SiyasetRSS
27 Mart 2011 - 21:36

Ren geyikleri ülkesinde bile ‘ifade özgürlüğü’ kaygısı

Finlandiya Cumhurbaşkanı Halonen, Ankara yolunda “Gazetecilere yönelik davalar Türkiye dışında kaygı yaratıyor. Umarım mahkeme süreci hızlı ve açık olur. Bu Türkiye’nin itibarı için en iyisi” dedi



Halonen, Ankara’ya gelmeden Helsinki’de gazetecilerle buluştu

 

Pat, pat, pat... Her taraftan yükselen bir gürültü var. Dün Brüksel’de her yıl yapılan Brüksel Forumu’nda, Avrupalılardan AB Başmüzakerecisi Egemen Bağış’a eleştiri yağmuru geliyor. Artık hep aynı tema: tutuklu gazeteciler, daha basılmamış kitapların toplatılması, ifade özgürlüğü.
Bir gece önce Washington’dan gelen bir dostum, Boğaz’da kalkan eşliğinde orada değişen atmosferi anlatıyor.
Bir kaç gün önce Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye’nin en büyük destekçileri, hükümete Radikal’e baskın konusunda ağır bir mektup yazıyor.
Ve hafta başında Helsinki’de, Noel Baba, kar ve ren geyikleri ülkesinde Finlandiya Cumhurbaşkanı Tarja Halonen’den aynı kaygıyı duyuyoruz. “Medya,” diye söze başlıyor bugün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü ziyaret için Türkiye’ye gelecek olan Halonen, “Medya ve basın özgürlüğü Avrupa Birliği için çok önemlidir. Bu tür davaları dikkatle inceleriz. Bu davanın (Ergenekon kapsamının tutuklanan gazetecilerden söz ediyor) Türkiye dışında bir çok yerde kaygı yarattığı söylemek isterim.”

Batılı müttefikler kaygılı
Gerçek şu ki, Ergenekon davasının muhalifler ve ifade özgürlüğünü tehdit eder biçimde genişletilmeye başlandığı algısı, Türkiye’nin Batılı müttefiklerini ciddi biçimde rahatsız etmeye başladı. Hükümet ve savcılardan gelen “Ama onlar gazetecilik faaliyetleri nedeniyle değil...” mırıltısı, ancak bir noktaya kadar para ediyor.  Uzayan tutukluluk süreleri, matbaa ve gazete baskınları, basılmayan kitapların toplatılması gibi 1980’lerin Türkiyesi’ni çağrıştıran işler artınca, ister istemez Ak Parti hükümetinin “reformist” imajı son aylarda tam tersi istikamete döndü.
Batılılar açısından mesele, bu işlerin “makul bir açıklaması” olup olmadığı değil; çok geç olmadan Türkiye’yi yeniden Batı-yanlısı ve reformist bir çizgiye nasıl döndürebilecekleri... 
Son haftalarda konuştuğum Avrupa ve ABD’li yetkililer, “radikal bir kopuş” ya da sert açıklamalar yerine Ankara’ya pozitif telkinde bulunma yanlısı.
Bu yüzden Helsinki’de Finlandiya Cumhurbaşkanı Halonen’nin karşısında otururken, ağzından çıkan tatlı-sert ifadelere şaşırmıyoruz. “ Biz Türkiye’nin AB adaylığını uzun zamandır destekliyoruz. (...)Ama AB’ye  girmek için yapılması  için gerekenler belli. Umarım politikacılarınız reformlar konusunda sabırlı davranır. Benim aday ülkelere  tavsiyem,  “Ev ödevlerinizi en iyi şekilde yapın .” Siz  ev ödevinizi yaparsanız, size karşı olanların işi de o kadar zorlaşır.”
Finlandiya değişik bir yer. Avrupa’nın taaa ucra bir köşesinde kalmış olmasında karşın, kadın-erkek eşitliği ve sosyal devlet konusunda dünyanın en iddialı yerlerinden. İskandinav-Rus karışımı safsata kaldırmayan bir ülke burası. Sosyal haklar var, özgürlük var, parklarda bile internet var. Yerliler ren geyiği ve somon yiyor, votka içip Fin hamamına giriyor. Kış o kadar uzun ki, yaz birkaç aylık hoş bir seda gibi gelip geçiyor. 

Göbek dansı yapan başkan
Finlandiya Cumhurbaşkanı, bir kadın. “Saray” denilen sıradan bir orta sınıf Amerikan evi havasındaki cumhurbaşkanlığına giderken, taksi şöförüme Halonen’in nasıl biri olduğunu soruyorum. “O hepimizin annesi” diyor. Sonra da gururla Halonen’in korumaları olmadan dolaştığını, her sabah yüzdüğünü ve egzersiz niyetine göbek dansı yaptığını anlatıyor. (Halonen hepsini doğruluyor.)
Üç gazetecinin dvetli olduğu sohbet, Libya’dan feminizme kadar uzanıyor. Ancak konu dönüp dolaşıp basın özgürlüğüne geldiğinde, Finli liderin Ankara’ya vermek istediği mesaj son derece açık.
“Biz bu tür davaları çok dikkatle inceleriz” diyor Halonen Ahmet Şık ve Nedim Şener bahsi açıldığında, “Umarım Türkiye medya konusundaki reformları mümkün olduğunca etkili bir şekilde yerine getirir. Umarım müzakerecileriniz medyanın önemini kavrar.”  

“Türkiye’nin itibarı için...”
Bir meslektaş, “Savcı gazetecilerin gazetecilik değil başka  faaliyetler nedeniyle içeride olduğunu söylüyor” diyor. Mesaj yine de değişmiyor “Her adımda hukuk devletinin altını çiziyorum. İlk gözaltı anından mahkemeye dek. Bu davanın Türkiye dışında da eleştirildiğini biliyorum. Detaylarına girmek istemem ama Türkiye dışında da çok kaygı yarattığını söylemek isterim. Umarım mahkeme, hak ve adalet için, gazetecilere haklarını iade etmek için, mümkün olduğu kadar hızlı ve açık olur. Bu Türkiye’nin itibarı için en iyisi olur. Zaten Türkiye’de durumdan kaygı duyduğunu söyleyen önemli politikacılar da var.”
“Ama mahkemeler bağımsız olmamalı mı?” diye soruyor aynı meslektaş. “Bu yargı bağımsızlığına zarar vermez. Elbette mahkemeler yaptıkları iş konusunda bağımsızlar, fakat biz de umuyoruz ki karar adaletli olsun. Biz her ülkede ifade özgürlüğünün gerçekten dürüstçe garanti altına alınmasını isteriz. Gazetecilerin yargılandığı her davada mahkemeler temkinli olmalı. Elbette gazeteciler kanunların dışında değildir, ama ifade özgürlüğüne saygı duymalıyız.”

 

‘Kusura bakmayın Tahrir Meydanı’ndayım’ 
Hüseyin Besli’nin bir kaç ay once çıkan “Bir Liderin Doğuşu” isimli biyografisi, siyasi eğiliminiz ne olursa olsun Türk siyaseti ve  “Tayyip Erdoğan fenomenini” anlamak isteyen herkesin okuması gereken bir başucu kitabı. Ak Partili vekil, geçmişte basın danışmanı, aile dostu, dava arkadaşı ve hatta metin yazarı olarak hep bir biçimde Erdoğan’ın en yakınındaki isimlerden biri oldu. Şair Ömer Özbay’la birlikte kaleme aldığı kitap da bu yüzden belediyeden başbakanlığa yükseliş hikayesini kimsenin bilemeyeceği detay ve özel anılarla aktarıyor.
Geçenlerde, Orta Doğu’da yükselen Erdoğan merakı çerçevesinde kitabın Arapça, Urduca, Boşnakça, Rusça, Malayca ve İngilizce’ye çevrildiğini duydum. Bilgi almak için Besli’yi aradığımda, ilginç bir anı anlattı. Kitabın Arapça çevirisi gecikince, Şubat ayında yayınevi Arapça’ya çeviriyi yapan Mısırlı akademisyen Tarık Abdel Celil’i aramış. Cep telefonundan zar zor ulaştıklarında Celil,“Kusura bakmayın evet tercüme gecikiyor. Çünkü Tahrir Meydanı’ndayız. Bize dua edin. İnşallah önce özgürlüğümüzü kazanıp sonra tercümeyi bitireceğiz” demiş. 
Çünkü daha önce Ahmet Davutoğlu’nun “Stratejik Derinlik” isimli kitabını da çeviren Celil, Tahrir Meydanı’ndaki eylemi organize eden isimlerdenmiş.
Bu anekdot neden önemli? Hükümet sık sık İran ve Suriye gibi diktatoryal rejimlerle fazla sıkı fıkı olmakla, Libya’da fazla Kaddafi yanlısı davranmakla eleştirildi.
Ancak Ak Partililer arasında nabız tuttuğumda görüyorum ki Ak Parti tabanında bu halk hareketlerine açık bir sempati, hatta buralardaki kıpırdanmayı AKP’ye biçilen “demokratikleşme”  misyonuyla özdeşleştiren bir ruh hali var. Taban, Orta Doğu’daki isyanları, 2002’de seçmenin sandıkta kurulu düzene isyanına benzetiyor. Bir çoğu ruhen diktatörlere karşı isyancılar, göstericiler, protestocularla birlikte.
Haliyle Ankara, zaman zaman devletçi refleksle hızla değişen coğrafyada frene basıyor, statüko ve rejimlerden yana tavır alıyor olabilir. Ancak  bu politikaların kalıcı olma şansı yok. Çünkü  hükümetin dayandığı taban ortada. Eninde sonunda Ak Parti hükümeti, halk hareketlerini desteklemek zorunda. Aksini yapmak, kendini reddetmek demek.

 

Kahraman Birey Süperdevlete karşı 
İçinde yaşadığımız Facebook çağının en önemli özelliği, devletlerin elindeki “bilgi tekeli” ve “enformasyon hegemonyasını” kırarak bireyi güçlendirmesi. Artık önünde bilgisayar olan herkes bir yazar, sosyal iletişim ağlarına bağlanabilen herkes bir siyasi aktivist olabiliyor. Kahire’de Tahrir Meydanı’ndan ABD’deki Çay Partisi hareketine kadar her yerde tek tek güçlenen bireylerin başlattığı sosyal hareketlilik siyasete yön veriyor.
Oysa gazeteci almak, kitap toplamak, yayınevi basmak, eski dönemlerin işi. Kurşun dökümlü matbaaların olduğu dönemlerin. Bugün ise fiziken enformasyonu zaptu rapt altına almanız mümkün değil. Koskoca Amerika bile Wikileaks karşısında çaresiz.
Bu yüzden Ahmet Şık’ın yazdığı “İmam’ın Ordusu” kitabının eninde sonunda basılacağına emin olabilirsiniz. Zaten dün akşam itibariyle Facebook’da “Ahmet Şık’ın Kitabı Bende de Var” sayfasına üye sayısı 60 bini geçti bile...

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
©Copyright 2011