İş yerindeki narsisistler

İş yerinde fikirlerinizi kabul ettirmekte size zorluk yaşatan yönetici, geri bildirim kabul etmeyen çalışanınız, sonuçların kötü olduğunu kanıtlamanıza rağmen bunu sahiplenmeyen yönetici, eleştirdiğinizde size düşman kesilen arkadaşınız, önünüzü kesmek için plan yapan meslektaşınız, ufacık bir eleştiriye dahi tahammül edemeyen ve arkanızdan konuşan çalışanınız, gerçeği nasıl olup da bir türlü kabul etmediğini anlayamadığınız tepe yöneticiniz, okulda çocuğunuzu taciz derecesinde ezmeye çalışan o çocuk, evde sesinizi bir türlü işittiremediğiniz eşiniz, fiziksel güzellik takıntısı olan kız arkadaşınız, sosyal medyada bıkmadan usanmadan sürekli kendi fotoğrafını yayınlayan diğerleri aslında narsisist olabilir mi?

Bu yazımda, şehirli hayatlarımızda ama özellikle iş yerlerimizde hızla yayılan narsisizme dikkat çekmek istedim, zira giderek artan bir dozda pek çok kurum bize başvurarak, tanımlayamadıkları bu durum veya kişilerle baş edebilmenin yollarını arıyor. Dünya çapında yürütülen araştırmalar ise narsisizmin neredeyse, hatta belki daha bile fazla, obezite kadar sık rastlanan bir hastalık olma yolunda ilerlediğini bizlere söylüyor.

Peki, bizi zorlayan ama bir türlü çözüm üretemediğimiz narsisist kişilerin özellikleri nelerdir?

Kendisinin çok yetkin, yetenekli ve hatta en iyiye layık olduğuna dair gerçek dışı bir inanca sahip olan narsisist kişi, özveri, alçakgönüllülük, tevazu, paylaşım gibi değerlerle hiç ilgilenmediği için; şayet yöneticiyse kötü bir takım lideri olur. Bu kişiler, istekleri gerçekleşmeyince veya başkaları tarafından zorlandıklarında önce inkar yoluna giderek, sonra agresifleşebilir ve hatta kimi zaman sözel veya fiziksel şiddete başvurabilirler.

Benim kişisel gözlemim ve yürüttüğümüz çalışmalardaki izlenimim, ülkemizde, narsisistik eğilimin kadınlarda güzellik ve estetikle; erkeklerde de daha çok beceriler, pozisyon ve güçle ilişkilendirildiği yönünde. Bunun başlıca sebebi ise kültürümüzde çocukların cinsiyetçi bir yaklaşımla yetiştirilme tarzı. Erkeklerin “arslan oğlum”, “paşa oğlum” gibi aşırı pohpohlanmaları; kızların da “güzel kızım” “cici kızım” “prenses kızım” gibi sıfatlarla anılmaları narsisistik eğilimi besliyor diyebiliriz.

Narsisistlerin duygusal yaşamları sığdır. Duygusal derinlikten yoksun, diğer insanlardaki karmaşık duygulanımları fark etmede başarısız olmanın yanı sıra kendi duyguları da çeşitlendirilmemiştir. Gerçek üzüntü ve acıyı hissetmekten kaçınan bu kişiler; iş hayatında ancak işten çıkarıldıklarında veya hayal kırıklığına uğradıklarında önce depresyona benzeyen tepkiler verseler de aslında yaşananın duyguların hakiki bir üzüntüden çok, intikam arzularıyla yüklü kızgınlık ve kin olduğu fark edilir.

Narsisistik kişi şayet yönetici ise, ekibindeki kişilere yönelik dikkat çekecek derecede bir empati yoksunluğu sergiler. İnsanların duygularına ve düşüncelerine empati göstermez. Gösterir gibi göründüğünde ise bunun ardındaki motivasyon da tanıdıktır: o kişinin minnettarlığını kazanarak onu kendi gereksinimleri doğrultusunda davranmaya teşvik etmek. Bazen de kendisinden üstün bir merci tarafından zorlanma oluştuğunda “–mış” gibi yapar, ama tabii bu tavrı inandırıcılıktan yoksundur.

Narsisistik kişi yalnız kişidir ve en büyük ihtiyacı, kendisinin sıradanlığıyla temas etmek, bu ona acı veriyorsa da bu acıyla yüzleşmektir. Bu kişiler, sıradan veya başarısız olduklarının inkarıyla yaşarlar, çünkü bunu fark etmek onlara derin bir hüzün verir. Zira, onlar çocukken tam tersine inandırılmışlardır. Sıradanlıkları, onlar için derin bir hüzün kaynağıdır. Sanıldığının aksine, bu kişiler, kendilerine aşırı güvenen değil, aksine özgüven problemi yaşayan kişilerdir.

Maalesef bu kişilerin, diğer insanlarla ilişkileri manipulatif ve sömürücü olabilir. Başkalarının üzerinden prim yapmayı kendilerine hak gören bu kişiler, şayet yöneticiyse çalışanlarını üzerler; çalışansa da iş arkadaşları onların bu huyundan mutsuz olurlar. Bu kişilerin diğer bir özelliği, fayda sağlayabilecekleri kişilere yaklaşmalarıdır; kendilerinin fayda sağlayamayacağını düşündükleri kişilerle sıcak bir ilişki içine girmezler. İnsanları değerli ve değersiz insanlar olarak sıfatlandırırlar.

Bu kişiler, ilk başta, çoğumuza sıcak ve çekici gelirler. Sosyal Psikolog Mitja D. Back ve meslektaşları tarafından gençlerle yürütülmüş bir araştırma, narsisistlerin ilk başta en çok sevilen ve tercih edilen kişiler olduklarını, ilişkinin ilerleyen aşamalarındaysa geçimsiz ve zor karakterler olarak tanımlandıklarını göstermiştir. Narsisistlerde gördüğümüz özgüvenli ve sıcak tavrın, gerçekle bir alakası yoktur. Bu aslında yetiştirilme tarzının sonucu oluşmuş bir ego şişmesidir. Gerçekteyse, içsel özgürlüğünü yitirmiş olan narsisistik kişi, spontan olmakta zorlanır, içinden geldiği gibi davranamaz. Gözden düşeceği veya başarısız olma endişesiyle ölçülü, kontrollü ve hesapçı davranır. İçindeki yaratıcı potansiyeli sürekli biçimde bastırdığı için başarıları ve tatminleri ona ancak geçici bir mutluluk verir.