Büyük transitler nasıl çalışır?

Değişim kapıyı çaldığında nasıl bir tavır sergilediğimiz mutluluğumuzu yakından belirler

Farkındalığımızın aşama kaydettiği zamanlarda bilinçaltımızın bizi nasıl güçlü şekilde bağladığını, yönlendirdiğini daha kolay görebiliriz. Bilinçaltımız her zaman arka planda devrededir. Çoğu zaman büyük değişiklikler kapımıza geldiğinde bilinçaltımızın bize yaptığı oyunları farketmemiz an meselesi olur. Özellikle yavaş hareket eden Uranüs, Neptün, Pluton hatta Kiron’un dikkat çekici transitlerinde bir bakıma bilincimizin eşiği kırılır ve içeriye ışık girmeye başlar. Bu gezegenler geri dönüşü olmayan dönüşümler ve dengesizlikler yaratabilirler. Kuşkusuz bu gezegenlerin transitlerini yaşarken, önce göz ardı eder, görmezden gelir, daha sonra kabullenme sürecine gireriz.

Pluton transitinin getirdiği değişim derin, kimi zaman korkutucu, tehdit edici ve içimizdeki gücü açığa çıkarıcı yönde olur. Bu transit ölüme ve yeniden doğuma işaret eder. Bu süreçler acımasız ve katlanılması güç travmalar getirebilir ancak hayatımızın belirli dönemlerinde ruhsal hayatımızın böyle derin dönüşümlere sahne olduğunu görürüz. Neptün ise uyuşturarak, katı kalıpları eriterek, adeta egomuzu tamamen kuşatıp irademizi etkisiz hale getirerek, adeta bir acı giderici merhem gibi çalıştığını görürüz. Neptün transitlerinde, özellikle haritamızın eksenlerine (Asc/MC) ya da ışıklara gelen transitlerinde kendimizi adeta büyük bir okyanusun ortasında küreksiz bir kayığın içinde, kayıp hissedebiliriz. Neptün bir bakıma içimize boşaltır. Uranüs ise çoğu zaman aniden uyandırarak, bizi şoka soakarak değişimin yollarını açar. Uranüs transitinde yapamayacağımız şeyleri yapabilir, bizi özgürleştiren deneyimlere sanki koşa koşa gideriz. Eğer yenilenmeyi reddediyor isek, bu kez Uranüs daha sert ve zorlayıcı olmaya başlar. Kiron’un 50 yıllık şifalanma sürecinde de, farkında olmadığımız, bilinçaltımızda yerleşmiş olan kabullenmeleri, zaman içinde geliştirdiğimiz kalıpları aşma ve bireyselleşme yolunda önemli farkındalıklar ortaya çıkar.

Nasıl bir direniş içindeyiz?

Hayat sürekli bir değişim ve değişime uyum gösterme dersleri getirirken, bilinçaltımız farklı direniş biçimleri gösterir. Bunların en başta geleni yansıtma yani projeksiyondur. Kendimizde kabul edemediğimiz bir durumu, bir duygu ya da sonucu, öncelikle karşımızdakine yansıtmaya çalışır ve bunu reddetme yoluna gidebiliriz. Özellikle haritasında sabit niteliğin (Boğa, Aslan, Akrep ve Saka) güçlü olduğu kişilerde sıklıkla bu tür bir reddediş ve direniş söz konusudur. Fantezi dünyasına kaçmak, yüzleşmek istememek başka bir kaçış yoludur. Değişken niteliği (İkizler, Başak, Yay ve Balık) güçlü kişilerde bu tür senaryolar üretmek daha sık olur. Sonuçlarla yüzleşmektense, göz ardı ederek, kendine zihinsel bir kalkan yaratmak çabası dikkat çeker. Kimi zaman bu kaçış süreci bedensel ve zihinsel hastalıklara ya da sürekli bir endişe durumuna yol açar.

Kimileri ise daha farklı, pasif-agresif tutum diyebileceğimiz savunma mekanizmaları geliştirir. Bu da çoğu zaman değişken burçların tavırları arasındadır. Özellikle Başak-Balık ekseninde veya Terazi’nin öne çıktığı haritalarda, yüzleşmekten kaçınılan durumlarda sorunları erteleme çok sık görülür. Öncü burçlar ise (Koç, Yengeç, Terazi ve Oğlak) daha yıkıcı, sert ve impulsif bir reddediş gösterebilirler. Kendine ya da çevreye zarar, öfkenin kontrolsüzce dışa vurumu, tolerans gösterememek haritamızda Koç burcunun olduğu ev ya da Mars’ın konumu ile ilgilidir. Mars, sorunlarımıza çözüm bulmak ve harekete geçmekle yakından ilişkili olduğu için, kendimizi engellenmiş ya da depresif hissettiğimiz konuları anlamamız için çok önemli bir astrolojik göstergedir.