Şu dershaneler olmasa maarifi ne güzel idare ederdim!

Eklenme Tarihi30.04.2015 - 22:52-Güncellenme Tarihi
Sadık Gültekin »Sadık Hoca ile Soru Cevap.Tüm Yazıları
II. Meşrutiyet döneminde iki defa Maarif Nezareti (Milli Eğitim Bakanlığı) görevine getirilen Emrullah Efendi, yakın geçmiş Türk eğitim hayatının önemli şahsiyetlerinden birisiydi...
 
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nde etkin ve sözü sayılan bir isimdi. Eğitim tarihinde ‘Tûbâ Ağacı Nazariyesi’ adlı fikir sistemi ile tanındı. Bu fikir sistemi, Emrullah Efendi’nin ölümünden sonraki yıllarda siyaset ve kültür hayatının önemli tartışma konularından birisi oldu. Konumuz bu olmadığı için, ‘Tûbâ Ağacı Nazariyesi’ne girmeyeceğim… 1912 yılında bir dost meclisinde şaka amacıyla söylediği ‘Şu mektepler olmasaydı, maarifi ne güzel idare ederdim’ sözü asırlardır unutulmadı.
 
Bu söz şakaydı, ama bu sözü söyleyen zat, işinde hiç şakaya gelmezdi. Dönemin Maarif Nazırı, yenilikçi eğitimin temellerini atan kişilerin en başında geliyor, her şeyden önce kendisi önemli bir alimdi. Rahmetli Emrullah Efendi yaşasaydı, dershane-okul çıkmazını herhalde şu şekilde aşmaya çalışırdı: Şu dershaneler olmasa, milli eğitimi ne güzel idare ederdim!’
 
İlginç bir yıl olacak, önümüzdeki eğitim-öğretim döneminden söz ediyorum… Benim bildiğim ya da pedagojinin bana öğrettiği; okullar doğrudan sınava hazırlamaz ve öncelikli görevi bu değildir. Okul, kişiyi hayata hazırlar, bir üst kademeye hazırlar ve bunları yaparken, sınava da hazırlar. Sanat, kültür, spor ve akademik bilgiler kişinin/kişiliğin gelişimi için harmanlanır, bir bütün dahilinde harmanlanır…
 
Gel gör ki, öğrendiklerimin tümü çöpe gitti. Ben mi çağın gerisinde kaldım ya da öğretilenler gelişmelerin gerisinde mi kaldı? Gel, çık işin içinden; aklım, havsalam bu çıkmaza bir çözüm yolu bulamıyor…
 
Dershaneler mi okula döndü, yoksa okullar mı dershaneleşti anlamak mümkün değil. Ortada garip bir durum var, ama haydi hayırlısı… Hadi diyelim bu çocukları sınava hazırladık, hayata hazırlayabilecek miyiz? Nerede bu dönüşen okulların konferans salonları, nerede spor salonları, nerede kütüphaneleri, nerede sosyal mekanları? Bu birimlerin olmadığı mekanlara ne denir, sizce okul denir mi? Yoksa ‘Temel Lise’ deyip işin içinden çıkacak mısınız?
 
Okullarda YGS-LYS kursları açılacak deniliyor. İyi, iyi de bu dersleri kimler verecek? Diyeceksiniz ki, bu nasıl bir soru; öğretmenler verecek, okullardaki öğretmenler.
 
Ben, mesleğe dershanede başladım, yıl 1988… Bu kadar yılın tecrübesi bana şunu öğretti; okul öğretmenliği ile dershane öğretmenliği temelde birbirinden çok farklı. Çok başarılı okulların, başarılı öğretmenlerinin dershanelerde başarılı olamadığını çok gördüm. Tam tersi de geçerli, dershanede çok başarılı olan öğretmeni liseye koysanız, aynı sıkıntıyı o da yaşayabilir. Aynı öğretmenin, ikisini de bir arada yapması oldukça zor bir olay; imkansız değil, ama zor, çünkü kulvarlar çok farklı. Birinde maraton koşucusuna diyorsunuz ki, 400 metre bayrak yarışına katılacaksın; 100 metre koşucusuna da maraton koşacaksın! Savunma şu: Eee, ne var ki, ikisi de atlet değil mi? Hee, ikisi de atlet!
 
Test konusu n’olacak? Bu da ayrı bir sorun. Sınava hazırlık, sadece ders anlatmak mı, hani bunun testi, hani bunun deneme sınavı, hani bunun konu anlatım kitapları? Bunları kim yapacak, bunları kim verecek? ‘Ha’ deyince olmuyor bu işler, plan-program gerektiriyor…
 
Etiketler