Boşandıktan sonra hayat var mı?

İngilizce’deki “house” ve “home” kavramları, bizdeki “ev” ve “yuva” kavramlarına karşılık gelir. Ama farklı şeyler hissettirir.

“Home” sıcak gelir kulağa. Sevgi doludur. İnsana aidiyet duygusu verir. İçinde neşeli çocukların oynadığı, mutfaktan elmalı kurabiye kokusunun yükseldiği, bazılarında kapıdan girdiğinizde çocuklardan önce evin köpeğinin suratında kocaman bir gülümsemeyle, dili dışarıda üzerinize tırmandığı ve eşlerin hep birbirine sıcacık bir gülümsemeyle baktığı bir yerdir orası. Çocukların eşeysiz ürediği, kadın ve erkeğin pazar pikniği için heyecanlandığı, kareli masa örtüleri ve çiçek desenli çarşafların olduğu bir yuva. En azından seyrettiğimiz Amerikan dizilerinde böyleydi ve içimizde böyle sıcacık bir iz bıraktı “home sweet home” kalıbı.

Haberin Devamı

Ama bizim “yuva” dediğimiz yer her zaman sıcacık ve böyle “sweet” değildir. Bakınız Yeşilçam filmlerine, Kadın çocuklara bakar, yemek yapar evi temizler. Adam filmin ilk yarım saatinde, henüz çocukların ortaya çıkmadığı karelerde, elinde evrak çantasıyla koşarak eve gelip, son derece namuslu karısının alnından, namuslu bir şekilde öperken ilerleyen sahnelerde alacakaranlık kuşağında evine dönüyor ve kadın gözü yaşlı camda bekliyor olabilir mesela. Ya da adam başka yerinden öpmeye utandığı namuslu karısını, son derece iffetsizlikle suçlayabilir filmin orta bir yerinde. Veya adam eve zil zurna sarhoş, gömleğinin yakasında başka bir kadının ruj izleriyle gelip, kendisine tek bir soru soran karısının üzerine evrak çantasını fırlatabilir. Kadın şanslıysa adam onu dövmüyordur. Şansızsa da yapacak bir şey yok. Yuva bu! Yıkılmaz. Hele yuva yıkanın hiç yuvası olmaz!

Bizdeki “yuva” kavramı böyle bir şeydir işte…. Aidiyet duygusundan, sıcaklıktan, tatlılıktan ve hatta can güvenliğinden uzak bile olsa, yıkılmaz. Bu kadar sağlam ve bu denli istikrarlıdır evlilikler, yuvalar bizde!

Ama hayat bir Yeşilçam filmi veya Hollywood stüdyolarında çekilen bir dizi değil elbette…

Yuva, “yuva” olmadığı zaman yıkılır. Evlilikler biter. Üstelik her evliliğin “mutlu son” olmaması gibi, her ayrılık da “mutsuz bir başlangıç” değildir. Ayrılıktan sonra da, boşandıktan sonra da yaşam devam eder. Yine çiçekler açar, uzaklarda bir yerlerde filler tepişir, gökte yıldızlar kayar….

Haberin Devamı

Evet ama, bir evlilik ne zaman bitmeli? Nasıl bitmeli? Çocuklar kimde, elektrik süpürgesi hangimizde kalmalı? Bu dönemde kaybedilen arkadaşların yerine drama dizileri mi konmalı? Peki, kadehlerin boşanmanın şerefine kalkması ayıp mı? Sahi evlilikler kutlanırken, boşanmalar niye kutlanmıyor? Boşanma da, gelecek mutlu olsun diye atılan bir adım değil mi aslında?

En azından bazılarında…

Ama tabi gel de bunu anana, babana anlat. Senin bezli halini bilen komşu Hanife Teyze’ye, annenden, babandan önce seni uyarmayı kendine görev ve ailene borç edinmiş Muhittin Amca’na, hatta kendisini Hulusi Kentmen zanneden babacan patronuna anlat. Ne var şimdi boşanacak? Elektrik alamıyorum, sevgi bitti de neymiş? Bu devirde elektrik mi kesilirmiş? Sevgi erzak dolabında bal kavanozu muymuş da fazla yemişsin tükenmiş, yediğin de gitmiş basenlerine yapışmış? Aldatmış mı? Dövmüş mü, sövmüş mü? Bu ağır suçların olmadığı durumlarda en fazla idari cezayla evlilik sürdürülmeli, yok eğer ağır ceza gerektiren bir durum varsa da sabır gösterip sineye çekilip bol dua edilmeli. Suçlu tarafın aklı başına gelince her şey unutulup eski güzel günlere dönülmeli. Yeter ki yuva yıkılmasın.

Haberin Devamı

Yuva mı? Yuvanın sıcak ve nemli olması gerekmiyor muydu?

Üstelik burada kendi içinde çelişkili bir durum yok mu Allah aşkına? Evlenirken sevgi yani duygu kabul ediliyor ve hatta duygudan başka, mesela adam zengin bana iyi bakar veya kadın güzel, koluma ve yeni aldığım havalı saate de yakışır gibi bir sebep olsa ayıplanıyor da, duyguyla başlayan ilişkinin bitiminde duygunun bitmesi neden yeterli sebep olmuyor? İlla eve haciz gelecek, patlak bir dudak, rujlu bir gömlek vs olacak. Zaten onda da gömleği çamaşır suyuna bas geçer demeyecek misiniz?

Hayat, çelişkilerle dolu ve her şey zıt kavramıyla anlamlı. Ayrılıkla ilgili - ihtimalin de ya da korkudan fark etmez- düşüncenin olmadığı bir evlilik ne kadar özensiz ve tatsız olacaksa, bazen boşanmak da – laikiyle yapıldığında- doğru ve iyiliğe bir karar olabilir. Her yuva yuva değildir ve iki kişilik mutsuzluktansa, yalnız mutluluk yeğdir.

Hızımı alamadım, bir tane daha ekliyeyim; Mutsuz evliliği sürdürmek değil, gerektiğinde doğru bir şekilde “hoşça kal “demektir başarı.

Üstelik göz doktorları da gözlük kullanabilir:)

Sevgiyle

Yeşim Varol