Bir anti-kahraman İvedik. İnsanların özdeşleşmek istemediği bir karakter. Ancak, kendimize pek yakıştıramasak da, Recep İvedik, yok olmuyor, tam aksine daha da kök salıyor. Toplumsal bilincimizin derinliklerine yerleşiyor.
Geçen dönemde, popüler kültürü, marka dünyasına taşıma konusunda esnek ve atak davranan Turkcell, pazarlama teorilerine hiç uymayan bir tavırla bu anti-kahramanla yan yana durmaya karar verdi. Marka kimliğine zarar verme olasılığını bir yana itip, Recep ve tavuğu kampanyasına kalkıştı. Araştırmalara göre, marka hatırlama ve marka vaadini aktarmada bu hamle işe yaramış. Sonuçlara bakılacak olursa, gençler İvedik’i pek o kadar ciddiye almıyor. Onu çevrelerindeki insanların bir bileşkesi olarak görüyor, hatta gerçekçi buluyorlar. İvedik’in “olduğu gibi davranması”ndan hoşlanıyorlar. Turkcell’in Tosun’lu yeni kampanyasında, espriler daha oturmuş. Filmler dikkat çekiyor, tekrar izleniyor ve akılda kalıyor. Tosun Recep kampanyasının sonuçları da başarılı. Özetle, bu ikili formül işliyor gibi görünüyor.
İstanbul’u sevmezse gönül aşkı ne anlar?
Milyonlarca insanın umut kapısıdır İstanbul. Hepsinin ortak noktası, İstanbul’dan tek taraflı beklentiler içinde olmasıdır. İstanbullular hep almak ister. Şikayet ederler ama günlük yaşamın kalitesini artıracak bir şeyler yapmaya da pek kalkışmazlar. Bir mega köydür kentimiz. Bu yüzden, İstanbul’a eser bırakanlara şükran duyarım. Rahmetli Çelik Gülersoy, benim için bir kahramandır.. Tam 17 yıldır, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığı yapan Şakir Eczacıbaşı’nın yeriyse çok özeldir. Dünya sanatını, ayağımıza getiren, kentimize canlılık katan İzmir doğumlu bir İstanbulseverdir o. Şakir Eczacıbaşı, İstanbul’u gerçekten sevmiş, ona ömrünü vermiş, bizlere kendimizi kentli hissettirmiş bir beyefendidir.
Kendisine teşekkür ediyor ve rahmetle anıyoruz. Tanrı mekânını cennet eylesin.
Kurumlar internette olmalı mı?
Tüm yaşamlarını hiyerarşik yapılarını korumak ve bilgiyi saklamak üzerine kuran iş dünyası, internet çağında ciddi bir ikilemle karşı karşıya. Bir kurumsal site açmak yeterli olmuyor. Milyonlarca insan, cep telefonu ve bilgisayar aracılığıyla, deneyimlerini ve haberleri paylaşıyorlar. Şirketlerin verdikleri resmi bilgiler, diğer kaynaklarla karşılaştırılıyor. Bir uyumsuzluk varsa, anında haber yayılıyor. Şirketler, internette insanlara kendilerini ifade edecekleri bir marka alanı yaratmak ve sosyal mecrada var olmak istiyorlar. Ancak, gelebilecek olumsuz yorumlardan da çekiniyorlar. Geçen hafta Webrazzi’nin düzenlediği Sosyal Medya panellerinde, konunun uzmanları akıllı stratejilerin önemini vurguladılar. Kendisini sosyal medyaya hazırlamayan şirketlerin işinin zor olacağını anlattılar. Bu noktada uyaralım ki, tüketicisine samimi olmayan markaların, reklamcı Selim Tuncer’in ifadesiyle “sırtında yumurta küfesi bulunanların”, sosyal mecralarda
işi zor olacak.
Porno endüstrisi erkekleri yanlış yönlendiriyor
Geçen hafta sonu yoğun kar yağışına rağmen TEDX Istanbul’u izledim. Konu toleranstı. Farklı olmanın, kişisel tercihleri özgürce yaşamanın bir zorunluluk olduğu ekseninde konuşuldu. TED konferanslarından Serdar Erener’in seçtiği konuşma videolarını çok özgün buldum. Özellikle www.makelovenotporn.com sitesiyle pornoya karşı bir hareket başlatan Cindy Gallop’ın konuşması çok cesur bir seçimdi. Gallop, porno endüstrisinin toplum üzerindeki etkilerinin açıkça tartışılmasını savunuyor. Sistem tabular karşısında saklandıkça, konuşmaktan korktukça, hep karanlık kazanıyor. Cinsellik hakkında konuşmanın ayıp olduğu bir ortamda, çocuklar çarpıcı porno görüntülere ulaşma imkânına sahipler. Milyarlarca dolar gelir elde eden porno endüstrisi karşısında yasaklar işe yaramıyor. Bu yüzden, Gallop gibi çarpıcı militanlar gerekiyor belli ki..
Düşünce mi beyni etkiler beyin mi düşünceyi?
TEDxIstanbul’da Sharon Begley, yeni ve taze sorularla kafamızı açtı . Begley, “Düşüncelerini eğit, beynini değiştir’ şeklinde çevirebileceğimiz, “Train Your Mind, Change Your Brain”, kitabının yazarı. Begley, algıların ve sinirsel uyarı sisteminin beyni etkilediğini kabul ediyor. Ancak, beyin üzerindeki en güçlü etkinin inançlar ve düşüncelerden geldiğini savunuyor. Bir başka deyişle, düşüncenin sinir sistemini etkileme gücüne sahip olduğunu öne sürüyor. Begley, budist felesefeyi incelemiş, Dalai Lama’yla görüşmüş. Değişimin içeriden başladığına inanmış. Meditasyonun ve olumlu düşüncelerin depresyon tedavisinde işe yaradığını gözlemlemiş. Bazı bilimsel araştırmalar bu yaklaşımı yeterli bulmuyor. Ancak, günlük yaşamımızda algılarımızı ve ön yargılarımızı düşüncelerimizle değiştirme fikri çok cazip. Türkiye kadar ayrımların vurgulandığı, çatışmaların körüklendiği bir ortamda, bu yaklaşımı her ortamda vurgulamak gerek.


