Pazar

12.05.2019 - 08:15 | Son Güncelleme: 12.05.2019-8:15

‘Pide yemeyin desem de nasıl olsa yiyeceksiniz’

Canan Karatay’a çok sevilen Ramazan pidesini de sormayı unutmadım. Hani ben zaten yemiyorum deyip bencillik etmedim. Canan Hoca diyor ki “Ben yemeyin desem de zaten yiyeceksiniz, bari az yiyin. Abarttığımız zaman yorgun hissederiz”

Sitene Ekle

BUKET AYDIN

Canan Efendigil Karatay Hoca’yı çok severim. Benim için yeri ayrıdır. Şu meşhur haşimoto ile ben de uzun süredir mücadele ediyorum. Hoca beni ne zaman görse hep kızardı.“Beyaz unu kes bak nasıl düzene girecek tiroidin; kesmediğin için ilaç kullanıyorsun” deyip dururdu. 6 ay önce yoga yaparken sevgili İpek Darga’nın da önerisiyle ve tabii Canan Hoca’ya olan güvenimle beyaz unu kestim. Kolay bir şey değil. Dışarıda içtiğiniz çorbada bile beyaz un var. Kepekli veya çavdarlı denen ekmeklerin hepsinde eser miktarda da olsa var. İlk 21 gün azap gibiydi. Her gün simit yiyen biri olarak normal bir insandan daha büyük zorluk çektim. Ama başardım. 5 ay oldu. Bunu niye anlattığıma gelirsek. Gerçekten tahlil sonuçlarım son 5 yılın en iyisi. Yani işe yarıyor. Ben de hocaya koştum, hem teşekkür etmek hem de gitmişken sizin için Ramazan önerilerini öğrenmek için. İşte Karatay usulü Ramazan beslenmesi.

-Yine bir Ramazan geldi ve yine herkes Ramazan beslenmesi konuşmaya başladı. Siz zaten günde iki öğün yemek yememizi öneriyorsunuz. Fakat günde iki öğün değil de daha sık beslenenler oruca uyum sağlayamamaktan şikayet ediyorlar. Ne gibi önerileriniz ve tavsiyeleriniz olur? 

Ramazan çok önemli bir ay, herkesin Ramazan ayını kutluyorum. Hayırlı olsun, beden ve ruh sağlığımız için bir toparlama olsun, iyilik olsun herkese… 

Ramazan ayında oruç tutanlar için iftar ve sahur, yani iki öğün konusu öne çıkıyor. Oysa iki öğün sadece Ramazan ayında değil, genel beslenme ve yaşam biçiminde de çok önemli! Biliyorsunuz İbn-i Sina da “İki öğün yiyin; üçüncü öğün hastalık” derdi. Hz. Muhammed de iki öğün yerdi, hatta ikinci öğünde çok az yerdi. 

Senelerce üç ana üç ara öğün, günde en az altı öğün ya da sekiz öğün diye diye insan vücudunu mahvettiler. Çünkü insan vücudu buna alışık değil. İnsan vücudunun çalışmasını, temel fizyolojisini izlediğimiz zaman vücudun hakikaten bir dinlenmeye ihtiyacı olduğunu görürüz. Sık sık yenildiği zaman ne yersek yiyelim hormonlarımız, midemiz, beynimiz, kalbimiz devamlı bombardıman altında oluyor. Vücudumuza da bir faydası olmuyor. Vücuttan sık sık hormon salgılanırsa, hazım için enzimler salgılanırsa guddelerimiz tükeniyor ve çok yoruluyor. Etkili ve yeterli olarak enzim ve hormon  üretemiyor. O zaman da yediklerimiz tam hazım olamıyor. Tam hazım olmayınca , hücrelerimiz aç kalıyor ve organizmamızda beslenme eksikliği oluşuyor. Doymamış oluyoruz ve doyamayınca tekrar yemeğe hücum ediyoruz. Böylece bir kısır döngüye giriyoruz. İşte bu vücutta uzun süre sonra hakikaten çok büyük hasarlara sebep olabiliyor. Onun için iki öğün önemli başta belki sıkıntı olabiliyor. Fakat eğer gerek iftarda gerek sahurda sağlıklı olan, bozulmamış olan doğal gıdaları vücudumuza dengeli olarak sokarsak inanın ki vücut buna bir süre sonra alışıyor. 

“Susuzluğu önlemek için tuzlu su için”

-Susuzluk çekmemek için ne yapmalı? 

Tabii şimdi yine uzun ve sıcak günlere giriyoruz. 10-11 saat susuzluk insanın bedenini yorar. Oruç tutarken akşama doğru olan başağrısı susuzluktandır. Susuzluk derken buna tuzu da katmamız lazım. Çünkü insan vücudu su ve tuzla çalışır. Vücudumuzun, hücrelerimizin yüzde 60’ı sudur ama bu tuzlu sudur. Kanımız tuzlu sudur. 

-Hangi tuzu yemeliyiz? 

Kristal kaya tuzu. Neden? Çünkü kristal kaya tuzunda vücudumuzun ihtiyacı olan 84 küçük minarel ve element vardır. Bütün vücutta hücreler rahat çalışsın diye buna ihtiyaç var. Onun için bizi halsiz bırakan susuzluk ve tuzsuzluktur. Bizi susatan da şekerlerdir, ekmeklerdir, beyaz undur, şekerli gazlı içecekler ve ağır tatlılardır.

-Sahur yapmadan tek öğünle oruç tutanlar var. Bu doğru bir şey mi sizce? Sahur yapılması gerekiyor mu? 

Sahur yapılması önemli , sabah kahvaltısı sayılıyor. Sabah kahvaltısı 24 saatin en önemli öğünü. Yapılması lazım. Bazı kişiler vücutları alışmışsa sahuru atlayabilirler ama ben hiçbir zaman önermiyorum. Sahur mutlaka şarttır. Sabah kahvaltısı gibi güçlü bir şekilde yapılırsa zaten akşama kadar rahat oruç tutarsınız. 

-Tuz dengesini korumak için ne yapılmalı? Uzun süre su alınmıyor, tuz da alınmıyor. Bunun için önerebileceğiniz bir şey var mı? 

Akşamları yani iftarda mutalaka su içiyoruz. Suyumuza birazcık tuz katabiliriz. Yalnız kristal kaya tuzu olacak. Öğütülmüş dahi olsa bulaşma oluyor, bazı katkı maddeleri içine girebiliyor. Kristalin formülüne göre hiçbir şey bulaşmaz kristale. Saf olduğu bilinir. Yemeklerimizi tuzsuz yapmayalım diyorum ben. Bir de tabii ki iftarla sahur arasında bol bol su içelim. 

-Bir de Ramazan pidesi konusuna gelmek istiyorum; size her Ramazan bunu sormaktan bıkmadım. Hala “Ramazan pidesi de mi yemeyelim?” diyenlere yanıtınız nedir? 

“Yemeyin!” desem de nasıl olsa yiyeceksiniz. Ramazan pidesinin ekmekten farkı yok. İçinde beyaz un var bir kere onu bilelim. Ama avucumuz kadar köşesini alıp, içini açıp, onun yarısını bol tereyağıyla tüketebiliriz. Veya zeytinyağına batırabiliriz. Bunu her iftarda her sahurda bu şekilde abartmadan yaparsak olur. Abarttığımız zaman yorgun hissederiz. Çünkü gün boyuncaki yorgunluğun sebebi ekmektir, pidedir, tatlıdır, şekerdir, şekerli içeceklerdir. 

-Sizin hep önerdiğiniz zeytin, ceviz, yumurta bunlar da hep tok tutan besinler değil mi? 

Tabii ki, çünkü bunlar hakiki besin. Yani vücudumuzun her hücresi; beynimiz, gözümüz, kulağımız dahil hepsinin ihtiyacı olan, buralarda çalışan hücrelerin ihtiyacı olan sağlıklı yağdır, sağlıklı proteindir, sağlıklı karbonhidrattır. Üçü dengeli olacak tabii su ve tuz da var yanında. Bunların vücuda dengeli olarak girmesi lazım. Ramazan’da bir de en korktuğumuz, önlem almaya çalıştığımız şeylerden biri de kabız olmamaktır. Uzun süre yemeyince bağırsaklar az çalışıyor. Kabızı önlemek için de yine bol dengeli yenilmesi lazım, bol yağ yenilmesi lazım… 

-Ama hangi yağ? 

Her zaman söylediğimiz gibi doğal köy yağı, soğuk sıkım zeytinyağı mutlaka bol bol yenmeli. Hatta zeytinyağı içilirse de faydası olur. Kabız olduğumuz zaman vücudun dengesi bozuluyor böylece sinirlerimiz de bozuluyor. 

-Zeytinyağı içince prebiyotik de almış oluyoruz değil mi? 

Zeytinyağı en önemli bir prebiyotiktir. Çok önemlidir. Bağırsaklarımızın muntazam ve rahat çalışmasına yardım eder. Fakat bütün hücrelerimizin dengeli ve rahat çalışması için beynimiz dahil prebiyotiğin yanında zeytinyağında ve köy tereyağında bulunan A, E, D VE K2 vitaminleri çok çok önemlidir. 

“Senelerce 3 adet ceviz yeterlidir” dendi, değil efendim!”

-Ne ölçüde yiyip içilmeli hocam? Öyle bir sayı verebilir misiniz? 

Biliyorsun ben hiçbir zaman sayı vermiyorum. Çünkü yeryüzünde sekiz milyar insan var. Sekiz milyarın zevki ayrıdır. Ne seviyorsanız, ne kadar yiyebiliyorsanız yiyebilirsiniz. Benim fazla yiyin dememin sebebi “korkmayın” diyeydi. Çünkü senelerce korkutuldu halkımız. “İki – üç zeytinden fazla yemeyin, üç tane de ceviz yiyin. 3 adet ceviz yeterlidir” dendi, değil efendim! Esas hakiki besin bunlar! Gerçek besin bunlar! Doğal besin bunlar! Yalnız kuruyemişlerimiz ithal olmasın yerli olacak; yerli ve milli olacak. 

“Vücudunuz size emanettir, ona eziyet etmeyin”

-Kronik rahatsızlığı olanlar oruç tutmalı mı? Çok istedikleri için bazı ciddi rahatsızlıkları olanlar da oruç tutuyor. Siz bu konuda ne dersiniz? 

Ben tabii bir hekim olarak konuşuyorum; hasta olan oruç tutmaz kardeşim. Bizim dinimiz müsaittir; fidye verilir. Sonra hastalık geçer mi geçer. Hastalık geçtikten sonra tekrar ibadetini yerine getirebilir. Adet görenler, hamileler bile oruç tutmuyor çünkü fizyolojik bir olay. Hastalar diyor ki; “Ben ilacımı alıyorum”. Önemli olan ilaç almak değil, vücudun dengesinin altüst olmaması. Bir şeker hastası oruç tutamaz, bir tansiyon hastası oruç tutamaz. İlacını alsa da almasa da doğru değil. Hasta insan oruç tutamaz. Bunun dinimizde de yeri vardır. Bu vücut size emanet edilmiştir. Ona eziyet etmeyin efendim, ona bakmasını iyi bilin, onu iyi koruyun. 

“Yedikten sonra ya 40 adım atmalı ya sırt üstü yatmalı”

-Orucu hurmayla açmak doğru mu? 

Hurmayla da zeytinle de açılabilir. Keseniz müsaitse hurmayla açabilirsiniz. Hurma çok pahalı, dolarla memlekete giriyor

-Kaç tane hurma yenilmeli onu da abartmaya müsaitiz çünkü? 

Hurmanın früktozu biraz fazladır. Onun için bağımlılık yapabiliyor. Bunu kitaplarımda da açıklıyorum. Keseleri müsaitse, aşırıya kaçmamak koşulu ile yiyebildikleri kadar yiyebilirler tabii. 

-Sahurda hemen yiyip yatmak doğru mu? 

Bizde bir laf vardır “Yedikten sonra ya 40 adım atmalı ya sırt üstü yatmalı”.  Ama sahurda çok ağır yiyecekler değil de daha hakiki, vücudun ihtiyacı olacak doğal besinleri vücuda sokunca insan ne yorulur ne de susar. Sarısıyla beraber bol tereyağında yapılmış yumurta yenebilir. Zeytin çok önemli. Çay, kahve şekersiz olmak şartıyla tüketilebilir. Günlük süt, tuzlu ayran çok önemli. Susuz kalmamak da çok önemli ama susuz kalmamak için bir kerede deve gibi su içmek doğru değil. İftardan sahura kadar azar azar, devamlı vücudu sulandırmak lazım. Tabii bu arada demin de söyledim. Tuz da çok önemli. Çünkü insan vücudu tuz ve sudan yapılmıştır yüzde 60. Kanımız tuzlu sudur. Hücrelerimiz tuzlu sudur. 

“Beynimiz şekeri kullanmaz, yağı kullanır”

-En son “Çaya terayağ koyup için” dediniz olay oldu. 

Ama ben onu seneler önce söyledim. Sonra bir çocuk sorunca tekrar gündeme geldi. Kocaeli’nde bir konuşma yapıyordum küçük çocuk sordu adı da Ahmet. Ona buradan selam olsun… “Hocam siz böyle demişsiniz, nedir yapabilir miyiz?” dedi.  Tabii tereyağıyla yenir, içilir. Mesela yanımda çalışan yardımcının babası hala Giresun’da tereyağıyla içiyor çayını, onu da biliyorum. Yani yapılmayacak bir şey değil. Bizde çaya şeker fabrikaları olmadan önce yağ da konulurdu, yanında kuru üzümle de içilirdi. Şeker fabrikaları sonradan kuruldu. Ondan önce nasıl içiliyordu çay? Erzurum’da da kıklama derler çok az şekerle içilir. Şeker fazla koyulduğu zaman çaya sıvı şeker oluyor o tehlikeli. Çok fazla çay tüketiyoruz. Her içişte 2 çay kaşığı şeker koyduğunuzu düşünün bu vücudu bozuyor, toksik etki yapıyor. 

-Ne demek vücudu bozmak? 

Vücutta bütün hücrelerde bir reaksiyon başlatıyor. Yani otoimmün dediğimiz hastalıkları hücresel düzeyde başlatan şekerdir. Şekere dönüşen gıdalardır, şekere dönüşen şekerli, gazlı içeceklerdir. Çünkü hücreler vücutta bunları kullanamıyor. Bunlara karşı mücadele başlıyor. Beyinde dahi başlıyor. Biliyor musunuz beyinde şeker reseptörü yoktur.  Bir de yanlış algılamayla “Şeker beyni açar” diye maalesef halkımızı inandırıyorlar. Beynimiz şekeri kullanmaz, yağı kullanır. D vitaminini kullanır. E ve K vitaminlerini kullanır. Sağlıklı doğal tereyağ ve sağlıklı doğal soğuk sıkım zeytinyağı beyni güçlendirir alzheimer hastalığını önler. 

“Hasta diyetlerini normal insanlara da önermeye başladılar”

-Son zamanlarda ünlü bir oyuncunun yaptığı ketejonik diyet gündemde.  Ama sağlıksız bir yöntem diye konuşuluyor. Herkes yapabilir mi? 

Vücuda dengeli olarak sağlıklı yağ, sağlıklı protein ve sağlıklı karbonhidrat girmesi lazım. Karatay bunu zaten öneriyor. Karatay bir kardiyolog olarak, bir iç hastalıkları uzmanı olarak “Yağ yiyebilirsiniz, eti yağıyla birlikte yemelisiniz” diyen ilk kardiyologtur. Çünkü vücudumuzun yüzde 20’si protein, yüzde 19’u yağdır. Ancak tek başına yüksek yağ veya tek başına yüksek protein zararlıdır. 

Ketojenik diyet; yüksek yağ ağırlıklı bir beslenme düzenidir. Bu beslenme düzeninde protein ve karbonhidrat miktarı minumum düzeydedir. Otizm, depresyon, şizofreni, çölyak gibi belirli hastalıklarda uygulanan spesifik bir diyettir. Sadece kilo problemi olan sıradan insanların zayıflama amaçlı uygulayacakları bir diyet biçimi değildir. Hastaya verilen diyetleri, normal insanlara da önermeye başlıyorlar artık maalesef.  

TOK TUTAN KARATAY SAHUR TABAĞI

-Az pişmiş 2 adet yumurta
Haşlanarak rafadan veya kayısı kıvamında ya da tavada düşük ısıda saf tereyağında fazla katı olmadan pişirilebilir. Omlet, menemen, çılbır yapılabilir.
-Bir avuç içiniz kadar az tuzlu peynir
Az yağlı, light ya da krem peynir olmayacak! Koyun, inek veya keçi sütünden
klasik beyazpeynir, eski kaşar, Erzincan deri tulumu, İzmir tulumu,
Balıkesir sepet peyniri gibi yöresel peynirler olabilir. Ancak yanında herhangi bir ekmek, poğaça, simit yenmeyecek!
-Bir ince belli çay bardağı ceviz, fındık, fıstık, badem veya yerfıstığı içi
Kuruyemişler kavrulmamış ve tuzlanmamış olacak!
-Az tuzlu 10-15 adet zeytin
Üzerine zeytinyağı, limon, kekik ve pul biber eklenebilir.
-Turp, havuç, maydanoz, nane, roka vb.
Doğal ve mevsiminde olmak şartı ile arzu edildiği kadar yenebilir.
-Limonlu çay veya süt içilebilir Şekersiz ve tatlandırıcısız olarak!

HEM TOK TUTAN HEM DE BAĞIRSAKLARI ÇALIŞTIRAN YEŞİL MERCİMEK SALATASI 

Malzeme

1 su bardağı yeşil mercimek
1 adet kuru soğan (yarım demet yeşil soğan da olabilir)
1 tatlı kaşığı bütün ketentohumu (susam da olabilir)
Yarım demet taze maydanoz, pul biber, karabiber, kimyon
Kristal kaya tuzu (ağız tadına göre)
1 limonun suyu
Yarım çay bardağı sızma zeytinyağı
10-15 adet yeşil veya siyah zeytin

Hazırlama

-Mercimeği yıkayın ve 1-2 saat kadar ılık suda bekletin. Daha sonra suyunu süzmeden, kısık ateşte yumuşayıncaya kadar kaynatın. Pişmeden suyu biterse azar azar (piştikten sonra sulu kalmayacak şekilde) su ilave edin. Ancak çok fazla yumuşamamasına dikkat edin! Mercimek piştikten sonra ateşten alın ve soğumasını bekleyin.
-Bu arada soğan ve maydanozu temizleyip yıkayın ve ince ince doğrayın.
Çekirdeğini çıkardığınız zeytinleri ikiye üçe bölün. Mercimek soğuduktan sonra, doğranmış soğan, maydanoz ve zeytin, limon suyu, zeytinyağı, ketentohumu, tuz, karabiber, pul biber ve kimyon ekleyin, servis edin. Servis sırasında arzuya göre yaş veya kuru nane de eklenebilir.


Hangisi bir basketbol terimi değildir?
©Copyright 2019 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.