Pazar

25.11.2017 - 02:30

Rahatlık, yeni şıklık!

Sitene Ekle
İnsallık Halleri  |  Şebnem Burcuoğlu sebnem.burcuoglu@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »
Spor ayakkabılarım olmadan asla! Tamam, topukluların da kalbimde yeri ayrı ama İstanbul’un hızına yetişebilmem için yürümem yetmiyor, uçmam lazım. Hem her birimiz tarzımızı spor ayakkabılarımızla kombinlemiyor muyuz? Ve o kombinle şık bir mekana da adım atmıyor muyuz yeri geldiğinde? Çünkü bizim için rahatlık ön planda. Hatta kullandığımız haliyle söyleyeyim, artık casual (rahat) takılıyoruz.

Her şey bir çift spor ayakkabıdan çıktı aslında. Bebek’in göz bebeği Lucca’da, mekanın sahibi Cem Mirap’la casual yaşamaktan söz ediyorduk ve konu tabii ki döndü dolaştı casual yeme-içmeye geldi. DNA’mıza işleyen rahatlık duygusunun yiyecek sektörüne yansımalarını anlattı Cem, “Dünyada yükselen trend şu: Casual is the new chic yani ‘Rahatlık yeni şıklık’. Üzerine düşünülmüş yemekler, kaliteli malzemeyle yapılıyorsa, iyi servis ve içecek sunuyorsa bir restoranın klasik kalıplara bağlı kalmasına, beyaz eldivenli garsonlara ihtiyacı yok. Çoğu fine-dining (gastronomik lezzetlerin kusursuz bir atmosferde sunulması) restoran sahibi daha rahat, daha butik yerler açmaya başladı. Mesela dünyanın en iyi restoranı olarak bilinen Kopenhag’daki Noma’nın sahibi Rene Redzepi, New York’ta açılan hamburgerci Superiority Burger’ı “yeni fine-dining” olarak tanımlıyor. Bir sürü ünlü şef streetfood’u (sokak yemeğini) yeniden yorumluyor. Mesela Los Angeles’ta en sevdiğim şeylerden biri eşim ve çocuklarımla spor ayakkabılarımızı giyip bu tarz rahat bir restoranda nefis bir yemek yiyebilmek.” Peki rahatlığı seviyor da mesela operaya giderken de spor ayakkabı mı giyiyor Cem Mirap? “Bazı şeyler ise olduğu gibi güzel. Klasik bir restorana giderken de, operaya giderken de şık giyinmeyi tercih ederim.”

Sebze sınıf atladı

Giyimde sporuz, orası net. Ya yemeklerin içeriğinde neler trend dersiniz? “Kesinlikle vegetable based eating (sebze bazlı yemek). Sebze bir garnitür olmaktan çıktı, ana menüye geçti. Sağlıklı beslenmenin yükselmesiyle birlikte lüks restoranlar dahi sebze yemeklerini daha lezzetli hale getirebilmek için yorumlamaya başladı. Lucca’nın yeni sezon menüsünde de buna ağırlık verdik. Vegan bowl, mantarlı/patlıcanlı/hurmalı crostiniler ekledik menüye.”

Nişantaşı’na Cantinery yakışır

Organik pazarı, bit pazarı ve Bomonti Ada’sıyla Bomonti’yi İstanbul’un en heyecan veren semti olarak tanımlıyor Cem Mirap. Lucca ve Cantinery’den sonraki üçüncü restoranını ise Nişantaşı’nda açmayı planlıyor, “Restoranlar, bulundukları yerin florasına göre şekillenmeli bence. Mesela yurt dışında da bir yer açmak istiyorum, Türk mutfağının lezzetlerini oraya göre yorumlamak isterim. Nişantaşı’na Zorlu Center’daki Cantinery markamın uygun olacağını düşünüyorum. Yer bakmaya başladım bile. Sonra da Bağdat Caddesi’ni düşünüyorum.”

Cem’le konuştukça anlıyorum dünyadaki trendleri takip etmenin, gezmenin, deneyimlemenin, tazelenmenin bir markayı nasıl sağlamlaştırıp bir adım öne taşıdığını. Ve aile olarak tanımlayabileceğin, iyi bir ekibin ne kadar önemli olduğunu. Yoksa yedi yıl New York’ta yaşayıp 2004’te İstanbul’a gelip açtığı Lucca, ardından Cantinery bugün bu noktada olamazdı. Son olarak diyeceğim şudur, Nişantaşı’mız seni bekliyor Cem Mirap.

Hangi şehirde, hangi restoran?

İbiza: Pacha ve Adria kardeşlerin yemeğinin Cirque de Soleil performanslarıyla birleştiği, sonrasında bir kulübe dönüşen Heart favorilerimden. Bir de adanın ortasında tarladan-sofraya felsefeli, şirin, sağlıklı ve vegan mutfağın önde olduğu La Paloma.

Los Angeles: Gracias Madre, sadece vejetaryen Meksika mutfağı yapan bir restoran. Ve Gjusta, çok iyi sandviç ve eve götürecek lezzetler satan bir fırın, kafe...

Uzakdoğu: Japon mutfağı özellikle favorim. Tokyo Balık pazarını ve New York’taki Sushi Yasuda’yı mutlaka deneyimlemelisiniz.

Çin mutfağında Hong Kong’daki Lung King Heen ve Pekin’deki Dadong ‘u tavsiye ederim.

©Copyright 2017 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.