Merhaba! Hayatınızda değişim, yenilenme, hayata yeniden başka gözlerle bakmak ya da her ne derseniz böyle adlandırabileceğiniz bir evre var mı? Yaşadınız mı, yaşıyor musunuz, yaşayacak mısınız? Bunları yaşadıysanız nasıl karşıladınız, o vakitteki duygularınızı bir gözden geçirmenizi istiyorum şu an. Endişe mi, korku mu, heyecan mı? Bıkkınlık mı, mutluluk mu, pişmanlık mı? Ne kadar çeşitli ihtimaller var değil mi? Peki ya şimdi? O duygular değişti mi? O heyecan köreldi mi? O endişe sakin bir mutluluğa döndü mü? Değişim size samimiyetle itiraf edin, iyi mi geldi yoksa kötü mü?

Bunun bir cevabı yok bana sorarsanız, iyi veya kötü gibi bir olgusu yok. Şöyle ifade edeyim: Değişim kavramına dair en çok sevdiğim şey gerçek olmasıdır. O önünüzde bir yol olarak, sakince duruyordur. Siz kendi iradenizle değişimin yollarından birine girersiniz. Bu yolda hissettiğiniz şeyler, oluşturduğunuz dirençler, kapıldığınız düşüncelerin sorumluluğu tamamen size aittir.

Değişime kulak verip onun kendisine bu dirençlerin, duyguların, düşüncelerin kendisinin sorumluluğunda olduğunu, istediği zaman kendi sonsuz yollarından birini seçebileceğini söylediğini duyan insanlar hayatlarını gerçekten yaşayan insanlardır. Hayatı yaşanabilir kılan, hatta artırayım; hayatı yaşamak demek olan şey değişimi kabul etmeniz ve değişimi kendi hayatınıza adapte edebilme becerinizdir. Hayatta kalmak budur.

Doğaya bakın, dünyaya, değişen iklimlere, hayvanlara. Onlar dahi bunun farkındayken ve maalesef ki çoğunlukla bizim mahvettiğimiz bu dengede hayatta kalmayı adapte olmayı tercih ederken, insan gibi gelişmiş bir canlıyı kendisi dışında engelleyen ne olabilir ki? Bir sonraki ‘Ben diyet yapamam’ cümlenizi kurmadan önce örneğin bu dediklerim aklınıza gelsin.

Bu sizin bulunduğunuz yolda ayağınıza değen taşlardan şikayet edip hala yürümenizle aynı şey değil midir? Değişime teslim olun ve ona kapıyı sonuna kadar açıp gülümseyerek çok sevdiğiniz bir misafirinizmiş gibi karşılayın. Sevmediğiniz tatlıyı getirmiş olsa bile!