkıp pencerenden bir bak
Güneş açmış mı?
Yağmur düşmüş mü?
Dön bak dünyaya

Bir sonbahar kadar yalnız
Bir kış kadar savunmasız
Ya da ilkbaharsan
Yolun başındaysan

Bir sonbahar kadar yalnız
Bir kış kadar savunmasız
Ya da ilkbaharsan
Yolun başındaysan

Asla vazgeçme!
Kalkıp da pencerenden bir bak
Güneş açmış mı?
Yağmur düşmüş mü?
Dön bak dünyaya

Bu şarkıyı dinledin mi? Pinhani grubundan, ben akustik versiyonunu Zeynep Bastık’ın youtube kanalından dinlemeyi de çok seviyorum. Çok yakın bir arkadaş gibi, şefkatle uzanan bir el gibi…

Duyguları hesaplamaya engel olan şey, diğer cesurca davranışlarla bağlantı kurmaya engel olan şeydir: korku. Zorlu duygular hissetmek hoşumuza gitmez ve insanların ne düşüneceğinden endişeleniriz. Rahatsızlığı ve kırılganlığı ne yapacağımızı bilemeyiz. Duygular insana kendisini feci hissettirebilir, hatta fiziksel olarak bunaltıcı olabilirler. Duyguları tanımadan ve onlara karşı merak duymadan kendimiz, ilişkilerimiz ya da dünya hakkında pek bir şey öğrenebileceğimizi düşünmüyorum diyor Dr. Brene Brown Kuvvetle Ayağa Kalkmak isimli dilimize son çevrilen kitabında.

Sanırım konu hikayemiz. Ve hikayemize sahip çıkmak yapabileceğimiz en cesurca şey. Şarkıdaki gibi bir sonbahar kadar yalnız, bir kış kadar savunmasız ya da ilkbaharsan yolun başındaysan işte tam da oradan sahip çıkabilmek… evet cesaretten çok daha fazlası gerek. Gerçekten hiç hayatına bir romanmış ve sen de bir roman kahramanıymışsın gibi baktın mı? Amacın mutlu son yazmak olmasın ama çünkü bir hedef olarak görmekten vazgeçip mutluluğun peşini bırakmak, mutluluğun kendiliğinden ortaya çıkmasının yolunu açabilir. Gördün mü bak kahramanımız şimdi de sadece yaşamak için yaşamayı deneyimleyecek gibi…

Zihnimiz sürekli olarak yolculuğumuzun sonunda bizi bekleyebilecek olan ödüllerle veya tehlikelerle meşgul sanki. Büyük bir çoğunluk o haftayı sağlıklı beslenerek geçirmesiyle mutlu olmak yerine tartıda gördüğü rakamla mutlu olmayı tercih ediyor, bir anne çalışmanın sonunda öğretmenden elinde bir sihirli değnek varmışçasına değişim görmek istiyor, bir partner ilk hatada o güne kadar ki her şeyi verdiği emek olarak yorumluyor, ergenlik dönemindeki bir genç sosyal medyada beğeni alamıyorsa hayatı beğendikleri gibi değilse mutlu olmuyor.

Evet itiraf etmeliyim ki çok isterdim şuraya havalı bir başlık atıp kek tarifi verir gibi mutluluğun reçetesini yazmayı. Fakat şundan eminim ki her insan biriciktir. Sen biriciksin, senin hikayen de biricik. Çocuklarla zaman geçirmeyi neden bu kadar çok sevdiğimi sıklıkla soruyorum kendime. Çok şey öğreniyorum onlardan. Çok meraklı, çok açık, çok samimi ve çok cesurlar. En son ne zaman canın yandığında canım yanıyor dedin? En son ne zaman sevdiğin birini özlediğini ağlayarak ifade edebildin? En son ne zaman yüksek sesle burada olmak istemiyorum dedin? En son ne zaman elimi tut yalnız kalmak istemiyorum dedin? Çocuklar bunları yüksek sesle söyleyebiliyorlar, o kadar anı yaşıyorlar ve o kadar duygularına sahip çıkıyorlar ki. Sanırım yetişkin romanlarındansa çocuk masalları bu yüzden içimizi ısıtıyor. Her zaman mutlu son olmasa da hep bir şeyler öğreniyoruz değil mi?

Sevgiyle..

Psk.Dan.Gizem KOLÇAK

@pskdangizemkolcak

@gizemkolcak