Utancın Doğuşu

Yazıma başlamadan önce belirtmeliyim ki bahsedeceğimiz utanç insan fıtratından ileri gelen, doğal bir utanç değildir. Bahsedeceğimiz utanç, kişinin ilerlemesinin önüne geçen, yaşamını zorlaştıran ve bir şekilde kendini gerçekleştirmesini engelleyen suçlulukla harmanlanmış bir utançtır. Bu utancın temeli bebekliğin erken dönemlerine kadar uzanır. Bebek kendini anneden ayrı olarak görmeye başladığı dönemde yeni yeni dünyayı keşfetmeye başlar. Keşfedeceği ilk dünya, annenin yüzüdür. Bebek annenin (bakım verenin) gözlerinde gördüğü ile kendilik tasarımını oluşturur. Eğer o gözler hayranlıkla bakıyorsa bebeğin kendilik tasarımı hayran duyulacak şekilde tasarlanır. Her anne bir nevi kafasındaki çocuğu inşaa eder, çocukta annenin kafasındaki çocuğa göre potansiyellerini şekillendirir ve geliştirir. Çocuk 1-3 yaş aralığında keşif yolculuğuna devam eder. Bu dönemde bebek büyük bir iştahla dünyaya saldırır, her şeyi keşfetmek, öğrenmek ister. Ama aynı zamanda da annesinin dizleri dibinde olmak ister. İşte bu durum ilk ikircikli duyguları ortaya çıkarır. Gitmek ve keşfetmek mi? Kalmak ve annenin sevgisini almak mı?

Bebek için annenin libidinal enerjisi (sevgisi) hava su kadar önemlidir. Eğer bu süreçte anne, bebeğin ayrılma ve keşfetme sürecini baltalar, gitmesini engeller, her uzaklaştığında kaygılı gözlerle bakarsa çocuk keşfetmekten vazgeçip hemen annenin eteklerine döner. Çünkü önemli olan hayatta kalmaktır. Çocuk keşfetme arzusuyla anneden ilk ayrılışında çok az bir süre sonra hemen geri dönerek annenin varlığında güven bulur, tabiri caizse deposunu doldurur ve tekrar keşfe çıkar. Çocuk keşif sırasında ara sıra dönüp annenin varlığından, gözlerinde gördüklerinden emin olmak ister. Eğer annenin gözlerinde kızmış, kaygılanmış, onaylamayan bir ifade varsa çocuğun keşif merakı, yerini derin bir utanca ve suçluluğa bırakır. Artık keşif onun için eğlenceli bir durum değil, ızdırap ve acı dolu bir deneyim haline gelir. Çocuk gerçek kendiliğini feda ederek, keşif merakından vazgeçerek anneyi memnun etme çabasına girer. Çocuğun keşif döneminde bu şekilde engellenmesi onu ‘uslu bir çocuk’ haline getirir. Kültürümüzdeki ‘uslu çocuk’ kavramı aslında keşiften vazgeçmiş çocuk anlamına gelmektedir. Yine kültürümüzde ‘yaramaz çocuk zeki olur’ sözünü de bu açıdan değerlendirirsek, keşfetmesine izin verilmiş, desteklenmiş çocuk ilerleyen dönemde kendiliğini gerçekleştirecektir. Kendiliğin inşaası annenin gözlerinde gerçekleşir ve bebeğin beyninde bu gözlerde gördükleri referans alınarak nöronal yolaklar oluşur. Çocuk desteklenmiş ve yüreklendirilmişse ileriki dönemde rahat, güvende ve hak etmişlik duygusu ile yaşar. Tam tersi bir durumda ise çocuğun içinde derin bir utanç duygusu köklenir. İleriki yaşamında bu utanç her yeni adımında kendini hissettirir.