Kaç İlişki Yaşarsak Doğru İnsanı Buluruz?

Haberin Devamı

Insan, ilk ilişki modelini ailesiyle kurar. Kurduğu bu sistem ile aile dışındaki insanlarla temas kurdukça onlarla da kurmaya çalışır. Sistem kiminle tutuyorsa, onunla sürdürür. Şayet aile ile kurulan sistem, hatalı ise bir çok ilişki deneyimi gerekebilir. Şayet ilişki sistemi sağlıklı ise (Kabul görme, değer görme,kendini fade edebilme, saygı-sevgi görme) bunu kendisine yaşatanı bulur ve onunla devam eder. Uymayanla başlamaz, uymuş gibi zannedip başlasa bile iç değerlilik nedeniyle bitirmesini de bilir.

Bu açıklamaya kadar olan kısımda sorun teşkil eden; ne istediğini bilmemek ya da nasıl yürüteceğini bilmeyenler ile ilgilidir. Çoğu insan bu sorunların cevaplarını kendilerinde değil, ilişkilerde arar. Böyle olunca da deneyimleme süreci sık ve sürekli hale gelebilir. Bunun bedeli ise acı, ayrılık, yıpranma ve güvensizlik olur.

Peki kaç ilişki yaşarsak kendimizi buluruz?

Bunun bir sayısal karşılığından çok ilişkiden çıkardığımız anlama bakmamız gerek.

Bu anlamı görebilmek için ise biten ilişkiyi otopsinini yapabilmek.

Biten ilişkinin otopsisini yapabilmek için ise, bir süre kalbi ve bedeni nadasa tabi tutabilmek..

Yani;

Birini seç, ilişki yaşa, ayrıl, bir taziye süresi ve otopsi için kendine süre tanı. Biten ilişkini analiz et. Güçlen, farkındalığını gör. Sonra yeni bir tercih için adım at. Bu süreç ortalama 12-18 ay kadar bir süre demektir.

Lakin bizde yüceltilen “çivi çiviyi söker” argümanı nedeniyle ilişkimiz biter bitmez yenisiyle eskisinin acısını gidermeye çalışır sonrasında tekrar ayrılık ile de iki kat acı yaşar, bir tecrübe de edinemeyiz.

Mesela, ilişkisinde parnterine bağımlı olan, onunla yapışık yaşamak isteyen birinin ayrılık süreci de sağlıksız geçecektir. Bu özelliği nedeniyle ayrılığı yok olma, boşlukta olma olarak algılayacak, yalnızlık korkusu ve kendine yetememe algısı nedeniyle ayrılık sürecinden kısa süre sonra yeni bir ilişkiye yelken açacaktır.

Bu küçük örnekte bile çıkarılacak deneyim şudur: benim önce kendime yetmeyi öğrenmem gerek. Birine bağımlı olarak yaşamımı da ilişkiyi de sürdürmem zor. Zaten onlar da beni sonsuz taşıyamazlar ve terk ederler. (ya da ben beslenemediğimde yeni bir kaynak bulduğumda ayrılırım).


Başa dönersek, yaşadığımız her ilişki bizi doğru kişi+ ilişkiye biraz daha yakınlaştıran deneyimlerdir. Yani adeta sınavda az çalıştığımız bir konudan çıkan soruya şıklardan giderek cevap bulmak gibi. (kendimiz ve aradığımız kişi ile ilgili) bilgimiz yeterli ise direkt bir şıkkı seçerken eksik bilgi ve deneyim bizi bir şıkta saplanıp kalmaya veya diğer şıkları tek tek denemeye sürükler.

Bu arada partneri veya ilişkiyi suçlayarak iyleşmek- fark etmek doğru bir yöntem değildir. Tercih bizimdir. Gelişmek istiyorsak, şıkları suçlamak yerine sorumluluğu alıp, “ben tercih ettim” odaklanmalıyız. Ayrıldığınız insanları suçlamak, size anlık iyi hissettirse de kalıcı anlamda yaşantıdan ders çıkarmayı sağlamaz.

Bu anlamda bakılırsa ayrılık kötü değildir. Aksine ,sağlıksız bir ilişkiden arınmaktır. Belki size belki de ona göre. Sonuçta bir kişinin bile mutsuz olması+ ayrılmak istemesi (iyileştirmek istemiyorsa) ayrılık için yeterli bir gerekçedir. Size göre yolun yarısı ona göre ise yolun sonudur.

İşte ayrılıkları, bazen işaretlenen şıkkın yanlış olduğuyla (her iki taraf için de) yüzleşmesi olarak görmek gerekir.

Ayrılıklardan gereken anlam çıkarılır, sağlam bir nokta konulursa, noktadan sonraki büyük harfle yazılır.

Gereken anlam ve farkındalık çıkarılmazsa, senaryomuz değişmez, sadece aktör ve aktristler değişir.

Serhat Yabancı

Yazar

İlişki/ Evlilik Danışmanı

www.serhatyabanci.com

www.twitter.com/serhatyabanci

www.facebook.com/serhatyabanci

www.instagram.com/serhatyabanci