Geri Dön
Pity: İnsan duygularından bahseden bir kara komedi

Pity: İnsan duygularından bahseden bir kara komedi

Hayatımın ilk röportajına elim ayağım titreyerek gitmek harika bir durum gibi gözükmese de, Babis’i daha yakından tanımam için bir fırsattı. Buluştuğumuzda heyecandan titriyor ve röportaj yapamayacağımı düşünüyordum. Gerginliğimi anlayan Babis sorular sormaya başladı ve çekingenliğimi atmama yardımcı oldu. Ne röportaj ama! Soruları cevaplayan bir anda ben olmuştum! Babis’le röportaja başlamadan önce yaptığımız minik sohbette, ailesinin hikayesini öğrendim. Bu hikaye, beni yönetmenin işlerine daha çok bağladı. Babis’in ailesi yıllar önce Türkiye’den Yunanistan’a geliyor. Ve Türkçe konuşulan bir evde büyüyor. Bu göç döneminde, Türkiye’de kalan akrabalar ile göç edenler iletişimini kaybediyor. Yakın zamanda da bir mucize oluyor ve iki aile birbirini buluyor. Babis Makridis, Yunan yeni dalgasında sıkı bir yönetmen ve ikinci filmi 'Pity', farklı ülkelerde, şehirlerde prömiyerini yaparak seyirciyle buluştu. Filmin çıkış noktası, acıma duygusu ve karşıdaki kişinin bu duyguya ne kadar ihtiyaç duyduğu...

Esra Oncel
Esra Oncel

'Pity' filmini nasıl tanımlayabiliriz?
Tam anlamıyla bir kara komedi. İlk başta sadece komedi olmasını planlamıştık. Ekipteki herkes böyle biliyordu. Bu yüzden de çekimleri komedi odaklı tamamladık. Ama kurgu aşamasında komedi unsuru havada kaldı. Ve şiddetini arttırarak kara komediye dönüştü. Komedi fikriyle yola çıkıp, kara komediye dönüşen bir film yani.

Haberin Devamı

Pity’i 'yeni kara komedi' olarak tanımladığın birkaç ifadene denk geldim. 'Kara komedi' ve 'yeni kara komedi' arasındaki fark nedir?
Başlangıçta yeni bir şey ortaya çıkaracağımızın farkında değildik. Bir komedi filmi yapmaya çalıştık ve sette çok güldük. Kurgu odasında film dönüşüme girdi. Bunun bir 'post komedi' ya da 'modern komedi' mi olduğunu bilmiyorum. Sadece insan duygularından bahseden bir kara komedi. Aslında komik olan ne biliyor musun? Filmi tanıtmak için farklı ülkelerdeki festivallere gidiyordum. İnsanlara bunun bir komedi olduğunu ve gülmekten korkmamaları gerektiğini söyledim. Amerika’daki gösterimden sonra bir kadın çok heyecanlı ve kızgın bir şekilde ayağa kalktı. Bana “Komedi bunun neresinde, bu hiç komik değildi; sen sadece bir yalansın” dedi. Bu izleyicinin filmi nasıl gördüğüne ve yorumladığına dayanır. Aslında sinemanın güzel yanı da bu. Bir film izliyorsun ve ne olduğuna sen karar veriyorsun. Bu kararı izleyiciye bırakmak da en doğru olanı sanırım.

Haberin Devamı

Fikrin oluşması ve sürecin tamamlanması ne kadar sürdü?
Bir önceki filmim L’de senaryo için Efythimis’le çalıştım. L’i bitirdikten sonra sırada ne olduğunu tartışmaya ve fikir alışverişinde bulunmaya başladık. 4 yıl senaryo üzerinde çalıştık. Hazırlık süreci bir buçuk yıl kadar sürdü, çünkü ana karakteri oynayacak kişiyi bulmak zordu. Yunanistan’da istediğimiz yaş aralığında olan tüm aktörlerle görüştük. Sonunda Yannis’i bulduk. Fikir ise "Acımak nedir?" sorusundan yola çıktı. İki tür acıma duygusu olduğunu düşünüyorum. İlki birine karşı duyulan acıma hissi ve tatmin olmuş hissetmek. Diğeri ise bireyin, diğer insanların ona acıması üzerine iyi hissetmesi. Film ise daha çok ikinci durumla alakalı. Bu fikirde ilginç olan şey; diğerlerinin sana acımasını, merhamet duymasını istiyorsan gerçekten üzgün olmalısın. Ve bu tezat bir durum. Sana bir örnekle anlatayım. Kahramanımız, ancak üzgün olduğunda mutlu hissediyor. Mutlu olmak ise onu üzüyor. İşte tam olarak bu kompleks, tezat ve psikolojik olan fikir, bizde bu filmi çekme fişeğini yaktı.

Haberin Devamı

Öyleyse filmin sloganı '#staysad', bununla bağlantılı olmalı...
Evet, #staysad sloganı bununla bağlantılı. Bu sloganı nasıl bulduğumuzu anlatayım. Filmde bir köpek oyuncumuz da var. Eğitmeninden köpeğin üzgün gözükmesini, durağan kalmasını istedim. Eğitmenin verdiği komut ise “Karma, stay sad!” oldu. Biz bu komutu duyunca çok sevdik ve onu sloganımız yaptık.

Hayvanlara duygularla alakalı komut verebildiğini bilmiyordum.
Evet, Karma çok akıllı bir köpek. Beş kez bir aktörle çekim yapıyorsak, Karma’yla iki kez çekim yapmak yetiyordu. Onunla çekim yapmak aktörlerden bile daha kolaydı.

Peki bu hikâyeyi anlatmak için seni motive eden şey neydi?
Bence herkes bu tarz duyguları içinde barındırıyor. Bir bakıma, bu tatlı melankoli hepimizde var. 17 yaşında genç bir erkekken, üzgün hissettiğimde kendimi rahat hissediyordum. Belki bazen üzgün olmayı taklit ediyordum. 'Hayat çok depresif' durumları, bilirsin… Diskoya gider ve hüzünlü şarkılarda dans ederdik. Başımı öne eğer, bir köşede dururdum. Sonrasında kızlar yanıma gelerek benimle konuşur, bana merhamet gösterirlerdi. Böylece ilgi çekmiş olurdum. Hala da öyle. Eğer üzgün olmak ve o ruh halinde dans etmek istiyorsan, kulüplerde hala hüzünlü şarkılar çalınıyor. Evet, gençken ben de bunları yapıyordum. Ergenlik zamanındaki gençler her şey hakkında şikâyet eder, yaşlıların da her zaman bir problemleri vardır. Böylece insanların ilgisini çekebilirler. Bir bakıma hepimiz bu acıma duygusuna ihtiyaç duyuyoruz, filmdeki kahramanımız gibi aşırı uçlarda olmasa da...

Haberin Devamı

Ana karakteri canlandırmanın epey zor olduğunu düşünüyorum. Yannis’in doğru kişi olduğunu nasıl anladınız? Oyuncu seçimlerini nasıl yaptınız?
Bazı aktör arkadaşlarımızla buluştuk ve onlardan deneme amaçlı sadece okumalarını istedik. Bunu başlangıçta sık sık yaptık. Hazırlık sürecinden sonra, Yunanistan’da karakterin yaş aralığındaki tüm aktörlerle oyuncu seçimi için görüştüm. Ama filmdeki ana karakteri oynayan kişi Yannis ile, çekimlerden iki ay önce tanıştık. Oyuncu seçimi direktörümden gelen bir teklifti aslında. “Hadi bu aktörle de görüş” dedi. Yannis, Korinthos’tan Atina’ya geldiği bir gece, 11 civarı oyuncu seçme odasına girdi. Onu gördüm ve bilirsin, bu biraz da kimyayla alakalı bir durum... "Belki de bu doğru kişi" dedim o anda. Okuması için senaryodan birkaç parça verdim. Ve o çok depresif bir şekilde metni okudu. Filmde çok fazla ağlama sahnesi olduğunu söylediğimde de, zaten çok sık ağladığını söyledi.

Haberin Devamı

Yani normalde de çok sık ağladığını mı söyledi?
Evet, o anda "Tamam, burada bir durum var" dedim. Çünkü Yannis stand-up gösteriler yapan, televizyona çıkan bir komedyen. Drama oyuncusu değil. Ve üzgün bir adamı oynayacak kişinin komedyen olması akıllıca bir fikirdi. Böylece film depresif olmadı. Doğruyu söylemek gerekirse; komedyenlerin içten içe depresif insanlar olduğunu düşünüyorum. Geçmişteki komedyenlere bakarsan; birçoğunun intihara teşebbüs ettiğini görebilirsin. Tüm iyi komedyenler depresif oluyor, bu yüzden de Yannis’le çalışmak istedim. Daha sonrasında diğer karakterleri bulmaya başladık.

Çekimler nasıl geçti?
Tekrar yapmayı sevmediğim için evimde toplanıp senaryoyu bir kez okuyup “Hadi bu komedi filmini yapalım” diyerek onlara filmin havasına girebilecekleri hafif bir müzik koyardım; daha sonrasında da çekime giderdik. Çünkü her şey çekimde başlar, hazırlığı evinde ve prova odasında yaparsın ama filmi çekmeye başladığında durum değişir. Daha sonrasında doğal olmalarını, fazla role girmemelerini ve içlerinde olan hisleri gizlemelerini, gizemli bir ifade takınmalarını istiyorum. Sonrasında da sahneyi istediğimiz gibi olana kadar tekrar ediyoruz. Ama bunun dışındaki her şey önceden iyi düşünülerek hazırlanmış oluyor: Film karesi, lokasyon, çekim yapacağımız mekanlar... Aktöre, canlandıracağı karakterin alt yapısını sürekli anlatarak yönlendirmekten hoşlanmıyorum. Doğal olmalarını, o anda orada olduklarını hissetmek ve filmi çekmeye devam etmek istiyorum. Bu filmde ve bir önceki filmimde de bu şekilde çalıştım. Bir önceki filmim daha deneyseldi, prova yapmadık. Senaryoyu çekerken yazdık.

Bunu bilmiyordum!
Evet, deli işiydi. Bu şekilde olması hoşuma gitti ve denemek istedim. Pity için çekimler daha katı oldu, elimizde bir senaryo vardı ve hiç değiştirmedik. Üçüncü filmde ne olacağını bilmiyorum. Henüz karar vermedim. Aktörlerle çalışma şeklim anlattığım gibi: Karakter hakkında çok fazla şey bilmelerini istemiyorum.

Bir önceki filminden konu açılmışken, henüz izleme şansım olmadı ama biraz araştırma yaptım. Ve L’deki ana karakterin arabasının dışında yaşayamadığını, bağ kurma problemi olduğunu, toplumda kendini güvende hissetmediğini öğrendim. Bu türde psikolojik filmler çekmeyi mi amaçlıyorsun?
Evet, bu konularla ilgileniyorum. Kısa filmim Fakir’de de kurtulma şovu yaparak para kazanan iki erkeğin hikayesini anlatmıştım. Ve bir anlamda tüm karakterlerimi 'escape artist' olarak görüyorum, Houdini gibi. Houdini yıllar önce yaşayan bir sihirbazdı ve zincirlerden kurtulma performansı gerçekleştiriyordu. Benim de tüm karakterlerim bulundukları durumdan kaçmaya çalışan insanlar. Fakir de bulunduğu durumdan kaçmaya çalışıp, yok olmak istedi, L filminde Aris de arabasından, motosikletinden, sonunda da teknesinden kaçıyordu ama hiçbir yere gitmiyordu. L hareket olmamasına rağmen yolda olmak hakkında bir film. İkinci filmde de Yannis bir bakıma kendi içinde yaşadığı durumdan kaçmaya çalışıyordu. Hiçbiri kaçmayı başaramadı. Bana göre içinde bulundukları durumdan kaçamadılar ama izleyici filmin sonunda özgürlüğü yakaladıklarını düşünebilir.

Pity’nin ve bir önceki filmin L’in senaryosunu da Efthymis Filippou yazdı. Birlikte çalışırken uyumu nasıl yakalıyorsunuz?
İşin en zor kısmı güvenebileceğin birini bulabilmek. Yazmaya başladığın kişiyle aynı zevklere, aynı hayat görüşüne sahip olman önemli. Bu senaryoya da yansır. Efthymis’le uzun zamandır arkadaşız. L için bir fikrim vardı ve bazı karalamalar yapmıştım. Sonrasında bu fikri Efthymis’e gösterdim, o da bana bir senaryo çıkardı. Efthymis bir yazar aslında, senaryo yazarı değil. Tiyatro metni, şiir ve kitap yazıyor.

Bu sorum aslında kişisel deneyimime dayanıyor, filmi izleyen herkes bu duyguyu yaşar mı emin değilim. Filmden çıktıktan sonra epey rahatsız hissettim ve bu duygu beni eve kadar takip etti. Bu özellikle planladığın bir durum mu? İzleyicinin rahatsız hissetmesini istedin mi?
Tabii ki! Filmlerin, müziğin, resmin ve sanata dair her şeyin en harika yanı da bu. Bir film izlediğinde, şarkı dinlediğinde ya da bir heykel gördüğünde hissetmen önemli. Biri bana "Filmini izledim ve bir süre aklımdan çıkmadı" dediğinde mutlu oluyorum. İzleyicinin film üzerine düşünmesi, onu beraberinde taşıması harika bir şey. Sanat bu aslında. Bir film izleyip, daha sonra eve gidip öğle yemeği yemek değil. Filmi beraberinde taşıman, hakkında düşünmen, arkadaşlarınla tartışman sanatın anlamı. Filmi izleyip; sonrasında gidip hamburger yiyerek her şeyi geride bırakmak üzücü bir durum.

Filmlerinde imzan sayılabilecek bir iz bırakıyor musun? Renkler, oyuncu seçimi ya da filmin dokusundan seni tanıyabilir miyiz?
Sabit çekimlerden hoşlanıyorum. Kameranın çok fazla hareket etmesini sevmiyorum. Renkler ise filmin konusuna bağlı. Bu filmde karakter çok mutsuz olduğu için etrafındaki her şeyin parlak olmasını istedik. Yine burada da 'hayat çok güzel ama bu adam sefil bir durumda' diyen bir tezatlık görüyoruz. Filmin konusuna göre renkler değişebilir. Eğer gerilim çekersem daha karanlık bir film olur. L’de sadece bir gece çekimi vardı, son filmde de iki ya da üç gece çekimi oldu.

Pity, yakın zamanda Adana Film Festivali'nde prömiyer yaptı. Umarım yakın zamanda da sinemalarda gösterime girecek. İzleyicilerine söylemek istediğin herhangi bir şey var mı?
Festivale davet edildim ve buradaki prömiyere katılmak zorunda olmasaydım, orada bulunmayı çok isterdim. Acımak, milliyeti olmayan bir his. Bu duygu her yerde. Sanırım Yunanistan ve Türkiye gibi ülkelerde dramayı her yerde görebiliriz. Yunanlar bu şekilde yaşamayı seviyor, sanırım Türkler de öyle.

Benzer İçerikler