Pazar

09.12.2012 - 02:30 | Son Güncelleme: 09.12.2012-2:30

Sakıp Sabancı Müzesi’nde tabldot yemeği

Bu hafta "Sofrada baş başa" sohbetinde Güler Sabancı ve Güngör Uras Sabancı Müzasi'nin lokantası Changa'da buluştular

Sitene Ekle

SOFRADA BAŞ BAŞA Fotoğraflar: Ercan Arslan

Güler Sabancı’yı 1980 yılından bu yana tanıyorum. İş ortamında ve iş ortamı dışında; yurt içinde ve dışında birçok defa bir araya geldik. Adana’da Asmaaltı Kebapçısı’nda da Washington’da Başkan Obama ve First Lady’nin sık sık ziyaret ettiği Citronelle’de de yemek yedik. Ama bu yemekler başkalarının da bulunduğu yemeklerdi.
İlk defa Güler Sabancı ile baş başa yemek yiyeceğim.
Güler Sabancı anlı şanlı bir iş kadını. Koskoca bir holdingin, vakfın, üniversitenin, müzenin başında, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere bir çok önemli uluslararası kurulda üye... Sadece yurt içinde değil, yurt dışında da dünyanın önde gelen devlet adamlarıyla istişarelerde bulunuyor; ünlü iş insanlarıyla dostluklar kuruyor. Onlarla yemek masalarına oturuyor.

“Pop müziği sanatçıları ile yakın dostluklarım var. Onların konserlerini izlerim. Evde yalnız kaldığımda Mozart ve Haydn dinlerim.”

Güler Sabancı ile sözleştik. Sabancı Müzesi’ndeki Changa’da yemek yiyeceğiz. Önceden Changa’nın patronları Tarık Bayazıt ve Savaş Ertunç’u aradım. “Şöööyyle oturaklı bir menü hazırlayalım... Belki bir bardak şampanya ile başlarız. Yemekte Güler Hanım’ın Gülor marka şaraplarından içeriz” dedim.
Lokantaya gittiğimde Savaş Ertunç beni karşıladı. “Sizin ‘oturaklı menü’ güme gitti. Sizden önce gelen,  Güler Hanım, sizin ‘oturaklı menü’ yerine bizim Monet Sergisi nedeniyle hazırladığımız özel menüyü tercih etti” dedi ve de ekledi: “Monet yemeğe meraklı bir sanatçı. Kendi yemek pişirir dostlarını ağırlarmış. Biz de Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki Monet Sergisi süresince Monet’in torununun derlediği tariflere uygun Monet menüleri hazırlıyoruz.”
Öğle saatinde lokanta, müzeyi gezdikten sonra yemeğe gelenlerle dolu idi. Bir masaya iliştik. Changa’nın “Monet’den esinlenerek hazırlanan tabldot yemeği”ni servis etmeye başladılar.
Önce çorbayı getirdiler.
Kırçiçekli bademli bezelye çorbası pek güzeldi. Sıcacıktı. Sonra küçük kuşkonmazları yedik.
Ana yemek olarak patates püresi üzerine tavada kızartılmış ördek butu servis edildi. Tatlı olarak da elmalı tart ve gül şerbetli dondurma ikram ettiler.
Monet menüsü 110 TL. Yemekte sadece su içtik. Yemek sonunda iki kişi için 220 TL ödeme yaptım. Yemeğe yapılan ödemenin bir bölümü müzede çocuklar için uygulanan eğitim programına katkı oluyormuş.

Havadan sudan konuşmak bana nasip olmadı bir türlü
Sakıp Sabancı ile iş dışında bir lokantaya gidildiğinde ondan bundan sohbet edilirken Sakıp Sabancı birden iş muhabbetine başlar, uzun uzun işten konuşurdu. Sonra da, “Kusura bakmayın, havadan sudan konuşurken gene sizlere işten söz ettim” derdi.
Müzede Changa Restoranı’nın Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nin üst katında, Boğaz manzaralı salonunda oturuyoruz. Hava güneşli. Boğazdan gemiler geçiyor.
“Ne var, ne yok?” diyerek, havadan sudan söze girmeye çalışırken, Güler Sabancı, amcası Sakıp Sabancı gibi yaptı “Madem ki bu iş yemeği sohbeti,
o zaman işten söz edelim” diyerek başladı anlatmaya.

Daha hızlı koşmaya hazırız
Güler Sabancı diyor ki, “Önemli olan sürdürülebilir ve kalıcı değerleri yaratmak. Bu Sabancı Topluluğu ile ilgili politikaların uzun vadeli olarak planlanmasını ve uygulanmasını gerektiriyor.
Bugünkü portföyümüz hem büyümeye açık hem de konjonktürdeki dalgalanmalardan az etkilenecek bir yapıda.
Finansta banka ve sigorta konusunda büyüme sürüyor. Enerji, çimento, lastik sektörleri ile perakendecilikte ağırlığımız artıyor.
Bu sektörler Türkiye’nin büyümesi ile ilgili ve bugünün olduğu kadar geleceğin de sektörleri.”

Sakıp Sabancı iş dışında lokantaya gidildiğinde havadan sudan konuşurken birden iş muhabbetine başlardı. Güler Sabancı da amcası gibi yaptı

Check-up yaptırıyoruz
“Geçtiğimiz yaz aylarında McKinsey ile bir çalışma yaptık. Durumumuzu incelediler. Doktor deyimi ile ‘check-up’ yaptırdık.
Büyümemiz her açıdan sağlam.
Sonuçta daha hızlı koşmaya, daha hızlı
büyümeye hazırız.
Sabancı Topluluğu 2004 yılından beri ortalama yüzde 12’nin üzerinde büyüdü. Önümüzdeki yeni dönemde bu büyüme daha da ivme kazanacak.
Borsada hisse senedi işlem gören tüm şirketlerin toplam piyasa değeri içinde Sabancı şirketlerinin piyasa değerinin ağırlığı yüzde 12 dolayında.
2011 yılında doğrudan ve dolaylı olarak topluluğumuzun Türkiye’nin, toplam vergi
gelirine katkısı yüzde 5.5’e ulaştı”.

Kadına, inovasyona, farklılığa çok önem veriyoruz
“Sabancı Topluluğu olarak sürdürülebilir büyümeyi destekleyecek faktörlere önem veriyoruz.
Kadın çalışanların sayısını ve etkinliğini artırmak bu faktörlerden biridir.  Bu kapsamda, Sabancı Holding olarak Birleşmiş Milletler’in kadını destekleme prensiplerine imza atan ilk Türk şirketi olduk.
İnovasyonu topluluğa yerleştirme konusundaki politikayı da 2005 yılında başlattık. Toplulukta
her şirket inovasyon ile ilgili yenilikleri izliyor,
kendi inovasyon kültürünü oluşturuyor.
Ayrıca başarının ödüllendirilmesi de büyümeye katkı sağlayan temel unsurlardandır. Bu amaçla son üç yıldır ‘Sabancı Altın Yaka Ödülleri’ adı altında bir ödül programı düzenliyoruz. Hedef; birlikte çalışma ve ortak şirket kültürünü oluşturmak ve geliştirmek.”

Devamlı olarak üç yıl beş yıl sonraya bakıyoruz
“Büyük ve farklı alanlarda faaliyette bulunan gruplarda gününe göre yönetim diye bir şey olamaz.
Biz üç yıl beş yıl sonrasını görmeye tahmin etmeye çalışarak politikalar oluşturuyoruz.
Bugün, her şirketimizin ve genel olarak Sabancı Topluluğu’nun 10 yıllık hedefi ve stratejisi bellidir.
Denizcilerin bir lafı vardır; hangi limana gideceğinizi bilmiyorsanız, hiçbir rüzgar doğru rüzgar değildir.
Bu gibi çalışmalara Sabancı Üniversitesi’nin de büyük katkısı oluyor. Hiçbir şey tesadüfen olmuyor. Üniversiteyi kurarken biz yenilikçiliği, araştırma ve geliştirmeye dayalı eğitim sistemini hedef aldık. Türkiye’de ilk defa bölümleri olmayan üniversite kurduk. Bunları da dünyanın en iyi uzmanlarının katıldıkları arama konferansları ile gerçekleştirdik.
Geçen ay Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından üniversitemiz ‘En Yenilikçi-Girişimci Üniversite’ seçildi . Üniversitemizde bugüne kadar 29 patent başvurusu yapıldı, 11 patent alındı. Bu önemli bir sayıdır.”

Toplumsal Gelişim
“Sosyal kalkınma ve gelişmeye katkı sağlamak sorumluluğumuzun önemli bir parçasıdır.
Sabancı Vakfı’nın merkezini İstanbul’a taşıdık. Ama Adana’da da aktiviteler devam ediyor. Bu yıl Adana’da 14’üncü Uluslararası Tiyatro Festivali’ni yaptık. Son dört yıldır festival şenliğe dönüştü.
Bir ay süren festival sırasında biri başında, biri ortasında, biri de sonunda olmak üzere üç gösteri sokakta yapılıyor. Bu gösterileri çevre illerden de vatandaşlarımızın katılımlarıyla onbinlerce insanımız izliyor. Festivalin biletleri ilk bir kaç gün içinde tükeniyor.
Vakfımız iki sene sonra 40’ıncı yaşına basacak.
Vakıf çalışmalarını sadece bir görev olarak görmüyorum. Fark yarattığımızı görmek hayatıma değer katıyor.”    

Amcalarımın desteği çok önemli
“Sabancı Ailesi’nin tüm bireylerinin vakıf, üniversite ve müze konusundaki bütün çabalarına verdikleri yürekten destek cesaret verici, önümüzü açan bir güç. Başta Sakıp Amcam olmak üzere amcalarımın yanında yetiştim. 34 yıldır iş hayatındayım. En verimli çağlarında amcalarımla çalışmak bana çok büyük katkı sağladı.
Uzun süre patronum Sakıp Sabancı idi. Şimdilerde amcam Erol Sabancı’nın büyük desteği ile çalışmalarımızı sürdürüyoruz”.

Ekip önemli, tek başına olmaz
“Ufkun ötesine yolculuk yapmak istiyorsanız, yanınızda arkadaşlarınız olacak. Ekibiniz olacak.
Tek başınıza hiçbir şey yapamazsınız. En tepede de en altta da olsanız. Sizinle aynı heyecanı duyacak ve çalışacak, sizi destekleyecek bir ekibe ihtiyacınız var.
İş hayatımda her zaman çok başarılı, fark yaratan ekiplerle oldum. Kendimi her zaman bu konuda şanslı buldum.”

Geleceğe yönelik her karar öncesi Nazım’ın dizelerini hatırlarım:

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
Yaşamak yanı ağır bastığından.

İş yemeği dedik ise başka şey konuşmayacak mıyız?

Ana yemeği bitirdik. Tatlı tabağını getirdiler
Fırsat bu fırsat diyerek konuyu değiştirmeye çalıştım... “Güler Hanım, sizinle sohbete gelirken Milliyet Pazar Yöneticisi Deniz Alphan, dans merakınızın devam edip etmediğini sormamı istedi” dedim.
“Eskiden dansı çok severdim. Dans dersleri aldım. Profesyonel dansçılarla çalıştım. Ama iş yoğunluğu ile dansa fırsat bulamaz oldum.
Fakat bu yıl Komili’lerin kızının nişanında, Boyner’lerin kızının düğününde gençlerle piste çıktım. Kurtlarımı döktüm. Çok keyif aldım”.

Arkadaş ve dost çevresi geniş
Güler Sabancı’nın bir özelliği de arkadaş ve dost çevresinin genişliğidir.
Anlattı: “Dostluklarım benim özelimdir.
Bunların iş hayatım ile hiç ilgisi yoktur.
Okulda da arkadaş çevrem genişti.
Okullar bittikten sonra eski arkadaşlıklarımı sürdürürken arkadaş ve dost çevrem gelişti.
Benim akademisyen, yazar-çizer, gazeteci, sanatçı çok sayıda yerli ve yabancı dostum var.
Onlarla yemek yeriz, toplanırız, birlikte tatile gideriz.
Farklı disiplinlerden arkadaşlarının dostlarının olması, insanın dünyaya farklı perspektiflerden bakmasına imkan veriyor.
Dünyaya olanların gözü ile baktığınızda hayatınız renkleniyor, zenginleşiyor.
Bu tür menfaat ilişkisine dayanmayan arkadaşlıklar, dostluklar hayatımın en büyük zenginliğidir.”
Sanatçılarla ilişkisi iyi, müzede sorumluğu var... Koleksiyonu var mı?
“Sanat insan hayatını zenginleştiren bir uğraş. 1980’li yılların ortalarında kendi evim olduğunda çağdaş resim yapan sanatçıların eserlerini satın almaya başladım.
Bu vesile ile sanatçılarla dostluklarım oluştu.
Önde gelen resim ve heykel sanatçılarını tanıdım.
Bu sanatçılar dünyamı zenginleştirdi.
Son on onbeş yıldır genç sanatçıları izliyorum. Onların eserlerini satın alıyorum. Yurt dışında ve içindeki sanat etkinliklerini izlerim. Müzeleri galerileri gezerim. 20 yıldır 10-11-12’inci yüzyıl Selçuklu eserlerini toplamaya koleksiyon
oluşturmaya çalışıyorum”.

Hem pop hem klasik
“Hem pop müziğini hem klasik müziği severim. Pop müziği günün duygularını yansıtıyor. İnsanı duygulandırıyor, rahatlatıyor.
Pop müziği sanatçıları ile yakın dostluklarım var. Onların konserlerini izlerim. Evde yalnız kaldığımda, Mozart ve Haydn dinlerim”.
“Her kadın gibi benim de romantik bir yanım var. Duygusal şiirler beni etkiler. Ama Nazım’ı da severim. Hele hele Nazım’ın şu mısralarını unutamam. Geleceğe yönelik her karar öncesi hatırlarım:
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
Yaşamak yanı ağır bastığından.
“Yaşama sevincini kaybetmemek çok önemli. Sanatın her dalı insanın yaşam sevincine katkıda bulunuyor”.

Şarap bir iş değil hobi
“Şarköy’de bağ satın alarak dayım ile şarap üretmeye başladığımızda, büyük şarap üreticileri dışında bu küçük üreticiler henüz piyasaya girmemişti. Bizim Gülor firmamız öncü ve örnek oldu.
Türkiye’de de kaliteli şaraplar üretilebilir iddiasıyla, beni sanatçı dostlarım bu işe itti. “Bunu yaparsan sen yaparsın” dediler. Başta dayım olmak üzere uğraştık, şimdilerde bir noktaya geldik. Kaliteyi de yükselttik.
Benim için şarap bir iş değil keyifli bir hobi.
Şarap işinde yeni bir ortağım var: Adnan Erem.
Yeni bir dönem başladı.”
“Yaşamı ciddiye almak şart. Yaşama tutunacaksın. Yaşama sevgi ile yaklaşmak önemli. Ülkeni,
aileni, işini, dostunu, çiçeği, böceği, hayata dair
her şeyi sevmek...
Özel hayatta da, çalışma hayatında da,
sevgisizlik insanı mutsuz ve başarısız kılar.
Ama sadece sevgi yeterli değildir. Hayatta açıklık, dürüstlük ve samimiyet de önemlidir.”
Bitki çaylarımızı içtik. Güler Sabancı işine gitti. Ben Atlı Köşk’ün bahçesinde biraz dolaştım. Monet sergisini izlemeye gelenlerle sohbet ettim.

Duygu Asena ile bir anı

Bir erkek bir kadın baş başa yemeğe çıkarlarsa ne konuşurlar?

Ne kadar yıl önce idi hatırlamıyorum, Duygu Asena, karım ve ben güneşli bir sonbahar günü Yalıkavak’da kahvede otururken karım Puşkin (1799-1837) sohbetini başlattı.
Arkadaşları ile Petersburg’a giden karım, Puşkin’in düellodan önce son uğrak yeri olan Cafe Wolf’da (Cafe Litterauturia) havyar yediklerini, votka içtiklerini, yaşlı bir piyanist bayanın müziğini dinlediklerini anlattı.
Rusya’da her yemekte, votka içilip kafa bulunduktan sonra kadın-erkek her Rus’un bir Puşkin şiiri okumasının bir zamanlar gelenek haline geldiğinden söz etti. Karısı Natalya’ya kur yapan Fransız asıllı genç ile yaptığı düelloda aldığı yara sonucu iki gün can çekişen ve 38 yaşında ölen Puşkin muhabbeti uzadı gitti.
Rahmetli Duygu Asena “Kadın-erkek baş başa yemeğe gidecek, birbirlerine Puşkin şiiri okuyacak... Bizde olur mu?” deyince, ben “Neden olmasın? Sizi yemeğe çıkaracağım ve Puşkin şiirleri okuyacağım” dedim. Ekledim. “Ama yemek ‘manner’a uygun olacak. İkimiz de şık giyineceğiz. Ben sizi usulüne uygun olarak evinizden alacağım, evinize bırakacağım. Sofra da alaturka sofra olmayacak.”
Uzun lafın kısası bir gün ciddi ciddi giyindim, kuşandım. Duygu Asena’nın kapısını çaldım. O da güzel güzel giyinmiş. Elmadağ’daki Hyatt’ın İtalyan lokantası Spasso’da yer ayırtmıştım. Oturduk, birer kadeh şampanya içtik. Şarabımızı seçtik. Yemek boyu Rus edebiyatından ve Puşkin’in eserlerinden söz ettik. Ve de ona Puşkin’in bir şiirini okudum:

“Seviyordum sizi ve bu aşk belki
İçimde sönmedi bütünüyle.
Fakat üzmesin sizi artık bu sevgi
İstemem üzülmenizi hiçbir şeyle.

Sessizce, umutsuzca seviyordum sizi.
Bazen çekingenlik, bazen kıskançlıkla üzgün.
Bu öyle içten, öyle candan bir sevgiydi ki
Dilerim bir başkasınca da böyle sevilin.”

Yemekten sonra kahve konyak servisi yapıldı. Duygu Asena’yı evinin kapısına kadar götürdüm. (Meraklısına: Ne o beni kahve içmeye evine çağırdı, ne de ben “kahve içmeye içeri girebilir miyim?” diye sordum.)
Bunu neden anlatıyorum? Karımın da tanıdığı değişik disiplinlerden kadın dostlarımla ben arada sırada baş başa yemeğe çıkarım. Yemekler “Ne var ne yok? Daha daha nasılsınız?” muhabbeti ile değil, ortak ilgi konumuzdaki sohbet ile geçer. Ve bu tür  birliktelikler kebapçıda veya balıkçıda olmaz. Doğru dürüst lokantada ve “manner”a uygun olur. Ben takım elbisemi giyer, kıravatımı takar, ayakkabılarımı boyatır, yemeğe çıktığım kadına gereken ilgi ve hürmeti gösteririm.
(Manner’in karşısılığı bizde “usul adab”dır.
Her işin bir “racon”u vardır. Usul-adab’a uyulmaz ise ne olur? Olur da... Hiçbir şeye benzemez.)

 


Anestezi'nin diğer anlamı nedir?
©Copyright 2012 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.