"Jilet Gibi Bir Dudağa Kırk Dakikamızı Veriyoruz"

Jilet Gibi Bir Dudağa Kırk Dakikamızı Veriyoruz

Ünlülerin ve moda çekimlerinin en çok aranan make-up artist’lerinden Alp Kavasoğlu aynı zamanda ODTÜ’lü bir felsefeci ve sosyolog. Bu kadar yetenekli bir adamı bulmuşken lafı uzatmadan dosdoğru konuya girmekten kaçınmıyorum. Soracak çok şey var!

Alp, genç kızlar makyajı artık annelerinden öğrenmiyor galiba?

Aynen öyle, o devir kapandı. Genç kızlar artık blogger’larda ne görüyorlarsa onu yapıyorlar. Makyaj konusunda gayet netler.

Sosyal medya etkisi yani? Peki birine yakışan şey ötekine de yakışır mı?

Maalesef, son zamanlarda herkes birbirinin aynı şeyleri yapıyor, kontür yapma ve kaş kalınlaştırma, buna en yaygın iki örnek. Öyle pompalanıyor ki bu tarz örnekler, özellikle kontür işinde ipin ucu çok kaçıyor, pek çok kadın “daha fazla, daha fazla” derken, kendilerine hiç yakışmayan, güzelliklerini örten makyajlarla geziyorlar.

Yaşa göre makyaj var mı sahiden? Olmalı mı?

Elbette var. Her şeyden önce yaşa göre baz var. “Kırışık” dediğimiz şey çok oynak bir doku. Cildimiz, kırışmaya başladığında makyaj için tehlikeli olmaya başlıyor. İşte burada yapılan çok yaygın bir hata var, o da göz altlarına concealer, yani aydınlatıcı sürdükten sonra üstüne pudra uygulamamak. Concealer’ın dokusu yağlıdır. Gözlerimizi aydınlatsın diye sürdüğümüz bu ürün, pudrasız kalırsa kırışıklıklarımızın içine doluverir, ve işte orada bütün makyaj biter!

Oysa, makyajı sabitleyen en önemli üründür pudra, bizim için makyajın mucizesidir.

Göz çevresinde kırışıklıkları olan kadınlar ne yapmalı?

Her şeyden önce botoks yaptırsınlar! (Kahkahalar)

Jilet Gibi Bir Dudağa Kırk Dakikamızı Veriyoruz

Estetiğe nasıl bakıyorsun?

Çok sıcak bakıyorum. İnsanlar aynaya baktıklarında kendilerini mutsuz eden bir yer görüyorlarsa, elbette gidip estetik yaptırabilirler. Mutlu olmalı insan. Hayatta en önemli şey bu.

Modeller için de geçerli mi bu görüşün?

Modellerde iş biraz değişiyor açıkçası, estetik operasyonlar geçirmek kariyerleri için büyük bir risk haline gelebiliyor. Bir modelin burnu kötüdür, yaptırır, çok güzelleşir fakat bir de bakmışsın bütün kariyeri bitmiş. Artık çok güzel olabilirsin ama bütün havanı kaybetmiş olabilirsin. İnce bir çizgi var, dikkat etmek lazım.

Güzellik kavramı gittikçe değişiyor, dönüşüyor sanki?

Kesinlikle öyle. Artık dünyada doğal güzelliğe dönüş var. Uluslararası tasarımcıların defilelerine bak, bu çok açık ve net görülüyor. Artık insanlar doğal güzelliğin peşinde. Genel yargının çirkin kabul ettiği şeylerin de güzel olduğunu göstermeye çalışıyorlar. Mesela vitiligo hastası bir model var, Chantelle Brown-Young, derisinin yarısı siyah, yarısı beyaz, derisinde pigment kaybı var. Sırf insanların olumsuz tepkisi yüzünden zamanında okulunu yarım bırakmış, fakat şimdi bütün dünyayı peşinden koşturuyor. Böyle enteresan örnekler çok var artık, mesela artık dişlerin bozuksa, dünyanın en ünlü modeli olabilirsin.

Jilet Gibi Bir Dudağa Kırk Dakikamızı Veriyoruz

Bizde de bir değişiklik var mı?

Biz henüz o tarafa gelemedik diyebilirim. Hala estetik operasyonları abartıyoruz. Daha güzel olalım diye çok yanlış uygulamalar deniyoruz. Halbuki, dediğim gibi dünyada artık sen sadece yüzünle ve vücudunla değil, başka ne ile, başka hangi özelliğin, meziyetin ile başarılı olabiliyorsun, buna bakıyorlar. Hayatta neyi başardın, nasıl güçlü kaldın? Kozmetik markaları ve güzellik sektörü artık kadını güçlendirmeye, özgüven aşılamaya çalışıyor. İşler çok değişti.

Jilet Gibi Bir Dudağa Kırk Dakikamızı Veriyoruz

Biz Türkler çok mu makyaj yapıyoruz? Nedir bizim makyaj alışkanlıklarımız?

Biz, ortada bir yerdeyiz. Bir tarafımız Avrupalıyken bir tarafımız Doğulu. Orta Doğu’ya gittiğin zaman inanılmaz makyajlarla karşılaşıyorsun. Aşırı makyaj yapıyor kadınlar, makyajda her şey çok fazla. Avrupa ve Amerika’ya baktığındaysa her şey yumuşuyor ve çok doğal, gündelik makyajlar prim yapıyor. Biz, hem Avrupalı olmak istiyoruz, yani hem o doğallığı istiyoruz, ama aynı zamanda Akdenizli olduğumuz ve gözler bizde çok önemli olduğu için elimiz Arap makyajlarına da çok gidiyor.

Neden bizde gözler bu kadar önemli?

Türk kadını göz makyajını çok seviyor, dikkat edersen bizde dudak makyajı çok yoktur. Hep gözleri vurgularız.

Dudak makyajı da riskli bir şey, değil mi?

Nereye gittiğine de bağlı. Mesela ben gelin makyajında dudak yapmam. Neden, çünkü ben o dudağı muhteşem bir şekilde yapacağım fakat sen onbeş dakika sonra onunla öpüşeceksin, bununla öpüşeceksin, pasta yiyeceksin, güzelim dudaktan eser kalmayacak! Kaldı ki kırmızı ruj çok zordur. Bir kere mutlaka simetrik olacak! Ve ben henüz Türkiye’de simetrik kırmızı dudak boyayabilen bir kadın görmedim.

Bir kırmızı dudak kolay çıkmıyor, diyorsun?

Bir kırmızı dudak için çekimlerde kırk dakikamızı veriyoruz.

Peki, nedir çekimlerde gördüğümüz jilet gibi kırmızı dudakların sırrı?

Önce kalem çekeceksin, kalem muhakkak şart. Daha sonra dudak kaleminin üstüne ruju süreceksin. Bu işlemin simetrik olmasına yüzde yüz dikkat edeceksin. En son da bir kapatıcı ile dudak kenarlarını temizleyeceksin. İşte ancak o zaman jilet gibi bir kırmızı dudak çıkar ortaya!

Jilet Gibi Bir Dudağa Kırk Dakikamızı Veriyoruz

Her kırmızı herkese olur mu?

Olmaz. Sarı yani sıcak tenli kadınlar, içinde mavi tonlar olmayan, sıcak kırmızıları kullanmalı, turuncuya yakın kırmızıları seçmeliler. Soğuk tenliler ise mavi alt tonlu daha soğuk kırmızıları tercih etmeliler.

Sıcak kadın mı, soğuk kadın mı olduğumuzu nereden bileceğiz?

Damarlarınıza bakacaksınız. Kolunuzun içini çevirin ve damarlarınıza bakın. Sıcak tenlilerin damarları yeşil, soğuk tenli kadınların damarları mavi görünür. Ve aslına bakarsan, bu bütün hayatınızı etkileyecek bir ayrımdır, çünkü giydiğiniz kıyafetleri de buna göre seçmelisiniz. Örneğin sıcak tenli bir kadın lacivert bir kıyafet giyerse, o kıyafet üstünde onun değilmiş gibi durur.

Yani her kadın kırmızı ruj sürebilir?

Eğer doğru sürerse ve doğru vurgularsa, evet, her kadın kırmızı ruj sürebilir.

Herkes ne yapamaz? Soruyu tersten sorayım.

Herkes her rengi giyemez. Mesela allık, pembe allık istediği kadar moda olsun, eğer sen sıcak tenli bir kadınsan, pembe allığı giydiğinde seni görmezler, allığını görürler.

Bir kadın kapıdan girdiğinde ona “Ne kadar güzel makyajın, ne güzel rujun var” deniyorsa, bu büyük bir hatadır. Bunun yerine “Ne güzel bir kadın” denmesi gerekiyordu.

Biz bu yüzden makyajda her zaman harmoniyi vurgulamaya çalışıyoruz. Kadını bir bütün olarak güzel göstermeye çalışıyoruz. Doğru allık, doğru ruj, doğru renkler, bunların hepsi bir bütün ve uyum içinde olmalı.

Jilet Gibi Bir Dudağa Kırk Dakikamızı Veriyoruz

Yapılan en yaygın üç makyaj hatasını sorsam?

*En yaygını makyaja yüzden başlamak. Makyaj her zaman gözden başlar. Çünkü yüzü bitirip göze geçtiğinde mutlaka eller oraya buraya sürülür ve makyaj kirlenir. Mesela far düşer, göz altları kirlenir hatta bazen mosmor olur.

*İkincisi, “full coverage”, yani cildi tamamen kapatmak. Bazılarına bunun hiç de güzel olmayacağını ne kadar söylersen söyle, kabul etmiyor. Halbuki bakıyorsun, kadının teni görünmüyor!

Eskiden çok modaydı, insanlar gelip "porselen makyaj" isterlerdi, bir insan neden tabağa benzemek istesin ki? Yüz, düz bir alan değil ki, yüz 3 boyutlu bir şey. Bırakın, insanlar cildinizi görsünler, “Kadın ne fondöten sürmüş!” demesinler.

*Bir de “Sculpting” yani kontür mevzusu var ki, üstüne çok fazla hata yapılıyor. Sculpting, yüzü 3 boyutlu görmek demek. Yani, yüzü dümdüz bir ekran gibi yapmaktansa, yüzün doğal şeklini en iyi haliyle ortaya çıkarmak. Bunu da ışık oyunlarıyla yapıyorsun. Nasıl ki, kilo aldığın zaman siyah giyersin, zayıfladığında beyazları çekersin, yüzde de aynı şey geçerli. Yüzünde az göstermek istediğin yerleri daha koyu, ön plana çıkarmak istediğin yerleri daha açık yapmalısın. Burada da en büyük hata renkleri kullanırken yapılıyor. Sıcak tonlar kontürde kesinlikle yasak. Bir şey gölgede kaldığında koyulaşır, rengi soğur, gölgedeki renkler sıcak kalamaz. Dolayısıyla, elmacık kemiklerimizi belirginleştirirken sıcak kahveler, turuncular değil, aksine yeşile çalan soğuk kahveler kullanmalıyız.

"Çok kapatmayın" diyorsun ama sivilceleri nasıl kapatacağız?

“Spot healing” diye bir şey var, “nokta atışı” diyoruz. Biz zannediyoruz ki ne kadar kalın fondöten sürersek o kadar kapatıcılık sağlayacağız. Hayır, tam tersi. Mantıken, üstünü kapattığımız şey yükselir, dolayısıyla daha da görünür hale gelir. Dolayısıyla, yüzümüzde kapatmak istediğimiz lekeler ve sivilceler varsa, önce cildimizi incecik bir kapatıcıyla kapatalım, sonra daha kalın bir kapatıcı ile yalnız sorunlu bölgelere nokta atışı yapalım.

Jilet Gibi Bir Dudağa Kırk Dakikamızı Veriyoruz

Çok merak ettiğim bir konu daha var, Make-up Artist ve Makyöz aynı şey mi? İçerik, çalışma alanı ve yaratıcılık olarak arada fark var mı?

Dünyada böyle bir ayrım yok fakat bizde make-up artistler ve makyözler var. Make-up artistliğin içinde “art”, yani sanat var, yaratıcılık var. Belki de üniversitede estetik ve sanat okuduğum için sanatın ne kadar büyük ve bitmeyen bir şey olduğunu biliyorum, bu yüzden ben kendime hiçbir zaman “make-up artist” demem, “make-up artist olmaya çalışıyorum” derim.

Bu iş sadece eyeliner çekmekle olmuyor. Kuaförde makyaj yaparak make-up artist olunmaz. Çünkü o işin içinde sanat yok, seri üretim var. Sürüyorsun, çıkıyor, sürüyorsun, çıkıyor…

Çok fazla ünlüyle çalışıyorsun. Bugüne kadar makyaj yaptığın en güzel kadınlar kimler?

Elçin Sangu örneğin, bebek gibidir. Tuba Ünsal ve Merve Boluğur en iyi cilde sahip ünlülerdendir. Hat olarak mesela Merve’nin yüzü çok iyidir.

Bir de yeni bir kanalın var.

Evet, YouTube’da çok sevdiğim Make-up Artist arkadaşım Fezi Altun ile “Siz Kimsiniz?” isminde bir kanal açtık, hem makyaj ve güzellik tüyoları veriyoruz, hem de beraber çalıştığımız ünlü dostlarımızı sohbetimize ortak ediyoruz.

Son olarak, senden kıymetli bir tavsiye istiyoruz.

Kadınlara en büyük tavsiyem, kendi güzelliklerini ortaya çıkarsınlar, kendilerinden "başka bir şey" yaratmaya çalışmasınlar.

Fotoğraflar ve Styling: Harika Özcan

Makyaj: Alp Kavasoğlu