Uzun zamandır bu kadar heyecanlanmamıştım.

Daha önce bir şeyler yazıp hislerimi paylaşmak geldi içimden ama olayın içinde kalmak, yazmaktan çok yaşamak istedim.

Gazi Parkı direnişi hakkında sosyal medyada çok şey yazıldı, çizildi.

Resmedildi, fotoğraflandı.

Belgelendi.

Paylaşıldı.

Evet en çok da paylaşıldı.

O kadar çok şey izledik, o kadar çok şey gördük ki sosyal medyada, yine de orada yaşamak, ayrıntılara değil bütüne bakmak bambaşka.

Bütün, ayrıntılardan bağımsız adeta bir RÜYA!

Hayal etsem hayal gücümün yetmeyeceği kadar gerçek dışı zaman zaman.

Gezi Parkı fiziksel olarak şu an ağaçlardan fazlası.

Bir yaşam biçimi, hatta aynı zamanda bir kültür sanat eylemi.

Ruhundaki benzerlikten dolayı Barışarock’ı anımsattı bana.

Ama daha güzeli bu kez şehrin tam da ortasında.

Bu bir RÜYA!

Danseden, gönlünden geçeni söyleyebilen, yemeğini, kitaplarını paylaşan, birbirine yol veren, şarkı söyleyen, birbirini dinleyen, elele tutuşan mutlu insanların yaşadığı gülümseyen, umut dolu bir dünya.

Uyanmak istemediğin bir rüya.

En güzeli uyanınca devam eden bir rüya.

Bu rüyanın neleri mi var?

Elbette ağaçları.

Biribirine saygılı insanları.

Çadırları.

Kütüphanesi.

Dansı.

Şarkısı.

Coşkusu.

Kitabı.

Ev yapımı keki.

Yazıları.

Pankartları.

Sosyal medyası.

Sanatı.

Sanatçısı.

Çocuk atölyeleri.

Bandosu.

Sahnesi.

Konserleri.

Direnme gücü.

Sesi.

Eylemi.

Heyecanı.

En çok da mizahı var.

Her gittiğimde beni bu derece heyecanlandıran ve gülümseten bu rüyayı gördüğüm için kendimi çok şanslı hissediyorum.

 

Twitter / @hulyoalkan

halkan@hotmail.com