Karanlıkta Aradım Çetin Altan'ı

Üniversitedeyim o zaman. Çetin Altan’ın aklına, kalemine vurulmuşum. Tekrar tekrar okuyorum kitaplarını. Makalelerini, hele romanlarını . . .

En çok, Kadın, Işık ve Ateş, bir de Bir Avuç Gökyüzü romanı. Ufak kütüphanemde bir Altan rafım var.

Karar verdim, Çetin Altan’la konuşacağım. Yıl 2003 olmalı, 21 yaşındayım, ODTÜ’de Felsefe okuyorum. 118’den üç tane Çetin Altan numarası buldum. Heyecandan elim ayağım tutmuyor. İkinci numarada telefonu Solmaz Hanım açtı:

Merhaba ben Vuslat, Çetin Abi ile görüşebilir miyim? dedim.

Çetin evde değil, yarın yine arayın.

Yarın oldu, akşamı zor ettim. Salonun ışığını yakmadığımı hatırlıyorum. Karanlıkta aradım Çetin Altan’ı.

Alo, dedi.

Çetin Abi merhaba ben Vuslat, dedim, Ankara’dan arıyorum. Seni çok seviyorum, bütün kitaplarını okudum.

Merhaba Vuslat, dedi, kahkaha attı, teşekkür etti.

Çetin Abi ben seninle tanışmak istiyorum, dedim.

Gel Vuslat! dedi. Gel, ama geleceksen Cuma günlerinden birinde gel. Evinin adresini yazdırdı bana.

Peki, dedim, fakat erkek arkadaşım da size çok seviyor, o da gelebilir mi?

Erkek arkadaşını da al gel Vuslat! Ve yine kahkahalarla kapattı telefonu.

Ne kadar şaşırmıştım. Adam hiç tanımadığı iki genci evine davet edivermişti.

Ertesi hafta Perşembe günü aradım: Çetin abi, biz yarın geliyoruz.

Saat ikide evinde buluşmak üzere sözleştik. Yanına giderken beyaz gömlek giydiğimi hatırlıyorum.

Kapıyı çaldım. Evin içinde sesleri duyuldu, geldi, açtı, güldü, sarıldık. Ayakkabılarımızı çıkarıyoruz,

Ne yapıyorsunuz ulan! dedi, Cami mi burası? Girin içeri!

Salona doğru yürüdü, elimdeki pasta kutusunu görmüştü, Mutfak sol tarafta, dedi, tabak çatalları da bulursun oradan, istersen şarap da aç.

O gün Çetin Abi’yle saatlerce konuştuk, adam bir ayaklı kütüphaneydi, bilgeydi, anıları derya denizdi. Sanat, edebiyat, mimari, siyaset, toplumbilim . . .

Karşımızda memleketin bütün karanlığını tek başına ezip geçiyordu. Ama gösterişsiz. Ama öyle su gibi yapıyordu ki bunu. Kahkaha atarken durup onu izliyordum. Bütün bedeniyle gülüyordu, sarsılarak.

Karanlıkta Aradım Çetin Altanı*

Yıllar sonra en sevdiğim yazarın en sevdiğim kitabındaki başkarakterin Çetin Altan’dan esinle yazıldığını okuduğumda hem çok şaşırmıştım, hem de hiç. Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ındaki köşe yazarı Celal Salik’ten bahsediyorum, o tüylerimizi diken diken yapan yazıları yazan zehir gibi köşe yazarından. Pamuk, çok sonraları itiraf etmişti bunu, hem zaten Çetin Altan’dan başka kim vardı ki insanı okuduğu kağıda böyle çakarak yazan?

“Mutluluğun tılsımı sevdiğin işte doya doya çalışmak ve sevdiğinle doya doya sevişmektedir” diyen, çok büyük acılar çektiği halde hala ve hep aşktan, sanattan ve ışıklı güzel günlerden bahseden bir Çetin Altan geçti memleketten.

Şimdi biz, sırf bu yüzden bile karartmayız enseleri, çünkü umut işte böyle güzel adamların dilinden döküldüğünde kovalanır.